Öğretmenlerin   Gördüğü Rüya

Eylül ayına girmiştik… İhtilalin eli kulağındaydı….Postal sesleri geliyordu. Her gün sağdan ve soldan bir çok öğrenci hayatını yitiriyordu. Okullarda doğru dürüst ders yapılmıyordu. Öğretmenler can güvenliğim yok diye rapor alıp okula gelmiyordu. Ben de bu karışık dönemde Divriği Lisesi Tarih öğretmenliğine gönderilmiştim. Daha önceki  görevim Sivas Milli Eğitim Müdürü yardımcılığı idi. Aynı zamanda Sivas Halk Eğitim Merkezi Başkanı idim.

Liseye sürgün olarak gönderildim. Gittiğim okuldaki öğretmen ve öğrenciler birkaç yıl önce okuttuğum öğrencilerim idi. Bana sürgün  muamelesi yapmadılar. Yalnız her gün Liseye uğramak zorundaydım… Derken Eylül ayı geldi. Öğretmenlerden biri bir rüya görmüş. Ben onlara imam/hoca olup namaz kıldırıyormuşum. Beni solcu olarak bildikleri için rüyayı hayra yormamışlar. Kendi aralarında rüyayı yormaya başlamışlar. Tabii bu hadiseyi bana söylememişler. Kendi açılarından güzel bir rüya değil. Sağcı öğretmenlerin imamlığını bir sağcı yapar….Ben sosyal demokrat bir adamım…

Birkaç gün beklemişler. İşin ilginç yanı bir hafta sonra  12 Eylül ihtilali oldu. İlçedeki yüzbaşı, ne kadar öğretmen ve idareci varsa hepsini okulda toplamış, daha sonra da Divriği Demir Madenlerindeki  sosyal tesislere göndermiş… Ben hariç hepsini tutuklamış …İşin kötü tarafı bütünlemeye kalanların sınavı yapılmamış. Üniversiteye girecek olan öğrenciler mağdur.

Yüzbaşı’nın yanına gittim. İhtilal olduğu için en büyük amir  ilçenin yüzbaşısı. Kendimi tanıttım, öğrencilerin mağdur olacağını söyledim. Komutan da anlayışlı davrandı öğretmen ve idarecileri serbest bıraktı. Öğrenciler de okuldan mezun oldular. Öğretmenlerin gördüğü rüya çıktı. Ben onların imamı oldum…Onlar da cami cemaati.

Hiyet Ne Yiyecek?

Bu hikayeyi bana Hafik’te anlattılar. Kızılırmak kenarında bir tarla, oldukça büyük ve sulanır arazı. Miras yüzünden bu tarlayı paylaşamıyorlar. Konu Hafik Kaymakamlığına intikal ediyor. İlçenin önemli kişileri  Hafik’e geliyorlar…. Muhtarın evinde sabah çayları içiliyor, sonrada Kızılırmak kenarına iniliyor. Keşif uzun sürüyor. Bu arada Muhtarın hanımı da yemek hazırlıyor. O devirde tezekten başka bir şey yok… Bir yağmur bulutu dışarıdaki ocağın üzerinden geçiyor. Tezekler de ıslanıyor… Kadın çaresiz kalıyor muhtara  sesleniyor:

Mıhtar Mıhtar… Yağmur yağdı tezekler ıslandı, hiyettekiler ne yiyecek? Muhtar umursamaz bir tavırla hanımına sesleniyor: Ahırda kurusu var, onları  getirirsin….

Kur’an dersinden  kaçan Şeyh Efendi

12 Eylül’den önce Divriği’ye  Valilik emriyle sürgün edilmiştim. İhtilalle birlikte Divriği’deki sürgün hayatım bitti. O tarihteki Sıkı Yönetim Komutanı, Tezgörücü Paşa’ydı. Kendisini Milli Eğitim Müdür Yardımcısı iken tanımıştım. Paşa’ya telefon ettim; çektiğim sıkıntıları anlattım. Paşa da beni Sivas’a aldı. İmam Hatip Lisesinde göreve başladım.

Öğretmenliğimin en güzel günleri burada geçti. Verdiğimi alıyordum. Liseye gelenler daha çok köy ve kasaba çocuklarıydı. Şehir merkezinden gelen öğrenci sayısı çok azdı.

Sivas’ta bulunan Divrikli’ler her yıl, Paşa Fabrikası’nda Divriği pilavı yaparlardı. Yemek masrafı pikniğe gelenler tarafından karşılanırdı.

On yıl kadar önceydi, eşimi ve çocuklarımı alıp piknik yerine gelmiştim. Benim sosyal demokrat bir yapıya sahip olduğumu bilenler:

Kutlu Hoca, ibadette çok yavansın, hazır buraya gelmişken seni şeyhimizle tanıştıralım, belki faydası olur, diye konuştular. Ben de  peki gideyim belki bir faydası olur, dedim… Divriği’nin hacı hoca tayfası önde, ben biraz arkada …Şeyh’in yanına gidiyoruz. Ben Şeyh’i merak ediyorum. Biraz yürüdükten sonra içlerinden birisi:

Şeyh Efendi, kavak ağacının dibinde duruyor. Gider elini öpersin, diye uyardı. Şeyh Efendi’nin yanına yaklaştım. Şeyh Efendi dedikleri Rahmetli  Necati Hoca’nın Kuran dersinden kaçan “Ahmet” değil mi? Beni görünce terlemeye başladı, alı al moru mor bir hale geldi. Foyası ortaya çıkacaktı. Ben kendisine yaklaşınca “Ahmet rahat ol” dedim.

Ahmet saygıda kusur etmedi, eğilip elimi öptü. Divriği’nin hacı hoca takımı şaşkınlıklarını gizleyemediler. Bizim şeyhimiz Kutlu’nun elini öpüyor; olacak şey değil diye düşündüler. Şeyhin saygısı karşısında mahcup oldular.

Ben, Şeyh’in yanında  fazla kalmadım. Onu müritleri ile baş başa bıraktım… Benim yanımda daha fazla mahcup olmalarına gerek yoktu.

Köroğlu gözün kör olsun

Söylenceye göre Köroğlu yazları Sivas Çamlıbeli’nde, Kışları Tokat’ta  geçirirmiş…Yol üzerindeki  taş binalar ve mağaralar o zamandan kalmaymış.

Köroğlu bir tarihte  Sivas Çamlıbeli’nde oturuyormuş. Efelerini yağma yapması için kalelerden birine göndermiş. Manzara hoşuna gittiği için dere kenarına inmiş. Yaşlı bir kadın yün yıkıyormuş. Köroğlu’nun geldiğini bile görmemiş. Elindeki tokacı.  kelle keser gibi hırsla kaldırıp indiriyormuş.  Yine de hırsını yenemeyip “Köroğlu gözün kör olsun” diyormuş

Köroğlu bir müddet beklemiş, “ana sen çok yoruldun, biraz da ben tokaçlayayım”   demiş. Yünler yıkanıp bitene  kadar ihtiyarın yanında beklemiş.. Kadın, bu delikanlıya çok dua etmiş; “gençliğinin hayrını göresin” demiş.

  Köroğlu ihtiyarın yanından ayrılırken kadına “Sen Köroğlu’nu tanıyor musun, ondan  ne kötülük gördün , niçin beddua ediyorsun”, demiş. Kadın üzgün ve mahcup bir tavırla “Ne bileyim oğul. Ben Köroğlu’nu tanımam, bilmem herkes “Köroğlu gözün kör olsun”  dediği için ben de  “Köroğlu, gözün kör olsun” diyorum , demiş.

Bizler de tanımadığımız kimselere haksızlık etmiyor muyuz?

Sivas Yöresinde Çocuk Sahibi Olmaya Bağlı Adak Yerleri

Sayın Müjgan Üçer’e saygılarımla

Kutlu Özen

Yeni evlenen  bir çiftin en büyük arzusu çocuk sahibi olmaktır. [1]Ailenin devamı çocuğa bağlıdır. Çocuk isteyenler, düşük yapanlar, çocuğu durmayanlar diğer uygulamaların yanı sıra adak yerlerinden de faydalanırlar.[2] Adak yerlerine bağlı çocuk sahibi olma ritüelleri günümüzde de devam etmektedir. Biz bu makalemizde adak yerlerini  tanıtmaya çalışacağız.. Uygulamalardan örnekler vereceğiz.

a. Günümüzdeki Adak Yerleri

A.Vahhap Gazi: Sivas merkez; Ahmet Hacı:Zara/Ahmet Hacı;

Ali Taş:Zara/Kanlıçayır;

A.TuranGazi: Soğuk Çermik; Aşılık:Yıldızeli/Hüyük, ŞeyhBahaddinHz.:SuşehriMinkes;   BasamakKaya:Yıldızeli/Büyükaören; Cöğü Baba:İmranlı/ Karacaören;Colü Dede:Şarkışla/ Kaleboğazı; Çalıcı Pınarı:Hafik/Çalıcı: Çamlı Çeşme: Zara/Kuzören ÇeltekBaba:Karaçayır; Deynekli:Divriği/Ömeran; Duman Baba:Koyulhisa  EmirhanBaba:Sivas/Dikmencik, EvliyaTepesi:

Ulaş/Hasbey; Fıdıl Ziyareti:Divriği/Erikli; Halka Kaya: Şarkışla/Kızılcakışla; Şeyh İsmail Zebihullah Hz. Yıldızeli/Fındıcak¸ İztaş:Suşehri; Kabak Baba Ziyareti: Karaçayır; Kara Ziyaret:Altunyayla/Kürkçüyurt Kaya Altı: Sivas/Bedirli//

Kaya Ziyareti:Kangal/İnkonak Kat: Yıldızeli/Gabı köyü ile Çerdiğin Katır Kayası:Zara/Tekke köyü, Kevgir Baba: Yıldızeli/Çakraz Kızlar Kayası:Yeniçubuk/Karaağıl, Koyun Baba Tekkesi:Karaçayır/Karamehmet;  a Kayası:Sivas/Seyfik

Maskayası: Sivas/Pınarca, Mekir Kayası: Yıldızeli/Direkli/Kadılı

Mekir Kayası: Yıldızeli/Yavu/Sarıçal , Melek Gazi: Şarkışla/Taşlıhöyük, Mıhlı Direk/Emre Köyü Ocağı:Murat Kayası:Ulaş; Nişengi Baba: İmranlı/Avşar, Seki Dede: Yeniçubuk/Karaağıl Şeyh Merzuban Hz.:Zara/Tekke; Topraktaş:Bedirli/Damlacık; Yaramış: Bedirli/Yaramış

b. Adak yerlerine bağlı uygulamalar

A.Vahhap Gazi: Türbesi Sivas merkezindedir. Hz.Peygamber’in sancaktarı olduğuna inanılan ulu bir zattır. Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar tarafından ziyaret edilir.[3]

Ahmet Hacı: Adak yeri Zara ilçesine 9 km uzaklıktadır. Köye adını veren Ahmet Hacı bir tepenin başında yatmaktadır. Adak yerinde ulu bir meşe ağacı, alt tarafında da su gözesi vardır.. Yaz boyunca Zara, İmranlı, Suşehri, Hafik, Koyulhisar… az da olsa civardaki ilçelerden ziyaretçiler gelir.

 Çocuğu olmayan kadınlar, adak yerine küçük salıncaklar asarlar. Yarası ve çıbanı olanlar gözeden alınan su ile /kazanda ısıtılan su ile yıkanırlar. Dilek sahipleri gözeden üç avuç su içerler. Hasta ve sakat kişiler de Ahmet Hacı’yı ziyaret ederler.Romatizmadan dolayı sakat kalmış kişiler de buraya getirilirler. Cuma geceleri kan renginde aktığı söylenen şifalı suya para atarak şifa beklerler. Efsaneye göre çok önceleri burada Ahmet ve Hacı adında iki kardeş varmış. Kafirler gelip bu iki kardeşi eza-cefa ile boyunlarını vurarak öldürmüşler. Gözenin suyu Cuma geceleri Ahmet ve Hacı’nın kanı olarak akarmış.[4]

Ali Taş: Taş kültüne bağlı bu adak yeri Zara’nın Beypınar bucağına bağlı Kuruköprü ile Kanlıçayır arasındadır. Adak yeri, Hz.Ali  tarafından kılıçla kesildiğine inanılan oldukça yüksek bir kayadır. Çocuk sahibi olmak isteyen ve sık sık düşük yapan kadınlar tarafından ziyaret edilir.[5]

A.Turan Gazi: Adak yeri Sivas yakınlarındaki Soğuk Ilıca mevkiindedir. Çocuğu olmayan, olup da durmayan kadınların ziyaret ettiği çok önemli bir adak yeridir.[6]

Akkaya/Talih Kayası: Abdülvehhap Gazi türbesi yakınlarındaki bir mağaradır.. Doğum sonrası çocuğu yaşamayan kadınlar Akkaya’ya götürülür. Eteğini nal çivisi ile kayaya çakar. Eteğinin yırtıkları kayada kalır.[7] Kısır kadınlar bu mağarada okunurlar ve kendilerini bu kayalara(Akkaya) satarlar. [8]

Aşılık: Adak yeri Yıldızeli Hüyük yaylası ile Çerdiğin arasındadır. Yüksek bir tepedir. Aşı boyası bu tepenin eteklerinden alınır. Üyük, Karakaya, Ortaklar…yağmur duası için çıkarlar. Ayrıca çocuk sahibi olmak isteyenler de tepeyi ziyaret ederler.

Bahaddin Hz.(Şeyh): Türbesi Suşehri ilçesinin Minlas vadisindedir. Ruh ve sinir hastalarının yanı sıra kısır/çocuksuz kadınlar veya çocuğu yaşamayanlar/düşük yapanlar türbeyi ziyaret ederler.[9]

Basamak Kaya: Adak yeri Yıldızeli, Büyük Akören köyündedir. Köy yakınlarında, üç basamakla çıkılan bir adak yeridir. Çocuğu olmayan kısır kadınlarla  düşük yapan kadınlar çocuklarının olması ve yaşaması için kayayı ziyaret ederler.  Basamaklara çivi çakarlar. (Mustafa Ağkaş, Büyük Akören köyü, 1968 doğumlu.)

Bende:  Divriği Avşarcık köyü yakınlarındaki kutsal bir taştır. Hamile kadınlar düşük yapıp yapmayacaklarını anlamak için kayaya taş yapıştırırlar. Taş yapışırsa dileklerinin kabul olacağına ve  ana karnındaki çocuğun yaşayacağına inanırlar.

Büyük Kaya: Adak yeri Divriği Karasar köyündedir.  Köy yakınındaki bir tarla içerisinde bulunmaktadır. Kutsal olarak bilinen kayanın diğer kayalarla bağlantısı yoktur. Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar ve özelikle düşük yapanlar kayanın etrafında üç defa dolaştırılırlar.  Çocuk isteyenler bu sırada kurban ikrar ederler/kurban sözü verirler. Doğan çocuğa Kaya ismi verilir. (Abbas Karahan, Kaya Kaya; Karasar köyü derlemesi 1991)

Cöğü Baba: Türbesi, İmranlı ilçesinin Karacaören bucağına bağlı Cöğü(Yünören) köyündedir. Buraya ruh ve sinir hastalarının yanı sıra çocuk sahibi olmak isteyenler de gelir. Özellikle sık sık düşük yapan ve doğumdan sonra çocuğu yaşamayan kadınlar getirilirler. (Seyfi Özmen, İmranlı/Avşar köyü 1963 doğumlu.

Colü Dede: Türbesi Şarkışla ilçesine bağlı Kaleboğazı mevkiindedir. Buraya felçli hastaların dışında çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar da getirilir.[10]

Çalıcı Pınarı: Adak yeri Hafik/Çalıcı köyündedir. Adak yerinin yakınlarında  bir çeşme vardır. Çocuğu olmayan kadınlar  çeşmenin yanına giderler. Ellerini oluğun içine sokarlar. Oluğun içinde böcekler vardır. Kadının eline böcek gelirse hamile kalacağına, çocuk sahibi olacağına inanırlar.

Çamlı Çeşme: Zara’ya 15 km uzaklıktaki Kuzören köyündedir. Sıtmaya yakalananlar bu çeşmenin suyunda yıkanırlar.  Ayrıca civar köylerden oğlan çocuğu olmayan kadınlar, çocuğu gurbette olanlar, gurbete gidenler bu çeşmeyi ziyaret ederler. Taş yapıştırarak niyet tutarlar. Ayrıca kadınlar çeşmenin oluğuna yumurta koyarlar, “günlerimiz güzel geçsin” diye. Çeşmeden almış oldukları suyu erkeklerinin eşyalarına serperler “keder olmasın” diye. Çeşmenin suyu ayrıca mala davara da serpilir “bolluk ve bereket olsun” diye. Bu çeşmeyi ziyarete gelenler, çeşmenin etrafını üç defa dolanıp dua ederler.

Çeltek Baba: Adak yeri Karaçayır bucağına bağlı Çeltek köyündedir.  Buraya akıl ve sinir hastalarının yanı sıra  çocuksuz/kısır kadınlar da getirilir. Çeltek Baba’nın türbesinden alınan toprak suda ezilerek kısır kadına içirilir. [11]

Diynenecek: Diynenecek  adı verilen bu kaya topluluğu Divriği/Ziniski-Erikli köyü yolu üzerindedir.  Ziyaretin hemen altından susuz bir dere yatağı geçmektedir.

Efsaneye göre büyük bir yatır olan Seyit Baba, Akmeşe/Ziniski köyüne gelirken kayalardan birine sırtını vererek dinlenir. Bu yüzden kaya kutsallık kazanır. Seyit Baba, sırtını verip dinlendiği için kutsallık kazanan kayaya “Diynenecek” adı verilir. Diynenecek, Seyit Baba’nın düşeğidir.  Buraya genellikle düşük yapan kadınlar getirilir. Hiç çocuğu olmayanlar Seyit Baba’nın Ziniski köyündeki türbesini ziyaret ederler.

Çocuğu olmayan veya düşük yapan kadın ilk önce Ziniski/Akmeşe köyüne gelir. Bu köydeki ocaklı kadına derdini anlatır. Ocaklı kadın, düşük yapan  kadının boynuna bir yazma bağlar. Yazmanın ucundan tutarak çocuksuz kadını adak yerine getirir. Diğer kadınlar da adak yerine gelirler. Ocaklı kadın, çocuk isteyen kadını Diynenecek kayası etrafında üç defa dolaştırır. Daha sonra ocaklı kadınla diğer kadınlar selamlaşırlar.

Ocaklı: Selamün aleyküm

Kadınlar: Aleykümselam

Alıcı kadın: Nereden gelip nereye gidiyorsunuz?

Ocaklı: Hac’dan gelip Hacca  gidiyorum.

Alıcı kadın: Sebep ne?

Ocaklı: Bir atım var kulun tutmuyor(Gebe/hamile kalmıyor); atımı satacağım….

Alıcı kadın: Ben alırsam kulun tutar…

Ocaklı: Ben de satıyorum, İnşallah elin uğurlu gelir…

Kadınlar: (Hep bir ağızdan) Kulun tutsun, diyelim Allah Allah!….(diye bağrışırlar)

Bu işlemden sonra ocaklı kadın, kısır kadının yazmasını alıcı kadının eline verir. Yani kısır kadını, adak yerinde  satmış olur. Bu işlemlerden sonra orada bulunanlara lokma dağıtılır. Kısır kadın: “Eğer bir çocuğum olursa, kurbanla üzerine geleceğim” şeklinde dilekte bulunur. Ayrıca adak yerinden bir parça toprak alıp yer.

Deynekli:Divriği/Ömeran köyü yakınlarındaki Kutsal bir su sarnıcı/ayazma’dır. Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar bu sarnıcı/havuzu ziyaret ederler. Havuza para, boncuk… gibi şeyler atıp dilek dilerler. Havuza daha önce atılmış  para, boncuk..gibi şeylerden birini teberük olarak alırlar, saklarlar. Çocukları olunca bunları çocuklarının omzuna muska gibi dikerler. Adak olarak kurban keserler.

Duman Baba: Adak yeri Koyulhisar ilçesindedir. Evlat hasreti çekenler bu evliyayı çokça ziyaret ederler. “Allah’ım bu zatın hürmetine bana nur topu gibi bir evlat ver” diye dua ederler.[12]

Emirhan Baba: Sivas/Dikmencik(Horsana) köyündeki bir adak yeridir. Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar tarafından ziyaret edilir. (Ahmet Dinç, Dikmencik 1969 doğumlu)

Evliya Tepesi: Ulaş/Hasbey köyündeki bir tepedir.Eğer gelin zor doğum yaparsa yayladan çobanı çağırırlar. Gelinin elbisesini veya mendilini çobana verirler. Çoban evliya tepesini yedi kere dolanır.

Aldım mendili yola çıktım

Dolandım evliyayı yedi kere

Aman yarabbi, dileğimi kabul eyle!

Her dolanışında  yukarıdaki  dörtlüğü tekrar eder. Kendisine verilmiş olan mendili / elbiseyi doğum sancısı çeken geline teslim eder. Gelin kolay bir doğum yapar. (Fikret Aydın, Hasbey 1965)

Fıdıl Ziyareti:Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar Divriği/Erikli köyü yakınlarındaki Fıdıl dağına çıkarlar. Dilek dileyip kurban keserler. Eğer dilekleri kabul edilmişse, yakınlarındaki kayadan süt renginde bir su çıkar.

Garip Dede Ziyareti:Adak yeri Divriği Arhısu köyü yakınlarındaki Garipler Mezarlığı kenarındadır. Adak yerinde mezar taşı olmasına rağmen okumamız mümkün olmadı. Yatırın çevresinde dargun ağaçları bulunmaktadır. Adak yerindeki çalılara çaput bağlanmıştır. Mezarın çevresi susuzdur. Mezarlığın alt tarafından Eçir deresi geçmektedir. Halk bu mezarda Garip adlı bir ermişin yattığına inanmaktadır. Garip Dede  ziyareti hakkında ilk bilgi Dr.Ahmet Caferoğlu’na aittir. “Sivas ve Tokat İlleri Ağızlarından Toplamalar” adlı eserinde “mengürde” kelimesinin anlamını açıklarken Garip Dede ziyaretinden ve burada yapılan merasimden kısaca bahsetmiştir. “Buraya daha çok oğlan çocuğu isteyenlerle  ; hamile kaldığı halde  sık sık düşük yapanlar getirilir. Düşük yapan kadın Garip Ziyareti’ne satılır.” İfadesini kullanmıştır.

Çocuk sahibi olmaya bağlı merasim iki bölümden ibarettir. Bunlardan birincisi Garip Kayası’nda; diğeri Garip Dede’nin  mezarının başında yapılır.

Garip Kayası: Garipler mezarlığına 300 m. kadar uzaklıkta ve Eçir deresi içindeki yüz tonluk tek parça kayadır. Dumbuca  dağından sel sularının getirdiği bu kaya parçası  kutsallığına inanılan ikinci bir adak yeridir.

Çocuğu olmayan veya sık sık  düşük yapan kadınlar, Garip Dede ziyaretinden önce Garip Kayası’na getirilirler. Kaynak şahıs Safiye Aslaner, çocuğu olmayan  bir kadının Garip Kayası’na satılma işlemini şöyle anlatmıştır:

“……’nin gelini evleneli üç yıl olduğu halde çocuğa kalmıyordu. Kapı komşumuzdu.  Ben, kaynanasına Ayşe’yi Garip Baba ziyaretine götürelim, dedim.  O da kabul etti. Bir sabah erkenden komşunun evine gittik. Ben ineğin mengürdesini/çoluğunu Ayşe’nin boynuna taktım. İpi elime aldım. Ayıp değil ya… Alemin/herkesin içinde sokaklarda o şekilde yürüdük. İşimiz rast gelsin diye kapıdan çıkarken Besmele çektik. Ben, Ayşe, Ayşe’nin kaynanası, iki de komşu kadını…

Yola çıkmadan önce abdest aldık. Cuma günü sela ile ezan arası Garip Dede ziyaretine geldik. Ruhuna Fatiha okuyup üfledik. Daha sonra Eçir deresine indik. Ayşe’yi ben yedi defa  Garip Kayası’nın etrafında dolaştırdım. Ayşeyi her dolandırışımda komşu kadınlara “Bu kısır ineği satıyorum” dedim.  Yedinci de komşumuz Fatma Ana: “Kaça veriyorsun?” dedi. Ben de 50 bin dedim…Fatma Ana: “Alıyım/alıyorum” dedi. Ben de “Sattım,al  hayrını gör” dedim. Mengürdenin ipini Fatma Ana’ya verirken “İneğim kısır ama bu evden giderse elden ele uğur vardır, sizin evde iki canlı olur” dedim.  Yuları Ayşe’nin başından çıkardık. Mengürde/yular bende kaldı. Sonra hep birlikte Garip Dede’ye çıktık. Mezarının yanındaki düzlükte ki rekat namaz kıldık. Garip Dede’ye dua ettik. “Eğer bir çocuğumuz olursa, yedi yıl kurbanla geleceğiz” dedik. Söylemeyi unuttum,  Garip Kayası’na kadar konuşmadan gittik. O da öyle bir parpu. Dileklerin kabul olması için dilsiz gidilecek. Kayanın olduğu yerde konuşulacak. Ayşe’nin ertesi yıl bir oğlu oldu. Adını Garip koydular. Şimdi okula gidiyor…”

Adak yerine satma işlemi bittikten sonra hep birlikte Garip Dede yatırına çıkarlar. Hamile kalmak isteyen kadın: “Allah’ım,  bu zatın(Garip Dede) yüzü suyu hürmetine bana bir çocuk verirsen, kurban keseceğim” diye dua edip adakta bulunur. İsteyen ziyaretin/yatırın başında mum yakar. Çevrede bulunan kuşların yemesi için mezarın üzerine bulgur dökülür. Çalılara bez, paçavrar bağlanır. Doğan çocuk erkek olursa Garip,  kız olursa Kadriye adı verilir. (Naci Küpeli, Arhısu Mahallesi; Safiye Arslaner, Divriği 1901 doğumlu, 19 Ocak 1986 tarihli derlememiz.

Halka Kaya: Adak yeri Şarkışla/Kızılcakışla köyü yakınındaki kayalık bir tepedir. Kayanın üstünde demir bir halka vardır. Çocuğu yaşamayan kadını büyük bir urgan ile belinden asarlar. Biraz bekledikten sonra indirirler.  Kadın, daha sonra kayanın etrafını Fatiha okuyarak  üç defa dolanır. Bu işlemden sonra doğacak çocukların hayatta kalacağına inanılır. (Yalçın Fırat, Şarkışla/Gücük köyü 1970)

 İsmail Zebihullah Hz.(Şeyh) : Türbesi Yıldızeli/Fındıcak köyündedir. Akıl hastaları  ve saralıların yanı sıra çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar tarafından da ziyaret edilir. Akıl hastaları ve saralılar için adak yerinden toprak alınır ve su katılarak çamur kıvamına getirilir. Bu çamur hastanın alnına bağlanır. Şeyh’e ait mühür iki ayrı kağıda basılır, biri muska edilip hastanın boynuna asılır, diğeri bir bardak su içinde bekletilip hastaya içirilir. [13]

İztaş:  Suşehri,  Beş Gözeler mevkiinde, beş gözenin en büyüğünün yanında 20×20 cm boyutunda bir taş hala durmaktadır. Taşın ortasında bir çocuğun ayak izi bulunmaktadır. O taşa kimse dokunmaz/zarar vermez. Çocuğu olmayan, olup da hastalıklı büyüyen kadınlar burayı ziyaret ederler. Adak adayıp, dua ederler.[14]

Kabak Baba Ziyareti: Çocuğu durmayan/düşük yapan kadınların ziyaret ettiği bir kaya parçasıdır. (Recep Ateş, Karaçayır, Karamehmet köyü 1969 doğumlu)

Kara Ziyaret: Adak yeri Altunyayla/Kürkçüyurt köyündedir. Hamile kalmak isteyen kadınların gitmiş olduğu bir ziyaret yeridir. (Mehmet Koç, Kürkçüyurt, 1966 doğumlu)

Kaya Altı:  Adak yeri Sivas/Bedirli Bostancık köyündedir. Köyün alt tarafındaki  bir kayadır. Düşük yapan kadınların gitmiş olduğu bir adak yeridir. (Ali Erdoğan, Bostancık 1968)

Kaya Ziyareti: Kangal/İnkonak köyündeki bir adak yeridir. Çocuğu olmayan ve düşük yapan kadınlar tarafından ziyaret edilir. Diğer kaya ziyaretlerinde olduğu gibi gelinin eteği kayaya çakılır. (Faruk Sükan, Kangal İnkonak köyü 1968 doğumlu)

Kat: Yıldızeli/Gabı köyü ile Çerdiğin arasındadır. Arazi içinde toplama taşlardan ibaret bir düşektir.  Adak yerini ziyaret edenler ”Adak yeri kaybolmasın, büyüsün, benim de bir emeğim, bir taşım olsun” diye  taş yığınının üzerine yeni bir taş bırakırlar. At sırtında gelenler, yürüyerek köylerine giderler. Halk arasında söylenen bir efsaneye göre Hz. Ali hasta bir kadının rüyasına girer. “Senin Hastalığının çaresi Kat’ta, oraya gidersen ağrıların sızıların geçecek” der. Kadın Kat’a gider şifa bulur.

Ayrıca cilt hastaları da burayı ziyaret ederler.

Katır Kayası: Zara’daki Merzubani Hazretlerinin türbesine yakın kaya dizisidir. Taş kültüne bağlı bir adak yeridir. Çocuğu olup da yaşamayan/düşük yapan kadınlar bu kayaya satılırlar.[15]

Kevgir Baba: Türbesi Yıldızeli ilçesinin Çakraz(Yolkaya) köyündedir. Kevgir Baba, köy yakınlarındaki çamlık bir tepenin üzerinde yatmaktadır. Tepenin alt tarafından şifalı bir su kaynar. Efsaneye göre Kevgir Baba, bu civarda yapılan bir savaş sırasında şehit düşer. Yıllarca köy bataklığı içinde kalır. Daha sonra bir zatın rüyasına girer. Kendisini elinde kılıcı, sağ gözünde ok yarası ile bataklıktan çıkarıp tepeye defnederler. Çeşitli hastalıkların yanı sıra burayı daha çok evlat sahibi olmak isteyenler ziyaret ederler. Ayrıca ağlayan çocukları da götürürler.[16]                              (Şenol Öniz, Yavu/Belcik Akpınar Beleni köyü 1969)

Kızlar Kayası: Yeniçubuk/Karaağıl, Seki Dede mevkiindedir. Sırtı ağrıyanlar, yel, sızı çekenler, kız çocuğu isteyenler buraya gelirler. (Mehmet Avcı, Yeniçubuk/Karaağıl, 1949 doğumlu)

Koyun Baba Tekkesi: Adak yeri Karaçayır bucağına bağlı Karamehmet Çiftliği köyündedir. Buraya düşük yapan, doğumdan sonra çocuğu yaşamayan kadınlar getirilirler. Türbenin etrafında dolaştırılırlar.  Yine yavrusunu atan/düşük yapan inekler de buraya getirilir. Türbenin etrafında dolaştırılır.(Yahya Ateş, Karaçayır 1968)

Mamga Kayası: Adak yeri Sivas/Doğanca(Seyfik) köyü yakınlarındaki bir kayadır. Düşük yapan, doğduktan sonra çocuğu yaşamayan kadınlar kayanın etrafında boynuna ip takılarak üç defa dolaştırılır. Doğan çocuğa “Kayacan” adı verilir. (Kenan Yiğit, Seyfik 1970)

Maskayası: Adak yeri Sivas/Pınarca köyündedir.Düşük yapan  gelinler çocuk sahibi olmak için kayaya gelirler. Eteklerinden çivilenirler. Yırtılan parça kayada kalırsa çocuğun yaşayacağına inanılır. Bez parçası kayadan çıkarılırsa çocuğun doğduktan sonra öleceğine inanılır. (Veysel Karani Ayan, Pınarca  1969)

Mekir Kayası: Adak yeri Yıldızeli, Direkli nahiyesine bağlı Kadılı köyündedir. Mekirli, düşük yapan kadın hamile kalır kalmaz köyün yakınındaki  mekir kayasına gider. Kayanın etrafını dolaşır. Ocaklı’nın hanımından yeşil  bir iplik alır.Çocuk doğar doğmaz o ipliği çocuğun koluna, boynuna bağlar. Çocuk  iki-üç yaşına gelinceye kadar ipliği çıkarmaz. Kurbanla adak yerine gider. Kurban kestikten sonra ipliği çıkarır.

dan almış olduğu yeşil ipliği doğum yapar yapmaz koluna bağlar. Çocuk 3-4 yaşına gelince adak yerinde kurban kesilir ve iplik kadının kolundan çıkarılır. (

Mekir Kayası Yıldızeli Yavu Bucağına bağlı Sarıçal köyündeki kayadır. Düşük yapan kadınlar getirilir.

Melek Gazi: Adak yeri Şarkışla/ Taşlıhöyük köyündedir. Bu ziyarete düşük yapan/çocuğu durmayan kadınlar götürülürler. Doğan çocuğa adak yerinin adı verilir. (Yücel Nazlım, Cihan Nazlım, Taşlıhöyük 1966 ve 1968 doğumlu)

Mıhlı Direk/Emre Köyü Ocağı: Ağaç kültüne bağlı bu adak yeri Sivas/Emre köyündedir.  Ruh ve sinir hastalarının yanı sıra çocuk isteyen kadınlarla cilt hastaları tarafından ziyaret edilir. Mıhlı direk, bir köy evinin içindedir. Dilek dileyen kadınlar, kullanılmamış bir çiviyi/mıhı direğe çakarlar. Saç tellerini bu çiviye bağlarlar. Dilek dilerler.[17]

Murat Kayası: Taş kültüne bağlı bu adak yeri Ulaş ilçesi yakınlarındadır. Çocuk sahibi olmak isteyen gelinler bu kayanın etrafında dolaştırılırlar.[18]

Nişengi Baba: Adak yeri İmranlı/Avşar köyü arazisi içindedir. Toplama taşlardan ibaret bir mezardır. Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar tarafından ziyaret edilir. Erkek çocuk isteyenler erkek  organına benzeyen bir taş toplayıp yutarlar. (Seyfi Özmen, İmranlı, Avşar köyü 1963 doğumlu.

Sarıkaya: Divriği Mursal bucağında Hacı Halil Ağa’nın yoncalığının alt kenarında bulunan sarı renkli bir kayadır. Çocuk isteyenler, hamile olup da çocuğu durmayanlar bu kayanın etrafında dolaştırılırlar. Doğan çocuğa Kaya, Durdu, Durmuş…gibi adlardan biri verilir.(Ali Dehmen, Mursal 1931, 11 Temmuz 1991 tarihli derlememiz.)

Seki Dede Yeniçubuk/Karaağıl köyündeki kutsal bir mağaradır. Çocuk sahibi olmak isteyenler bu mağaraya giderek dilek dilerler. Kız olursa, “Satı, Hatun”, erkek olursa istedikleri bir ad verilir. (Mehmet Avcı, Yeniçubuk/Karaağıl, 1949 doğumlu)

Seki Dede: Hafik ilçesinin Celalli bucağına bağlı Beşpınar(Gürlaş) köyü civarında bir adak yeridir. Bir ulu ağaç ile kaya parçasından ibarettir. Çocuk sahibi olmak isteyenler kayanın etrafında dolaşırlar. (Hüseyin Coşkun, Hafik Beşpınar köyü 1953 doğumlu.)

Şeyh Merzuban Hz.: Türbesi Zara ilçesine yakın Tekke köyündedir. Ruh ve sinir hastalıklarının dışında çocuğu olmayan veya durmayan kadınlar da burayı ziyaret ederler.[19]

Topraktaş: Taş kültüne bağlı bir adak yeridir.Bedirli bucağına bağlı Damlacık ve Yaramış köyleri arasındaki oldukça büyük bir kaya parçasıdır. Düşük yapan kadınlar tarafından ziyaret edilir. (Ahmet Arslan, Sivas merkez Altuntabak Mah., 1969 doğumlu)

Yaramış: Taş kültüne bağlı bu adak yeri Bedirli bucağına bağlı Yaramış köyündedir. Köy arazisi içindeki kaya parçasıdır. Buraya sık sık düşük yapan kadınlarla, buzağısı durmayan hayvanlar getirilir. Kayanın etrafında üç defa dolaştırılır. Bu esnada  “Bir atım var satarım/Ardına kulun katarım” sözleri söylenir. Bu işlemlerden sonra gelinin eteği/peşi kayaya çivilenir. Çivilenen parça orda kalır.(A.Turan Avcı, Hayırbey 1959 doğumlu)

Yerli Kaya: Divriği Kuluncak köyü yakınında  ve Taştepe mevkiindeki büyük bir kayadır. Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar ve özellikle düşük yapanlar kayanın etrafında üç defa dolaştırılırlar. Doğan çocuğa Kaya adı verilir. (Cebrail Metin, Kuluncak 1948)


[1] Kutlu Özen. Divriği Yöresinde Ziyaretle r Yoluyla Çocuk Sahibi Olma İnancı ve Diğer Uygulamalar,  Türk Folkloru, Sayı: 18,Ocak  1981, S. 22-27

[2] Hasan Hüseyin Polat,Sivas Ulaş’ta Halk Hekimliği Uygulamaları, Ankara 1995, S. 13

[3] Beşir Ayvazoğlu, Abdülvehhap Gazi Hakkında, SF, Sayı:10, Kasım 1973, s. 9-11

[4] A.Turan Akpınar, Ahmet Hacı, SF, Sayı: 50, Mart 1977, s. 10

[5] K.Özen

[6] K.Özen,  Ahmet Turan Gazi, SF, Sayı:3, Nisan 1973, s.12

[7] Y.Bülent Bakiler, Doğan Çocuğun Yaşaması, SF, Sayı:12,  Ocak 1974,  s.6

[8] Vehbi Cem Aşkun,  Sivas Folkloru, Sivas 1945, s.214

[9] İlyas Ege, Suşehri’nde Şeyh  Bahaddin, SF, Sayı: 71, Aralık 1978, s. 19

[10] Emin Kuzucular, Colü Dede, SF, Sayı: 25, Şubat 1975, s.15

[11] M.Üçer, Sivas’ta Doğum Folkloru(2), SF, Sayı:23, Aralık 1974, s.5

[12] Mehmet İpsileli, Duman Baba, SF, Sayı: 57, Ekim 1977, s.22

[13] Musa Demirci, Şeyh İsmail  Zebihullah, SF, No: 17, Haziran 1974, s.7-16

[14] Hüseyin Candan, İztaş, SF.28, Mayıs 1975, s.10

[15] İ:Hakkı Acar, Taşlaşma ile İlgili Efsaneler, SF, Sayı:42, Temmuz 1976, s.9-10

[16] Musa demirci, Kevgir Baba, SF, Sayı: 1, Şubat 1973, s.8

[17] Musa Demirci, Ocaklar, SF, Sayı: 5,  Haziran 1973, s.9 ve ayrıca K.Özen, Hafik Emre Köyündeki Yunus Emre Düşeği, Türk Halk Kültürü Araştırmaları, 19911/1, s.55

[18] Y.Bülent Bakiler, Sivas’ta Batıl İtikatlar, SF, Sayı:3, Nisan 1973, s. 6

[19] İ.Aslanoğlu, Zara’da Şeyh Merzuban Tekkesi, TF, Sayı: 43, Şubat 1983, s.29

Gül Yağcı

Efsaneye göre çok eski zamanlarda, Isparta taraflarında bir gülyağı çıkarıcısı varmış ve çok zenginmiş. Hele bir yıl gül bahçesinden kırk deve yükü gülyağı çıkarmış. Bu yağları kırk deveye yüklemiş ve biricik oğlunu karşısına alarak “Bak yavrum, gül  yağlarını satmağa seni gönderiyorum. Bu gül yağlarını çok zengin bir kişiye satmak istiyorum.

Alıcının zenginliğini şöyle anlayacaksın. Yağı alacak olan müşteri ya beşlik ya da onluk para verecek. Hepsi bir cinsten olacak, parasını bir defada ödeyecek.

 Çocuk: İlahi babacığım, alıcı bu kadar parayı nerden bulacak, diye sormuş. Babası da ben bilmem, Memleketin en zenginini bulmak istiyorum demiş.

Delikanlı gülyağı yüklü kırk deve ile yola çıkmış. Günlerce dolaştıktan sonra bir müşteri bulmuş.  Müşteri yağların hepsini almış, paranın yarısını vermiş. Diğer yarısını da yağı boşalttıktan sonra vereceğim ,demiş. Yağların tümünü inşaatın harcına katmışlar.  Delikanlı şaşkınlık içinde caminin harcına bakmış. Sonra parasının diğer yarısını  da alarak memleketine gitmiş.

Babası çok sevinmiş, yaşa oğlum merakımı giderdin, İnşallah ilk fırsatta camiyi ziyaret ederim, demiş.

Aradan aylar yıllar geçmiş fakat fırsat bulup da camiyi yaptıranın yanına gidememiş.  Nihayet bir gün zaman bulup yola çıkmış. Gide gide o şehre varmış ve gülyağı kokan camide öğle namazı kılmış.  Camiden dışarı çıkarken de oralı birisine “Arkadaş, ben  buranın yabancısıyım, bu camiyi yaptıran zengini görmeye geldim, konağı nerde demiş. O adam da “Sorma bey, o adamın ne köşkü ne zenginliği kaldı, yani iflas etti ; şimdi de hamamın külhanında yatıyor,” demiş.

Ispartalı adam da Gülyağcıyı hamama göndermiş.   Git camiyi yaptıran adamı gözünle gör, demiş.

Gül yağcı, tarif edilen hamama gitmiş. İçeride büyük bir ocak başında sakallı bir adam varmış. Ocağa odun atıyormuş.

Gülyağcı “Selamın aleyküm diye adama seslenmiş. Adam cevap vermemiş. Selamı üç defa tekrarlamış. Sonra uzun bir sessizlik olmuş. Camiyi yaptıran adam, gülyağcıya, kusura bakma hem namaz kılıyordum, hem külhana ateş atıyordum, demiş.

Gülyağcı, camiyi yaptıran adama : Şey, sen camiyi yaptıran adam değil misin diye sormuş. O da evet benim, ya sen? diye sorunca ben sana gülyağı satan delikanlının babasıyım, demiş.

Camiyi yaptıran  adam başına gelenleri gülyağcıya anlatmaya başlamış:

Dünya parası ile çok şımarmıştım. Hele öylesine bir cami yaptırıp vakıflara hediye ettikten sonra bütün dağları, tepeleri ben yarattım sandım.

Bir gün işte o camiden çıkıyordum. Avlu kapısının orada yere düşmüş yarım dilim ekmek gördüm. Eğilip almam gerekti. Alıp öpmem gerekti. Fakat dedim ya gururlanmıştım artık . Eğilmeyi  kendime yediremedim. Ekmeği şöyle ayağımla dürttüm ve kenara itiverdim. İşte değil o günden, o dakikadan sonra işlerim tersine  dönüverdi. Seldi, yangındı, hırsızlıktı, batmaydı, çürümeydi, yıkılmaydı hepsi geldi başıma. Altı ay içerisinde o yarım dilim ekmeğe muhtaç hale geldim. En nihayet işte bu külhanda, günde yarım ekmek karşılığında bu işi bulabildim. Şimdi burada durmadan çalışıyorum.

Gülyağcı, adama ısrar etmiş “Gel seni eski günlerine  döndüreyim”  demiş.

Hayır hayır demiş külhandaki ihtiyar. Ben burada bir gururlanmayla ekmeğe o nimete ayak vurmanın cezasını burada, bu dünyada çekmek istiyorum. Burada ateşle yanayım, yalnız cehennemde değil. [1]


[1] Nevzat Gözaydın, Isparta’ya ait Gülyağı ve Camii Rivayeti, S.  6056-57,  TFA,  253, Ağustos 1970

Çocukluğumun Bahçeleri

Ceviz Mevsimi

Ekim ayının gelmesini iple çekerdik. Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımızda  Divriği yem yeşildi. Hemen her evin küçükte olsa yeşil bir bahçesi vardı. Bahçe sahipleri bahçelerine dut, kayısı, erik, elma, ayva, kızılcık, ceviz  gibi şeyler dikerlerdi.

Cevizler okulların açıldığı sıralarda yeşil kabuklarından  dışarı çıkarlardı. Bunların da kendilerine göre adları vardı. Örneğin : “Arıtsak” cevizi   kalın kabukluydu. Ceviz dövüştürürken  çabuk kırılmasın diye Arıtsak cevizi tercih edilirdi. Bir de çok ince kabuklu, beyaz tenli  ve çok lezzetli cevizler vardı. Pestile sarılarak yenilirdi. Bunlar yağlı cevizlerdi.Ceviz dövüştürenler iki cevizi avuç içine alıp kırmaya çalışırlardı. Kırmadan önce “Ceviz  dövüştüren, küsülü barıştıran” diye rakip oyuncuya bağırırlardı. Kimin kabuğu kırılmışsa hemen oracıkta yerlerdi.

Rahmetli Tahsin Dayım, oğlu Ali ile bizi ceviz ağaçlarının bol olduğu yazlık evlerine davet ederlerdi. Ceviz çarpmak/çırpmak ihtisas /tecrübe gerektirirdi. Cevizlerin uzaklara gitmesine dikkat edilirdi. Çırpılan cevizler  bahçede bırakılırdı. Hepsi toplanmazdı, hepsi eve götürülmezdi. Komşular için komşuluk hakkı, çocuklar  için göz hakkı bırakılırdı. Bahçe sahipleri bahçeden çıktıktan sonra  mahallenin çocukları gazellerin altını elleriyle eşelerlerdi. Neşe içinde bulduklarını ceplerine indirirlerdi. Cepleri torba gibi şişen  çocuklar kimseye vermemek için ceviz toplayanların   çekilmesini beklerlerdi. Bazen hakkına razı olmayan çocuklar mızıkçılık ederlerdi.

Beyzedeli’nin Süleyman Efendi bahçesine her yıl ceviz ağacı  dikerdi.  O tarihlerde ceviz dikmek pek alışılmış değildi. Süleyman Efendi’ye niçin ceviz dikiyorsun da elma armut dikmiyorsun, derlerdi.  O da babasından duyduğu bir hadisi söylerdi: “ Ceviz dikiniz…!Hz. Peygamber, bu hadisi ile ceviz dikmeyi teşvik etmiştir.

Hark suyunun bol olduğu yıllarda herkes bahçesine ceviz dikerdi. Susuzluk yüzünden ceviz ağaçları zamanla kurudu gitti. Asırlık ağaçlar yakacak olarak satıldı. Yenisi de dikilmedi.

Ceviz ağaçlarının kıymeti yakın zamanlara kadar bilinmedi. 

Armut Ağacı

  Benim çocukluk yıllarımda her evin küçük de olsa bir bahçesi vardı. Aşık Gilin Bahçe, Pos Bıyık’ın bahçesi, Tevrüzlü’nün Bahçe, Mulla Gilin Bahçe,..ve diğerleri.

Bizim evin de küçük bir bahçesi vardı. Kızılcık, dut,  erik, kayısı, elma gibi ağaçları babam ve bizden önce gelenler dikmişti. Ağaç sayısı az fakat bereketliydi. Rahmetli annem mevsimi geldiğinde bunları komşulara gönderirdi. Bazen de komşular bahçemize gelirlerdi. Dutları sallarlar, dökülenlerin altına bir bez sererlerdi.  Topladıkları dutları vakit geçmeden bakır kazanlarda pişirirlerdi. Bunlardan pekmez, pestil, kesme gibi yiyecekler yaparlardı,

Armut, elma vişne…böyle değildi. Mutlaka elle toplanırdı.  Ağacın en yüksek dalına çıkmak kolay değildi. Zaten ilkin alt dallardaki meyveler toplanır, sonra üst dallara geçilirdi.

Biz çocuklar meyvelerin olgunlaşmasını beklerdik. Dallarından kopardığımız meyveleri  ceplerimizde saklardık. Annelerimizin kızmasına, bağırmasına aldırmazdık.

Bahçemizin bitişiğinde asırlık armut ağaçları vardı. Küp Düşen adını verdiğimiz bu armutlar yumuşaktı ve şekerliydi. Herkesin iştahını çekerdi. Bu armut Tırhik armudu gibi küçük, ekşi ve sert kabuklu değildi. Mahallenin takma dişli ihtiyarları küp düşen armutlarından yerlerdi. Yüzlerce ağacın içinde sarı kabuklu bu armut uzaklardan seçilirdi.

Biz çocukların komşu bahçeleri kontrol etmesi  günlük işlerdendi. Fazla şamata etmeden bir arkadaşımızı gözcü eder, diğerini ağaçlara çıkarırdık. Daha sonra alacağımızı alır, sessizce bahçeden uzaklaşırdık. Hırsızlık yapmak için kadınların yemek pişirdiği saatleri  seçerdik. Zaten evin erkekleri sabah namazından sonra  çarşıya, tarlaya, bahçeye giderlerdi.

Bir gün  arkadaşlarımdan  birini yanıma alarak  komşu  bahçelerden birine girdim. Arkadaşım gözcülük etti, ben de armutları acele ederek topladım. Tam ağaçtan inecektim ki komşu kadınlar ağacın dibine geldiler.İç (bad)yapıp yiyeceklerdi Arkadaşım güya bana yardım edecekti. Kadınları görünce beni bırakıp kaçtı. Benim ağaçtan inmem lazımdı. Ceplerim armutla dolmuştu Kaçacağım ama kaçamıyorum. İlk önce beni fark etmediler. Sonra içlerinden biri beni görünce bağırmaya başladı. Bir yaygara koptu ki Allah yardım etsin. Ağacın altındaki kadınlara “buradan kaçın kaçmazsanız üstünüze işerim” dedim. Onlar biraz çekilince kendimi aşağı attım….

Kadınlar yaygaralarına devam ediyorlardı. Ben bahçeden uzaklaştım. Gözcülük yapan arkadaşım yakalanacağımı sanarak tir tir titriyordu.

Dut kuşları

Bunu yazarken aklıma Sait Faik’in “Son Kuşlar” adlı hikayesi geldi. Bu hikayeden çok etkilenmiştim.

Benim çocukluğumda da dutların olgunlaşma zamanı her yıl Divriği’ye “ dut kuşları” gelirdi. Birkaç tane değil, yüzlere kuş. Bir ağaçtan kalkar, başka bir ağaca konardı. Kara kara, serçeden büyük cıvıl cıvıl  öten sığırcık kuşları. Biz Divriği’de bu kuşlara dut kuşu derdik.

Sabahın erken saatlerinde gelen kuşlar büyük bir çabuklukla olgunlaşmış dutları yer, kaba kuşlukta  bahçeleri terk ederlerdi. Biz de elimize bir teneke alır çıkardığımız gürültüyle kuşları kaçırmaya, kovalamaya çalışırdık….  Biz çocukların görevi kuşları kaçırmaktı. Bizim şamatamıza  diğer bahçeler de katılırdı. Gücümüz yettiğince tenekelere vurur, kuşların bölgemizden uzaklaşmasına çalışırdık.

Kuşları kovalamak yıllarca sürdü. Daha sonra dut ağaçları bakımsızlıktan kurumaya başladı. O simsiyah sevimli kuşlar bahçelerimize gelmez oldu.

Dutla beraber mutfağımızdaki geleneksel tatlılar da azaldı. Pekmez, pestil, kesme gibi  yiyecekler yapılmaz oldu.

Bizim çocukluğumuz yazdan kuruttuğumuz meyveleri yemekle geçerdi. Bembeyaz ince kabuklu cevizler artık sofralarımızı süslemiyor. Kayısıdan yaptığımız reçeller birer hatıra oldu.

 Zaman zaman Divriği’ye gittiğimde iç çekiyorum. Bakımsız bahçeler, kurumuş ağaçlar rüyalarımızı süslemiyor. Marketlerde satılan kayısı kuruları, erik kuruları, dut kuruları lezzet vermiyor.

Bütün bu güzellikler yirmi otuz yıl içinde kayboldu gitti. Biz çocukluğumuzda komşu evlerin bahçelerine girerdik. Kendi bahçemizde olduğu halde , komşularımızın bahçesine girmek bize heyecan verirdi. Şimdi girilecek bahçe bile kalmadı. Geçen yıl bahçede oturuyordum;  birkaç çocuk bahçe duvarından atladı ağaçlara baktı, sonra da dönüp gitti. Arkalarından seslendim: -Sevgili çocuklar  ağaçlarda meyve olmadığı için üzgünüm. İnşallah önümüzdeki yıl bol bol yersiniz.