Çocuk Edebiyatı

Tanımı: Çocukların büyüme ve gelişmelerine, hayal, duygu, düşünce yeteneklerine, zevklerine hitap eden, eğitirken  eğlenmelerine  katkıda bulunan sözlü ve yazılı metinlerdir.

Çocuk edebiyatı, çocukluğun ilk dönemlerinden başlayarak bütün çocukluk dönemlerini inceler. Çocuğu bir bütün halinde kucaklar.

Çocuk edebiyatı, edebiyatın bütün alanlarını içine alır.  Ahlaki değerlerin ön plana çıkmasını sağlar.

Çocuk edebiyatını edebiyatın diğer türlerinden  bıçakla kesilmiş gibi ayırmak da mümkün değildir. Büyüklere seslenen bir çok edebiyat eserlerinin  aynı zamanda çocukların dünyasına da seslendiği bilinmektedir.

Ömer Seyfettin’in bir çok öyküsü aslında büyükler için yazılmış öyküler olmasına rağmen  bugün ilk gençlik çağı çocuklarının kitabı olarak kabul edilmektedir. Kaşağı, Falaka, And, Forsa, İlk Namaz gibi öyküleri  buna örnek olarak verebiliriz. Yine büyükler için yazılmış bir kitap olan Robinson Crusoe, İsveçli Robensonlar ve  daha bir çok Batı edebiyatı eseri günümüzde edebiyat ürünü olarak kabul edilmektedir.

Çocuk ve oyun:

Çocuk sürekli bir oyun arayışı içindedir. Oynamak, eğlenmek onun için vazgeçilmez bir tutku halidir.

 Çocuk edebiyatı da çocuk için  doğrudan bir eğlence aracıdır.  Çocuğun hayal dünyasını geliştirir, onu  mevcut durumdan kurtararak farklı dünyalara sürükler. Her şeyden önce çocuğun kendi ve etrafında  olan bitenleri fark etmesini sağlaması açısından  çocuk için vaz geçilmezdir.  Bütün bunlardan daha önemlisi  çocuk edebiyatı, çocukta  dil gelişimini sağlayan  unsurlardan biridir. Çocuğun dil gelişimine katkıda bulunur; öğrenme ve anlatma yeteneğini geliştirir. Kelime hazinesini zenginleştirir.

Büyüme ve gelişme:

İnsanın büyüme ve gelişme özellikleriyle ilgili biyolojik psikolojik araştırmalar, “bebelik” ile “ergenlik(İlk gençlik çağları)” arasında yer alan çocukluk çağının genellikle

a. İlk çocukluk çağı

b. İkinci çocukluk çağı

c. Son çocukluk çağı olarak üç alt bölüme ayırabiliriz.

İlk çocukluk çağı 2-6 yaşlarını kapsamakta ve bu çağa “oyun çağı” adı da verilmektedir.

Okul çağı olarak anılan  ikinci çocukluk çağı terimi 6-10 veya 6-12  yaşları arasındaki yaş grupları için kullanılmaktadır.

Son çocukluk çağı ise 10-13 veya 12-14 yaşlarını kapsamaktadır. Bu çağa ergenlik çağı da denilmektedir.

İnsan  ömrünün  genellikle 2-14 yaşları arasında geçen gelişme dönemine “çocukluk çağı” adı verilir. Bu çağ, öğrenim bakımından “okul öncesi” dönemi ile “temel eğitim” dönemini kapsar. Çocukluk çağında bulunanların bir bölümü imkan bulurlarsa  “yuva” ve “anaokulu”  gibi eğitim kurumlarına giderler. Zorunlu eğitim çağına gelmiş olanlar da sekiz yıllık eğitime devam ederler. Lise ve dengi  okullara devam edenler için “çocuk” sözcüğü yerine çoğunlukla “genç” sözcüğünü kullanırız.

Görüldüğü gibi çocuk edebiyatı 2-14 yaşlarındaki kimselerin ihtiyaçlarını karşılayan bir edebiyat türüdür. Gerçekten “çocuk edebiyatı”  deyimi, çocukluk çağında bulunan kimselerin hayal, duygu ve düşüncelerine  yönelik sözlü ve yazılı bütün eserleri kapsar. Masallar, hikayeler, romanlar, anılar, biyografik eserler, gezi yazıları, şiirler fen ve doğa olaylarını anlatan yazılar hep bu çerçeve içine girebilir.

Çocuklar için hazırlanan bu eserlerin yetişkinler için hazırlanan eserler gibi güzel ve etkili olması gerekmektedir.

Bu nedenledir ki çocuk edebiyatını “usta yazarlar tarafından özellikle çocuklar için yazılmış olan ve üstün sanat nitelikleri taşıyan eserlere verilen genel ad” olarak tanımlayabiliriz.

Dünyada Çocuk Edebiyatının Gelişimi

Çocuk edebiyatına ait sözlü ürünler, daha sonraki dönemlerde yazılı metinler haline getirilmiştir.

Günümüze kadar gelen ve çocuk eğitiminde kullanıldığı anlaşılan belgeler arasında tekerleme ve çocuk şarkıları bulunmaktadır. Bu metinler İngiltere’de 45 kitap halinde derlenmiştir. 13. yüzyılın başında yazıldığı düşünülen Latince belgelerin, daha sonra ünlü İngiliz edebiyatçıları tarafından İngilizce olarak düzenlendiği bilinmektedir.

Avrupa’da matbaa teknolojisi önce  Almanya ve Hollanda’da yaygınlaşmıştır. İlk basılan eserler arasında Ezop Masalları(1484) bulunmaktadır.

18. yüzyılın yarısından  itibaren J.J. Rousseau çocuklar için yazdığı kitaplarda onların hayatın  zorluklarına karşı koyacak  bir nitelikte yetiştirilmesi gerektiğini belirtir.

İngiliz edebiyatında bu dönemde iki çocuk klasiği yazıldı. Bunlardan biri Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe isimli romanıdır.  Yine aynı dönemde  on yıllık bir aradan sonra Swift tarafından kaleme alınan Guliver’in Seyahatleri isimli roman da aslında büyükler için yazılmıştır.

Fransa’da çocuk edebiyatı ile ilgili ilk çalışmanın Charles Perrualt’un klasik  peri masallarıyla başladığı kabul edilmektedir.

Charles Perrualt , Fransa’da  halk ağzından masallar derleyerek kısaltarak çocuklar için kitaplar bastırmıştır. Bunların içinde Kül Kedisi, Parmak Çocuk, Mavi Sakal, Kırmızı Başlıklı Kız, Çizmeli Kedi, Uyuyan Güzel gibi dünyaca  tanınan masallar vardır.

19. yüzyıldan itibaren çocuk edebiyatı türleri çeşitlenmiştir. İlk gençlik çağında çocukların serüven, araştırma, gezi, gözlem ve bilim kurgu türlerine duydukları ilgi yüzünden çocuk romanları yazıldığını görüyoruz.

İngiltere’de Charles Dickens’ın Büyülü Balık Kılçığı, Jules Verne’in Aya Seyahat, Deniz Altında On bin Fersah, Yeryüzünün Merkezine Seyahat romanları gibi  Kipling’in Orman’ın Öyküsü, Mark Twain’in Tom Sawyer’in maceraları  bütün dünyaya yayıldı. İsveçli Robinson Ailesi, Stevenson’un Hazine Adası, Pinokyo, Alice Harikalar Diyarında ve daha bir çok kitap 19. yüzyılda dünyanın bir çok ülkesinde basıldı. Çocuklara tarafından okundu. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte çizgi roman, çizgi film ve sinema filmi haline dönüştürlüdü.

Türkiye’de  Çocuk Edebiyatının Gelişimi:

Türkiye’de çocuk edebiyatı, dünyadaki çocuk edebiyatının gelişimiyle yakından ilgilidir. Bizde çocuk edebiyatı Meşrutiyet’ten sonra batılı eğitim anlayışının öğretmen okullarına girmesiyle kendini duyurmuştur.

fTürkiye’de ilk çocuk kitapları Şinasi, Recaizade Ekrem ve Ahmet Mithat’ın Fransızca’dan yaptıkları çevrilerdir.

19. Yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında özellikle  Ahmet Rasim,  Ahmet Mithat, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Tevfik Fikret, Ali Ekrem Bolayır, İbrahim Alaattin Gövsa, Ali Ulvi Elöve ve Aka Gündüz, çocuk edebiyatı yazarları arasında yer alır.

Özellikle  Milli Edebiyat Döneminde, çocuklarda dil bilincini geliştirmek, yeni nesilleri milli ve manevi değerler konusunda eğitmek amacıyla başta Ziya Gökalp olmak üzere , Ömer Seyfettin ve diğer milli edebiyat sanatçıları çocuklara yönelik bir çok eser kaleme alarak çocuk edebiyatımızın gelişmesinde katkıda bulunmuşlardır.

Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan harf devrimi ile yeni bir dönem başlamıştır. Kitaplar , yeni kabul edilen harflerle basılmıştır.

Cumhuriyet dönemi bizde çocuk edebiyatının gelişmesinde diğer dönemlerden daha farklı bir çizgi takip eder. Özellikle bu dönmede çocuk daha çok önemsenir. Çocuklara yönelik bir çok etkinlikler düzenlenerek onların da toplum içinde çok özel bir yere sahip oldukları vurgulanır.

Reşat Nuri Güntekin, Mahmut Yesari, Peyami Safa, Abdullah Ziya Kozanoğlu, Rakım Çalapala, Kemalettin Tuğcu gibi yazarlar, Cumhuriyet dönemi çocuk edebiyat yazarlarımız arasında önde gelen isimlerdir.

1952’den itibaren çocuklara yönelik  yazılan eserlerde, toplumsal içerikli öykü ve romanlar yer alır.

Eflatun Cem Güney Açıl Sofram Açıl ve Dede Korkut Masalları ile Doğan Kardeş Ödülünü kazanırken; 1964 yılında Vala Nurettin ve Nihal Karamağaralı’nın yazdığı Korkusuz Murat, Doğan Kardeş Ödülünü alır.

Aynı dönemde Orhan Veli Kanık La Fontaine’nin  tercümelerini ve Nasrettin Hoca’nın fıkralarını akıcı bir dille yazar.

Fazıl Hüsnü Dağlarca: Çocuk ve Allah, Açıl Sofram Açıl, Balina ile Mandalina, Okumayı Seven Ayı ve Yaramaz Sözcükler

Aziz Nesin: Şimdiki Çocuklar Harika, Üç Karagöz Oyunu, Pıtlatan Bal….

Cahit Uçuk: Kırmızı Mantarlar,  Üç Masal, Türk Çocuğuna Masallar,  Ateş Gözlü Dev,  ve Kurnaz Tilki

Cahit Uçuk, Türk İkizleri adlı eseri ile Andersen Ödülünü kazanır.

Mümtaz Zeki Taşkın tiyatro eserlerinin yanı sıra Çocuklarımıza Resimli Şiirler, Çitlembik Kız, Çocuklara Kahramanlık Öyküleri adlı eserleri yazar.

Rıfat Ilgaz: Hababam Sınıfı, Küçük Çekmece Okyanusu, Can Kurtaran Yılmaz

Mehmet Seyda: Roman ve öykü türünde Bir Gün Büyüyeceksin, Şeytan Çekiçleri,  Çikolata ve Düşleme Oyunu’nu kaleme alır.

 1966’dan sonra çocuk kitaplarında büyük bir gelişme görülür.

Talip Apaydın: Toprağa Basınca, Dağdaki Kaynak, Elif Kızın Elleri

Gülten Dayıoğlu: Fadiş, Dört Kardeştiler, Suna’nın Serçeleri ve Yurdumu Özledim’i yazmıştır.

Bizde çizgi romanının bir gelenek haline gelmesinde Suat Yalaz’ın Karaoğlan çizgi romanının ayrı bir yeri bulunmaktadır.  Kendi tarihimizden çoğu özgün olayların canlandırıldığı Karaoğlan dizisi özellikle 12-15 yaşa arası  ilk gençlik çağı çocuklarının dünyasına seslenmiştir.

1970’li yıllardan başlayarak Sezgin Burak’ın çizgi romanı olan  ve daha sonra filmleri de çekilen Tarkan, Türk tarihine ait olayları anlatan sürükleyici tefrika roman olarak önce gazetelerde yayımlanmış, sonra  haftalık dergi haline getirilmiştir.

Okuldan Önce Okumaya Hazırlık/ 12 Ekim 2004

Çocuk ve Kitap: Çocuğun masal, hikaye gibi çocuk edebiyatının önde gelen sözlü eserleriyle birlikte, kitaba karşı ilgisi pek erken yaşta başlar. Henüz ilk yaşlardaki küçükler, bulabildikleri taktirde kitapları evirip çevirmekten, sayfaları açıp kapamaktan büyük bir zevk duyarlar. Kuşkusuz  bu çağdaki çocuk için kitap sadece bir oyuncaktır. Hemen bunun arkasından  resimleri anlamaya başlayan ve bunlara bakmaktan zevk duyan çocuğun  gözünde kitap , yeni bir kimlik kazanır. Kitap artık bir oyuncak olmaktan çıkmıştır. Bu sırada ona , etrafında bulunan eşya ve karşılaştığı sahnelerle ilgili  basit resimli kitaplar verilirse  bu ilgi beslenmiş olur.

Hikaye ve Masala Karşı İlginin Uyanışı: Yaşı ilerleyen ve dili gereği kadar gelişen çocuk , masal, hikaye dinlemeye karşı da  büyük ilgi duyar. Annesinin, ninesinin veya başkasının anlattığı basit hikayelerle masaları büyük hayranlıkla takip eder. Bunların tekrar tekrar söylenmesini ister. Çocukta edebi serlere karşı ilgi işte böyle başlar. Kuşkusuz okumayı öğreninceye adar  çocuk için  hikaye ve masallardan faydalanma, hep dinleme yoluyla olacaktır.

Çocuk bir masalı  zevk alarak dinlerken olayların ve şahısların etkisinden kendisini kurtaramaz. İyi veya kötü ne gibi hareketler, şahıslar varsa onları benimser, hayat olayları karşısında  bunları kendisine örnek tutar. Davranışlarını buna göre tayin eder. Bunun için çocuklarımıza korkunç cin, peri, dev masalları anlatırsak onlarda ürkeklik ve korku hisleri uyandırılmasına sebep oluruz. Bu şekildeki eserlerin etkisiyle  çocuklar, uykularında bile masallardaki korkunç kişiler ve olaylarla karşılaşırlar.

Masal ve Hikayelerin Nitelikleri: Hangi çağda olursa olsun çocuklara anlatılacak hikaye ve masallar zevk ve neşe verecek nitelikte olmalı,  onların hayal dünyasını beslemelidir. Ayrıca bazı konuları çocuklar daha çok tercih ederler. Kahramanları çocuk veya hayvan olan hareketli olaylar onlar için ekseriya daha çekicidir.

Hikaye anlatma sanatı: Çocuklara hikaye anlatmak kuşkusuz ki bir sanattır Hikayeden zevk alınabilmesi için olayları birbirine bağlamaya  ve çocuğun seviyesine uygun bir dil kullanmaya, ses tonunu ayarlamaya ihtiyaç vardır.

Hikaye anlatan anlatacağı hikayenin ruhunu iyi kavramış olmalı, konuyu eksiksiz bilmelidir. İyi bilinmeyen hikayeler canlı ve doğal bir şekilde anlatılamaz Böyle olunca , anlatılan şeyin heyecanı , ruhu, nüktesi kaybolur.

Hikayeyi bilmek ezberlemek demek değildir. Hikayeci anlatış sırasında kendisinden de bazı hayaller katmalı, olayları, kişileri canlandırabilmelidir. Ancak klasik hikayelerin asıllarına mümkün mertebe(elden geldiğince) sadık kalınmalıdır.

Hikaye kesilmeden anlatılması, anlatan, sesinin, hareketlerinin  doğal olmasına dikkat edilmelidir. Hikaye çocuğa gerçek gibi gelmelidir. Dilin anlaşılır olması da önemlidir.

Hikayeden ahlak dersi çıkarmak çocuğa bırakılmalıdır. Aksi takdirde çocuklar anlatılanları bir öğüt gibi karşılar, zevk almazlar.

Hikaye ve masal anlatmanın önemi:

Hikaye anlatmaktan maksat, çocuğa bilgi vermek değildir. Sadece onun zevkli, hoş bir vakit geçirmesini ve hayalinin gelişmesini, muhakeme, mukayese imkanları bulmasını  sağlamaktır. Hikaye dinleyen çocukların başka kazançları da olur:

  1. Dil hazineleri gelişir.
  2.  Dikkatle dinleme alışkanlığı kazanır.
  3. İyi hikayeler çocuklara neşe, kuvvet kaynağı olur.
  4. Çocukla hikaye anlatan arasında bir yakınlık meydana gelir.

Masallar:

Masal, eskiden beri çocukların ilgisini çeken bir yazı türüdür. Genellikle olağanüstü kişilere, olaylara, serüvenlere yer verilen ve ağızdan ağza , kuşaktan kuşağa anlatılarak geçen hayal ürünü hikayelere masal denir.

Masal, her şeyden önce olağanüstü  olayların bir hikayesidir. Ve bu olayların ne zaman, nerede veya nerelerde geçtiği hemen hemen hiç  bilinemez. Başka bir deyişle  masalda  genellikle zaman ve yer kavramı yoktur. Bir masalın ilk defa nerede, ne zaman ve kimin tarafından yaratıldığı belli değildir. Bilinmeyen bir zamanda, bilinmeyen bir yerde, birisi tarafından söylenmiş, zamanla söyleneni unutulmuş ve masal topluluğun malı olmuştur.

Masal konuları genellikle padişah, kral, vezir(başbakan), şehzade(sultan, prens), fakir kız  veya delikanlı…gibi kahramanlar çerçevesinde gelişir. Bundan başka masallarda  çok kez cüce, dev, peri kızı, cin, ejderha gibi olağanüstü tipler de bulunur.

Bazen kimi nitelikleriyle gerçek insana benzeyen kimseler de karşımıza çıkar. Keloğlan gibi.

Peri masalları diye adlandırılan  edebi  masallar dışındaki masallar, yaratıcısı veya yazarı belli olmayan anonim eserlerdir.

Masal ve hikaye okumak:

Okula öncesi yıllarda çocuklara bazı masal ve hikayelerin, anlatılacak yerde, kitaptan okunması, onları okumaya teşvik bakımından faydalı olur.  Böylelikle çocuklar kitabın güzel şeyler anlattığına akıl erdirip okuma öğrenmeye karşı büyük bir istek duyarlar.

Okumayı bilmeyen veya okuma zevkine ermemiş küçüklere kitabın manasını kavratmakta geceleri aile arasında tertiplenecek okuma saatlerinin  önemi pek büyüktür.

Tekerlemeler, bilmeceler ve manzumeler:

Okul öncesinde çocukların zevk aldıkları bir malzeme de  ninniler, tekerlemeler, bilmeceler ve küçük manzumelerdir. Bebekken annesinin ninnileriyle uyuyan çocuk, daha sonraları bunları bebekleriyle oynarken kullanır. Böylelikle dil çalışması yapma imkanını kazanır.

Yine bu çağda çocuk, işittiği tekerlemelerin ahenginden hoşlanır.  Öğretildiği takdirde, bunların ritmine uyan el ve kol hareketleri yapar. Tekerlemelerin önemli tarafı  anlam değil, ritimdir. Ritim ise   özellikle çocuğun çok hoşuna gider.

Bu yaşlarda anlamı açık mısraları, birkaç kelimelik manzumeleri de sever.

Okul çağına henüz girmemiş küçüklere ninni, tekerleme, manzume öğretmek onları hem neşelendirir, hem de konuşma rahatlığı ve serbestisi sağlar.

Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa gibi memleketlerde  çocukta kitap sevgisi ve okuma arzusu uyandıracak eserler basılmaktadır. Bunlarda, konuları çocuğun yakın çevresinden ve tanınmış masallardan alınmış veya onun merakını uyandıracak renkli resimler bulunmaktadır. Bu kitapların bazılarında yalnız resim, bazılarında ise bu resimlerle ilgili  kısa açıklamalar vardır(1970).

Çocuk Edebiyatı

Tanımı: Çocukların büyüme ve gelişmelerine, hayal, duygu, düşünce yeteneklerine, zevklerine hitap eden , eğitirken  eğlenmelerine  katkıda bulunan sözlü ve yazılı metinlerdir.

Çocuk edebiyatı, çocukluğun ilk dönemlerinden başlayarak bütün çocukluk dönemlerini inceler. Çocuğu bir bütün halinde kucaklar.

Çocuk edebiyatı, edebiyatın bütün alanlarını içine alır.  Ahlaki değerlerin ön plana çıkmasını sağlar.

Çocuk edebiyatını edebiyatın diğer türlerinden  bıçakla kesilmiş gibi ayırmak da mümkün değildir. Büyüklere seslenen bir çok edebiyat eserlerinin  aynı zamanda çocukların dünyasına da seslendiği bilinmektedir.

Ömer Seyfettin’in bir çok öyküsü aslında büyükler için yazılmış öyküler olmasına rağmen  bugün ilk gençlik çağı çocuklarının kitabı olarak kabul edilmektedir. Kaşağı, Falaka, And, Forsa, İlk Namaz gibi öyküleri  buna örnek olarak verebiliriz. Yine büyükler için yazılmış bir kitap olan Robinson Crusoe, İsveçli Robensonlar ve  daha bir çok Batı edebiyatı eseri günümüzde edebiyat ürünü olarak kabul edilmektedir.

Ninni:

Anne ile çocuğun ahengini, birliğini, yakınlığını ve uyumunu sağlayan ninniler, tarih boyunca  hemen her toplumda var olmuş müzik değeri taşıyan edebi örneklerdir.

Bütün milletlerin ninnileri ölçü alındığında , Türk ninnilerinin gerek çeşitlilik, gerekse sayı itibariyle önemli bir yer işgal ettiği görülür.

Ninniler en az iki-üç aylıktan, üç-dört yaşına kadar annenin çocuğuna , onu kucağında, ayağında veya beşikte sallayarak  daha çabuk ve kolay uyutmak yahut  ağlamasını susturmak için  söylenen, bir    çeşit türküdür. Anne sesinin , çocuğunun  ağlamasına, gülmesine, konuşmasına göre ayarlar. Bu nedenle çocuk, ilk milli müzik zevkini ve tesirini, ninnilerle, anadilinde ve ana kucağında almaktadır.

Ninnilerimizin ilk şairi ve bestecisi genellikle annelerdir. Ninnilerimiz  aynı zamanda abla, teyze, hala, babaanne, dadı gibi büyükler tarafından söylenmektedir. Yine oyuncak bebeklere kız çocuklar tarafından ninniler söylenmekte, bu davranışta anne, abla, teyze gibi büyükler taklit edilmektedir.

Ninni veya nenni sözünün, Türkçede ne zamandan beri kullanıldığını kesin olarak bilmiyoruz. Karacaoğlan’ın bir dörtlüğüne dayanarak Anadolu sahasında nenneylemek şeklinin muhtemelen 15. yüzyıldan itibaren mevcut olduğunu söyleyebiliriz.

Ninnilerimizin  en belirgin yönü ninni dörtlüğünü söylemeden önce  bazı kalıplaşmış sözlerin söylenmesidir: Mesela başlarda:

Dandini dandini dan ister

E yavruma e..e…e…

Hu hu dervişler

Ninni derim, ninnisine ninnisine…

Dandini dandini dastana

Danalar girmiş bostana

Kov bostancı danayı

Yemesin lahanayı

Uyu yavrum uyu

Büyü yavrum büyü..

Sonlarda ise

E..e…e…

Nen nen nen, nen

Piş..piş..piş..

Uyu yavrum ninni

Büyü yavrum ninni

Uyusun da  büyüsün ninni

Tıpış tıpış yürüsün ninni gibi  ifadeler geçebilir.

Son olarak, kültürümüzün, edebiyatımızın zengin bir bölümünü meydana getiren ninnilerimizin bilhassa bebeklik dönemindeki tesirinin , sözlerden çok müzik yönünden önemini belirtmeliyiz.

Üç-dört yaşlarında ise annenin sevgisini , kızgınlığını, söz vermesini dile getiren ninnilerin çocuğa az veya çok etki  ettiğini söylemek mümkündür.

Ninniler devamlı söylendiğinde, çocuklardaki kelime hazinesi artar. Daha erken konuşmaya başlarlar.

Oyun Tekerlemeleri

Çocuk oyunları, eğlenme, zamanı değerlendirme , gördüklerini taklit etme, arkadaşlarına uyum sağlama,  hayal gücünü doyurma gibi özellikler taşır.

Çocukların kız ya da oğlan oluşları, oyunları ve oyun araçlarını kabaca iki kümeye ayırır. Kızlar genellikle top, ip, bebek…gibi araçlarla uygulanan oyunların çevresinde toplanır.  At, kılıç, tabanca, tüfek, güreş ve benzeri oyunlar erkek işi sayılır. Köşekapmaca, yakartop, koşu ve benzeri oyunlar kız erkek  karışımı takım oyunlarıdır.

Yağ parası mum parası

Akşam oldu kandil parası

Kömürlükte kömürlük

Hanımlara ömürlük

Merdivenden iniyor

Terlik pabuç giyiyor

Bize para veriyor

On para olsun

Yüz para olsun

Hanım abla sağ olsun.

Oooo…Eveleme geveleme

Karakuş miskin

Ne vakit geldin?

Yazın geldim

Yazılasın çizilesin

Bir tahtaya dizilesin

Al, çık

Bal, çık

Şu aradan sen çık

Çık çıkalım çardağa, yem verelim ördeğe, ördek yemini yemeden, ciyak ciyak demeden, aktım baktım, bıktım çıktım…çı-kar-dım…

Ooo!.. piti piti

Karamela sepeti

Terazi lastik

Cimnastik

İğne battı

Canımı yaktı.

Tombul kuş

Arabaya koş

Arabanın tekeri

İstanbul’un şekeri

Hap hup

Altın top

Bundan başka oyun yok…

Masal tekerlemesi: 

Bir varmış, bir yokmuş…Evveli evvel iken,  kediler berber iken…Annem eşikte, babam beşikte iken…Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…Annem düştü eşikten, alnı yarıldı kaşıktan…Annem kaptı sopayı, babam kaptı maşayı…

Karıncaya vurdum palanı….Kırk yerinden bağladım kolanı…Evvel zaman içinde bir kabadayı idim ki karıncaya biner, deveyi kucağıma alırdım….Tophane güllelerini leblebi diye yutar, minareleri boru diye belime sokardım…

Bir gün Bitpazarı’ndan geçiyordum. Baktım bir tarafı tozluk dumanlık, bir tarafı sazlık samanlık. Bir tarafta demirciler demir dövüyor denk ile, bir tarafta boyacılar boya boyuyor renk ile…Bir tarafta düşman harp ediyor top ile tüfek ile…

Masaldır bunun adı…Dinlemekle çıkar tadı…Her kim masal dinlemezse, gece rüyasına girsin kör kedi…..

Evvel zaman içinde, zenginlerden zengin bir adam varmış. Zengin adam, bir gün üç oğlunu yanına çağırarak….

Bilmeceler:

Bilmeceler, tabiat unsurları ile bu unsurlara bağlı hadiseleri, insan, hayvan, ve bitki gibi canlıları; kapalı bir şekilde belirterek bulmamızı hedefleyen kalıplaşmış sözlerdir.

Sıra sıra söğütler

Birbirini öğütler

Tabanından su çeker

Tepesinden yumurtlar (Buğday)

Varma güzel yanına

On parmağın bal olur

Tutar isen usul tut

On parmağın kan olur(Kara dut)

Akşamdan çamur

Sabahtan kömür

Kadınlar yakar

Ağalar bakar(Kına)

Altı çeşme içilir

Üstü çayır biçilir.(Koyun)

Kanadı var uçamaz

Deryalara kaçamaz

Küçücük bir evi var

Kapısını açamaz.(Tavuk)

Bir tepside iki tavuk

Biri sıcak, biri soğuk(Güneş-ay)

Hanım içeride

Saçı dışarıda(Mısır)

                     Masalımsı Eserler

Çocukların dinlemekten ve okumaktan hoşlandıkları, genellikle masal havası taşıyan; fakat kendilerine özgü nitelikleri bulunan üç eser daha vardır. Bunlar fabllar, destanlar ve efsanelerdir.

FABLLAR

Belli bir ahlak dersi vermek amacıyla meydana getirilen hayal ürünü kısa ve hareketli hayvan hikayelerine fabl denir. Fabl sözü, Latince hikaye anlamına gelir.

Çoğu manzum olan fablların başlıca amacı, belli bir ana fikri bir veya birkaç olayın yardımıyla en kısa yoldan açıklamaktır. Bundan dolayı fabllar kısadır ve şu bölümlerden oluşur:

a.Giriş bölümü: Olayın ve kahramanların tanıtıldığı bölümdür.

b. Gelişme bölümü: Olayların düğümlendiği bölümdür

c. Sonuç bölümü: Düğümün çözüldüğü bölümdür.

d. Ders bölümü: Olay ve olayların arkasında yatan ana fikrin açıklandığı bölümdür. Eskiler buna “Kıssadan hisse” derlerdi. Yani parçadan ders alma bölümüdür.

Fabllar çocuklara cömertlik yardımseverlik gibi insani davranışlar kazandırırlar. Özellikle 10-12 yaşındaki çocuklar fabl okumaktan, anlatmaktan ve dinlemekten zevk alırlar.

Bugün hala ilgiyle okunan fablların kökleri  çok eski çağlara kadar uzanır. Doğuda ilk fabl örneklerine Hint edebiyatında rastlanır. Bu türün en eski ve en ilginç örneği M.Ö. 200 yılında yazılan  Pan ça tant ra Masallarıdır.

Bu türde tanınmış  bir başka Hint eseri olan “Kelile ve Dimme” M.S. 300 yılında  Beydaba unvanını taşıyan bir bilgin-filozof tarafından meydana getirilmiştir. Eserde yurt yönetimi, felsefe ve eğitimle ilgili sorunlar ele alınmıştır.

Doğu edebiyatında bir başka ünlü eser de Şeyh Sadi(1213-1292)’nin 1258 yılında yazmış olduğu “Gülistan” adlı eseridir.

Batıda ilk fabl yazarı olarak Firikyalı Ezop gösterilir. Ezop , baskıcı bir yönetim altında düşüncelerini küçük hayvan hikayeleri ile anlatmıştır.

Fransız şairi Jean de La Fontaine(1621-1695)  bu alanda büyük bir üne  ulaşmıştır. La Fontaine’nin manzum hayvan hikayeleri hemen hemen bütün dillere çevrilmiştir. Orhan Veli Kanık, bu hikayeleri Türkçeye çevirmiştir.

DESTANLAR:

Masalımsı edebiyat eserlerinden biri de destandır. Daha çok eski çağlara ilişkin kahramanlık hikayelerini, ulusların, Tanrıların  ve ünlü yiğitlerin serüvenlerini veya savaşlarını anlatan uzun manzum eserlere destan(epope) denir.

Ulusların oluşumu sırasında meydana gelen ve bağlı bulundukları ulusların en eski edebiyat ürünleri sayılan destanlarda, masallarda olduğu gibi olağanüstü olaylar ve olağanüstü kişilerin başlarından geçen serüvenler anlatılır.

Bazı destanlar ulusların hangi soydan geldiğini anlamamıza yardım eder.

Destanların kaynağı doğa olayları, büyük savaşlar veya kimi kahramanlar arasında geçen amansız mücadelelerdir.

Türk ve Dünya Edebiyatında Destanlar:

Babillilerin milli destanı olan Gılgameş, Sumer mitoslarına dayalı bir mezopotamya şiiri olarak en eski destan örneği diye kabul edilir. M.Ö. 2000 yıllarına ait olduğu sanılan destanda Güney Babilonya şehirlerinden Uruk’un beyi Gılgameş’in savaşlarını konu edinir.[1]

Homeros’un  İlyada ve Odysseia destanları Yunan dünyasının temel eserleri arasındadır. İlyada bir olayın destanıdır. Anadolu’daki Troya şehrine Yunan sitelerinin ortaklaşa düzenledikleri seferi ve hileli zaferi anlatır. Odysseia bir kişinin destanıdır.  Troya Savaşı’ndan  sonra İthake kralı Odysseus’un büyük güçlükleri aştıktan sonra karısına ve evine kavuşmasını hikaye eder.

Latinler’in Aeneis’i(M.Ö. I. Asır/ Vergilius), Fransızlar’ın Chanson de Roland’i (M.S.XII), Almanlar’ın Nibelungen ve Gudrun destanları(M.S. XIII), Finlilerin Kalevela’sı, Hintliler’in Ramayana, Mahabarata’sı, İranlılar’ın Şehname’si (Firdevsi/ XI. Asır.) bu türün belli başlı örnekleri arasında sayılabilir.[2]

Görüldüğü gibi bazı destanlar o milletin şairleri tarafından yazılmıştır. Yunan şairi Homer’in İlyada ve Odise’si, İran şairi  Firdevsi’nin Şehnamesi böyle destanlardır. Bazı milletlerin destanları  bir şair  tarafından yazılmamış, bir araştırıcı tarafından toplanmıştır. Finlilerin Kalevala’sı  böyle bir destandır.[3]

Destanlar, efsanelere konu edilerek hayli değişikliğe  uğramış tarihi olayların izlerini taşırlar.

İslamiyet öncesi Türk destanları birbirini takip eden altı bölüme ayrılır:

  1.   Yaratılış destanı
  2.    Saka Destanları:

a. Alp Er Tunga

b. Şu destanı

  •   Kun-Oğuz Destanları
  •   Köktürk destanları[4]
    •    Bozkurt Destanı
    •   Ergenekon Destanı
  •    Siyen-pi destanı
  •    Uygur Destanları
    •   Türeyiş Destanı
    •   Manihaizm’in Kabulü
    •  Göç Destanı[5]

Bu destanlar içinde “Göç” destanının büyük bir önemi vardır. Göç destanında toprağın kutsallığı anlatılmaktadır.

“Uygur ilinde Hulin dağında Tuğla ve Selenge  adlı iki ırmak akıyordu. Bir gece bu iki ırmak arasındaki ağacın üzerine gökten bir ışık indi. Ağaç zamanla şişti, ortası yayıldı, beş çocuk çıktı. En büyükleri Bögü Tigin idi. Halk, Tanrı tarafından gönderilen bu çocukları büyüttü.  Bügü büyüyünce hakan oldu. Bügü’den sonra başa geçenlerden biri olan Gali Tigin bir Çin Prensesiyle  evlenmek suretiyle  Çin düşmanlığını ortadan kaldırmak istedi.

Prens, sarayını  Hatun dağına kurdurdu. Bu dağda kutlu bir kaya  vardı. Hatun dağının saadeti bu kayaya bağlı idi. Çinliler bu kayayı istediler. Gali Tigin bu kayayı verdi. Çinliler kayayı ısıtıp üzerine sirke döktüler. Parçalanan kayayı ülkelerine taşıdılar. Bu hadiseye kuşlar, hayvanlar ağladılar. Memleketi felaket kapladı. Toprak yiyecek vermez oldu. Beşbalık’a göç ettiler.”

Bu rivayet, 840 tarihinde Kırgızlar’ın hücumu ile güneye göçe mecbur kalan Dokuz Oğuz Uygurlar’ın hayatını anlatıyor.[6]

 EFSANELER

Tarih, toplum ve doğa olaylarının olağanüstü ve akıl dışı  açıklama ve yorumlarla anlatıldığı hikayelere efsane denir.

Efsaneler, halkın hayalinden doğarak  gelişen hikayelerdir. Başlangıçta daha çok doğaüstü davranışlarıyla ünlü din adamlarının (Peygamberlerin, azizlerin, evliyaların)  başlarından geçenler, dünyanın kuruluşu, ahretle ilgili inançlar  efsanelerin konusu olmuştur.

Genellikle tarihten önceki çağlarda  yaşamış olan insan toplulukları kendilerine özgü çeşitli efsaneler meydana getirmişlerdir. Halk masalları ve destanlar gibi efsaneler de belli bir yerde yaşayan halkın  ortak yaratıcılığıyla meydana gelen sözlü edebiyat eserleridir.

Türkler Orta Asya’da  çeşitli efsaneler yaratmışlardır. Anadolu’ya yerleştikten sonra da yurdumuzun türlü köşelerinde yaşayan halkımız ilginç efsaneler yaratmışlardır.

Efsaneler, hayale ağırlık veren, ulusal veya yerel bir çok olayları  renkli ve çekici anlatımla dile  getiren özellikleriyle çocukların hoşuna gider. Çoğu efsaneler genç okurlara, sıkmadan ve hatta hissettirmeden bir takım önemli tarihi bilgiler verir, tarih zevkini aşılar. Çocukların hayvanlar, bitkiler, yıldızlar … üzerine  sordukları sorular efsanelerin yardımıyla onların hayal gücünü geliştirecek biçimde karşılanabilir.

HİKAYE VE ROMANLAR

Hikaye ve roman bir edebiyat türü olarak temel özellikleri bakımından birbirine çok benzer. Hikaye ve roman edebiyatın en önemli türleri arasında yer alır.

Hikaye: Olmuş ya da olabilecek olayları anlatan edebiyat türüne hikaye denir.

Hikayenin yapısını oluşturan dört öğe vardır: Olay, şahıs, yer ve zaman.

Hikayenin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz: Romandan kısa olması, dar bir zaman parçasını kapsaması, kişilerin sayıca az olması, kişilerin yaşayışının bir yönünün anlatılması.

Roman: Olmuş veya olabilir olayları ayrıntılı bir şekilde anlatan edebiyat türüne roman denir.

Romanın amacı, çeşitli yaşantılar içindeki insanı anlatmaktır. Masal ve destanlar da aynı amacı taşımakla beraber, hayal dünyasına daha çok yer vermişlerdir. Bu nedenli insanı gerçek yönleriyle romanda görebiliriz.

EFSANELER

Tarih, toplum ve doğa olaylarının olağanüstü ve akıl dışı  açıklama ve yorumlarla anlatıldığı hikayelere efsane denir.

Efsaneler, halkın hayalinden doğarak  gelişen hikayelerdir. Başlangıçta daha çok doğaüstü davranışlarıyla ünlü din adamlarının (Peygamberlerin, azizlerin, evliyaların)  başlarından geçenler, dünyanın kuruluşu, ahretle ilgili inançlar  efsanelerin konusu olmuştur.

Genellikle tarihten önceki çağlarda  yaşamış olan insan toplulukları kendilerine özgü çeşitli efsaneler meydana getirmişlerdir. Halk masalları ve destanlar gibi efsaneler de belli bir yerde yaşayan halkın  ortak yaratıcılığıyla meydana gelen sözlü edebiyat eserleridir.

Türkler Orta Asya’da  çeşitli efsaneler yaratmışlardır. Anadolu’ya yerleştikten sonra da yurdumuzun türlü köşelerinde yaşayan halkımız ilginç efsaneler yaratmışlardır.

Efsaneler, hayale ağırlık veren, ulusal veya yerel bir çok olayları  renkli ve çekici anlatımla dile  getiren özellikleriyle çocukların hoşuna gider. Çoğu efsaneler genç okurlara, sıkmadan ve hatta hissettirmeden bir takım önemli tarihi bilgiler verir, tarih zevkini aşılar. Çocukların hayvanlar, bitkiler, yıldızlar … üzerine  sordukları sorular efsanelerin yardımıyla onların hayal gücünü geliştirecek biçimde karşılanabilir.

Roman ve Hikaye Arasındaki Farklar:

Roman ve hikaye arasında olay, kişiler, zaman ve çevre yönünden farkları şöyle özetleyebiliriz.

Roman oluşum halinde iç içe olaylar dizisidir. Olayların gelişimini adım adım izleriz. Kişinin bir ömürlük serüveni veya büyük bir yaşantı kesiti romanın çerçevesine girer.  Hikaye, bir küçük olay üzerindedir.

Romanda kişi sayısı çok, hikayede  ise azdır. Hikayenin kahramanı tek kişi olabilir. Romandaki geniş kadro içinde  iki-üç kişi olaylar dizisinde daima ön plandadır. Roman kahramanları arasında esere adını veren ve ölümsüzleşen tipler vardır. Don Kişot, Goriot Baba, Madame Bovary, Robinson Crusoe gibi.

Romanda derin bir zaman koridoru vardır. Bu zaman bir ömrü kapsayabilir.  Hikaye ise yaşantımızın bir anı içine sığdırılmıştır.

Roman, çevre yönünden daraltılmış değildir. Kahramanlar, değişik kentler ve ülkelerde serüvenini yaşayabilir. Hikayenin kahramanı ise sınırlı bir çevrenin insanıdır.

Çocuklar hikaye ve romanlarda çeşitli konulara ilişkin olarak çözülmesini gerekli gördükleri bir çok sorunların  karşılığını, olayların “neden” ve “niçin”ini  açıklayan bilgileri, görüş ve  yorumları bulabilirler. Hikaye ve romanlar, çocukların  sınırlı hayat tecrübelerini  zenginleştirir. Türlü insan tipleri üzerinde düşünmelerine imkan sağlar., geliştirmekte oldukları değer yargılarının daha açıklık kazanmasına yardımcı olur.Böylece çocukların içinde yaşadıkları toplumsal ve kültürel ortama  uymalarını büyük ölçüde kolaylaştırır. Bunun dışında, hikaye ve romanlar çocukların kendi ülkelerindeki insanları geçmişleriyle tanımalarını kolaylaştıracağı gibi onlara başka kıta ve ülkelerde yaşayan insanlar üzerine  bilgi ve görüş kazandırır. Okuma alışkanlığı ve zevkinin gelişmesinde hikaye ve romanların önemi büyüktür.

Olayların anlatımı:

Olaylar genellikle üçüncü kişi ağzıyla, kimi zamanda birinci kişi ağzıyla anlatılır.

Roman kişilerinin birinin ya da birkaçının yazdığı anı defteri biçiminde anlatılır.

Roman kişilerinin birbirlerine  gönderdikleri mektuplarla anlatılır.

Roman türünün gelişimi:

Roman, diğer edebiyat türleriyle karşılaştırıldığında, oldukça yeni bir türdür. Nitekim roman sanatının ilk başarılı örneği sayılan Don Kişot 17. yüzyılın ürünüdür. Roman türü asıl 18. ve  19. yüzyılda gelişmiştir. Böylece roman sanatı 19. yüzyılda özellikle İngiltere, Fransa ve Rusya’da önemli bir gelişme göstermiştir.

1950-1960’lı yıllar roman alanında yeni gelişmelerin olduğu dönemdir. Post-modernist adı verilen çağdaş roman akımı klasik gerçekçi roman anlayışını reddeder. Post-modernistlere göre romanın işlevi, insan, toplum ya da dünya hakkında görüşler bildirmek, gerçekliği yansıtmak değildir.

Konularına göre romanlar:

Macera romanları: Anlatılan olaylar ve kişiler olağanüstüdür. Alexander Dumas’ın Üç Silahşörler’i bu türün en başarılı örneğidir.

Tarihi Romanlar: Konusunu geçmişten, tarihsel olay ve geçmişten alan romanlardır. Namık Kemal’in Cezmi, Mithat Cemal’in Üç İstanbul adlı romanları gibi.

Tahlil romanı: Buna psikolojik roman da denir. Esas olan insan ruhunun derinlemesine incelenmesidir. Mehmet Rauf’un Eylül, Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu birer tahlil romanıdır.

Yaşamöyküsel roman: Bu romanda öykü, gerçekten yaşamış  bir insanın karakteri üzerine temellendirilir. Oğuz Atay’ın Bir Bilim Adamının Roman bu türün başarılı bir örneğidir.

Töre romanı: Bir toplumun belli bir dönem  ve çevre içindeki gelenek ve göreneklerini yansıtan romanlardır. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanları genelde bu türdendir.

Sosyal roman: Bir toplumun sosyal sorunlarını ortaya koyan romanlardır. Yaşar Kemal’in İnce Memet adlı romanı gibi.

Egzotik roman: Konuları yabancı ülkelerde geçen romanlardır. Refik Halit Karay’ın Nilgün adlı romanı gibi.

İşlenişlerine göre romanlar:

Romantik roman: Romantizm  akımının etkisi altında yazılan romanlardır. Victor Hugo’nun Sefiller adlı romanı gibi.

Realist(Gerçekçi) roman: Konularını günlük hayattan seçer. Balzac’ın Goriot Baba, Tolstoy’un Savaş ve Barış adlı romanları gibi.

Natüralist roman: Hayatı tam bir  nesnellikle anlatan romanlardır. Emile Zola’nın Germinal adlı  romanı gibi.

Fantastik roman: Bizim gerçek  dünyamızla birlikte, onun ötesinde doğa yasalarından farklı olan ikinci bir dünyanın varlığını kabul eden romanlardır.  Bu romanlarda olağanla olağandışı bir aradadır. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Gulyabani adlı romanı gibi.

Çocuk Hikaye ve Romanları

Çocukların okuduğu roman ve hikayeler konuları, temaları ve kişileri ele alış bakımından çok çeşitlidir.

Yakın çevre ile ilgili hikaye ve romanlar: Aile, sokak, mahalle ve okul hayatını anlatan ve kişileri daha çok çocuklar arasından seçilen hikaye ve romanları okumaktan çocuklar zevk duyarlar. Kız çocuklar özellikle  aile üyeleri arasındaki ilişkileri konu alan ve büyük anne, büyük baba teyze…gibi bir ailenin yaşlı kişilerini tasvir eden eserlere ilgi duyarlar. Erkek ve kız çocuklar arasındaki ilişkileri anlatan hikayeler kadar, bir mahallenin  renkli kişilerinin (Hoca Anne-Deli Hilmi ve bekçi, bakkal, postacı, çöpçü, sokak satıcısı…) başlarından geçenleri izlemek, okul hayatı ile ilgili olaylardan oluşan, hikaye ve romanları okumak genç okurların hoşuna gider…. Ferenc Molnar, Pal Sokağı’nın Çocukları,  Elanor H.Porter’in Pollyanna’sı ve George Sand’ın Köyün İkizleri….

Hayvan Hikaye ve Romanları: Bunlar, hayvanların hayatını sağlam  gözlemlerle ve dikkatli incelemelere dayanarak bir hikaye ve roman çerçevesi içinde anlatan eserlerdir. Özellikle çocuklar için yazılan eserlerde hayvanların sahiplerine bağlılığı, çalışkanlığı, cesurluğu, tokgözlülüğü üzerinde durulur. Bir takım hayvanların beslenmesi, çoğalması ve yaşayışına ilişkin ilginç  gözlemler  ayrıntılı; fakat  okuyucuyu sıkmayacak biçimde  bu gibi eserlerde yer alır. Küçük çocuklar kedi, köpek gibi evcil hayvanların başlarından geçenleri; aslan, kaplan, timsah gibi yırtıcı hayvanların yaşayışlarını ve kuşların özelliklerini anlatan hikaye ve romanları heyecanla okurlar. Bu alanda Jack London’un  Kurt Kanı ve Cambazhane Köpeği; Rudyard Kipling’in “Ormandaki Kavga” Comtess de Segur’un  Bir Eşeğin Hatıraları, Eric Knigt’ın  Yuvaya Dönüş adlı eserleri çok sevilen çağdaş çocuk kitapları arasında yer almıştır.

Mizahi Hikaye ve Romanlar: Gülmek, eğlenmek ve hoş vakit geçirmek çocukların doğal ihtiyacıdır.  Olayları, gerçekleri ve kişileri şaka ve takılmalara süsleyip anlatan güldürücü hikaye ve romanlar  çocukların bu ihtiyacını büyük ölçüde karşılar. Bu alanda klasikleşmiş eserlerin başında Cervantes’in Don Kişot romanı gelir. Comtess de Segur’un Sophie’nin Başına Gelenler güldürücü bir roman örneğidir. Aziz Nesin’in, çocukları için yazdığı hikayelerini Uyusana Tosunum(1971) adlı bir kitapta toplamıştır.

Masalımsı yönü ağır basan Carlı Collodi’nin Pinokyo’su  da mizahi bir eserdir.

Serüven (macera) hikaye ve romanları: Çocukların  hemen hemen  her yaşta okudukları eserler arasında serüven hikaye ve romanları başta gelir. Çocukların hareket ve heyecan ihtiyacını karşılayan bu tür eserlerde hayale, entrikaya, tehlikeli ve esrarlı olaylara  ruhsal gerilimleri yansıtan durumlara ve beklenmedik sonuçlara geniş yer verilir. Çocukları olumlu yönde etkileyen bu tür hikaye ve romanlar  okuma hızını artırır, hayal ve düşünce ufkunu genişletir.

Bu tür hikaye ve romanlara erkek çocuklar, kız çocuklara göre daha çok ilgi duyarlar. Özellikle deniz hayatı, korsanlık, defne arayıcılığı, bilinmeyen veya uzak ülkelerin  keşfi, balta girmemiş ormanlarda yapılan yolculuklar  küçük okurların aradıkları konulardır.

Çocuklarca çok sevilen macera romanları şunlardır: Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe, Stevenson’un Define Adası ve Kaçırılan Çocuk, Jules Verne’in “Aya Seyahat ve Seksen Günde Devrialem; Türk yazarlarından Huriye Öniz’in Köprü Altı Çocukları’nı sayabiliriz.

Duygusal hikaye ve romanlar: Bazı hikaye ve romanlar, çocukların iç dünyalarında duygusal izlenimler uyandırma amacını güder. Bu tür eserlerde olaylar, kişilerin davranışları ve tüm insan ilişkileri çocuklarda sevgi, acıma, kızgınlık veya tiksinme duyguları uyandıracak biçimde işlenir; içli ve duygulu bir dil kullanılır. Özellikle kız çocuklar bu gibi eserlere karşı büyük ilgi  gösterirler.

Duygusal hikaye ve romanlara örnek olmak üzere  Saint Pierre’in Pol ve Virjini, Charlotte Bronte’nin Jane Eyre ve Johanna H. Spyiri’nin Heidi adlı eserini sayabiliriz.  Cahit Uçuk’un Türk İkizleri adlı romanı da duygusal romanlar arasına girer.

Tarihi hikaye ve romanlar: Konuları, kişileri ve bu kişilerin başından geçenler bakımından gerçek  tarihi olaylarla ilgisi bulunan  hikaye ve romanlar bu bölüme girer.

Tarihi hikaye ve romanlar çocuklarda yurt ve ulus sevgisini uyandırmaya ve geliştirmeye, ulusal bilinci güçlendirmeye yaradığı gibi tarih derslerinde çok kez kısaca geçilen önemli olayların veya üzerinde gereği kadar durulmayan tarihi kişilerin yakından tanınmasına ve anlaşılmasına imkan sağlar. Bu tür eserler on üç  veya on dört yaşlarından sonra erkek çocuklar büyük ilgi duyarlar.

 Ömer Seyfettin’in bazı hikayeleri konusunu tarihi olaylardan ve kişilerden almıştır. Eserleri  eski ve yeni kuşaklarca okunan bir başka yazarımız da Abdullah Ziya Kozanoğlu’dur. Kozanoğlu’nun bazı kitapları şunlardır: Kızıltuğ, Atlı Han, Türk Korsanları, Gültekin…. Ahmet Refik Altunay da  Türk Akıncıları, Viyana Önünde Türkler adlı eserleri yazmıştır. 

Reşat Ekrem Koçu,  Murat Sertoğlu, Feridun Fazıl Tülbentçi  gibi yazarlarımız da tarihi romanlar yazmışlardır.

Gezi hikaye ve romanları: Çeşitli ülke ve kentlerin doğal güzelliklerini, türlü insan topluluklarının değişik yaşayışlarını  anlatan serlerdir. E. Granstroem’in Issız Adada Bir Yıl,  Thor Heyerdahl’ın Kon-tiki, Eloise’nin çocuklar için sadeleştirdiği Marko Polo adlı eserlerini örnek olarak gösterebiliriz.

Edebiyatımızda çocuk hikayesi ve romanı

Roman ve hikaye sözcüğü edebiyatımıza Tanzimat’la birlikte girmiştir. Ahmet Mithat Efendi, Namık Kemal, Recaizade Ekrem, Samipaşazade Sezai, Halit Ziya Uşaklıgil, A.Hikmet Müftüoğlu  ilk hikaye ve roman yazarlarımız arasında ün yapmış kişilerdir.

Daha sonraki yıllarda  Ömer Seyfettin, Y.Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Mahmut Yesari, Memduh Şevket Esendal, Aka Gündüz, Reşat Nuri Güntekin hikaye ve roman türünde değerli eserler vermişlerdir.

Büyükler için yazılan hikaye ve romanlar çocuklarımız tarafından da uzun yıllar okunmuştur. Günümüzde de roman ve hikayeleri zevkle okunan yazarlarımız şunlardır:

Kemalettin Tuğucu: Küçük Mirasyedi, Sokak Köpeği, Dağdaki Yabancı, Şeytan Çocuk.

Mehmet Seyda: Birgün Büyüyceksin, Şeytan Çekiçleri, Ölümsüz Dostluk

Talip Apaydın: Toprağa Basınca, Dağdaki Kaynak

Mükerrem Kamil Su: Mutluluk, Olaylar Gemisi

Gülten Dayıoğlu: Kırmızı Bisiklet, Fadiş, Dört Kardeştiler, Suna’nın Serçeleri

Kemal Bilbaşar: Yonca Kız, Kurbağa Çiftliği

İbrahim Örs: Cambazlar Kralı, Almanya Öyküsü

Mümtaz Zeki Taşkın: Balık Çocuk, Çitlenbik Kız, Örkedek Ömer

Çocuk hikaye ve romanlarında aranılan nitelikler:

Konular çocukların ilgilerine, hayat tecrübelerine ve kavrayış güçlerine uygun olmalıdır.

Çocukların düşüncesine uyan sade ve gerçekçi bir plan hazırlanmalıdır.

1.Hareketli olaylar mantıklı bir sonuçla bitmelidir.

2.Ayrıntılar çocuğun dikkatini dağıtmamalıdır.

3.Şahıslar gerçek hayattan alınmalıdır.

4.Paragraflarda kısa cümlelerle kullanılmalıdır.

5.Hikayelerde sürükleyici bir anlatım olmalıdır.

6.Bol ve canlı konuşmalara yer verilmelidir.

7.Çocukların seviyesine uygun ruh tahlilleri yapılmalıdır.

8.Güldürücü sahnelere ve konuşmalara yer verilmelidir.

9.Ayrıntılar çocukların ilgisini çekmelidir.

10.Her durumun heyecanlı yanları belirtilmelidir.

11.Metinle ilgili güzel ve anlamlı resimler konmalıdır.

Çocuklara hikaye anlatma:

Çocuklar için masal ve hikaye dinlemek bir ihtiyaçtır. Anneler, babalar, öğretmenler  zaman zaman masal ve hikaye anlatma gereğini duyarlar. Özellikle okul öncesi eğitim kurumlarında çalışan öğretmenler ve ilkokul öğretmenleri görevleri sırasında çocuklara sık sık hikaye anlatırlar.

Hikaye ve masal  anlatmak rast gele bir iş değildir. Eğitsel bir amaca erişmek için  bir takım kurallara dikkat etmek şarttır. Bu kurallar:

a.Hikaye ve masalın seçimi

b.Anlatmaya hazırlık

c.Hikaye ve masal  anlatırken dikkat edilecek hususlar olmak üzere üç aşamada düşünülmelidir.

BİYOGRAFİLER

Çocuklar bilim, fen, sanat, spor, askerlik veya devlet yönetimi gibi alanlarda ünlü kimselerin yaşayışlarını ayrıntılarıyla öğrenmek isterler. Onların bu istekleri  biyografi adını verdiğimiz edebiyat türüyle  karşılanabilir.

Biyografi: Yaşayış ve yaptıklarıyla ün kazanmış önemli kişilerin  hayatlarını belgelere dayalı olarak  inceleyen eserlere biyografi denir.

Bu gibi eserleri okuyan çocuklar, büyük adamlara karşı hayranlık ve saygı duymaya başlarlar, yurtseverlik duyguları güçlenir. Kimi yazarlar, sanatçılar, devlet adamları ise hayat hikayelerini kendileri yazıp anlatırlar. Bu tür eserlere “otobiyografi” denir. Çocuklar bu gibi eserleri de aynı zevk ve ilgiyle okurlar.

Çocuklar yalnız kendi ulus ve ülkelerine mensup büyük adamların hayat hikayelerini okumakla yetinmezler. Başka ulusların yetiştirdiği, insanlığa hizmet etmiş ve ortaya koydukları eserlerle hala hatıraları yaşamakta olan ünlü kişilerin de yaşayışlarını öğrenmek isterler.

Çocuklar bu tür eserleri okuya okuya genel kültürlerini artırmış, düşünce sınırlarını genişletmiş olurlar.

Biyografik eserlerde yazarların anlatımı renkli ve çekici olmalıdır.

Küçük çocukların okumaktan hoşlandıkları bir biyografi türü de romanlaştırılmış biyografidir.

Bizde  çocuklar için biyografi türünde eser yazılması çok yakın zamanlarda başlamıştır.

Ahmet Refik Altınay’ın “Mimar Sinan”, Rakım Çalapala’nın Mustafa-Atatürk’ün Romanı, Ziya Taluy’un Tiryaki Hasan Paşa, Şükrü Enüs Egü’nun Onlar da Çocuktu, Mehmet Aydın’ın Meşhur Olan Fakir Çocuklar  adlı eserleri özellikle çocuklar için yazılmış biyografilerdir.

ANILAR

Bir kimsenin kendi  başından geçen veya tanık olduğu olayları ve durumları anlatan yazılara anı/hatıra denir.

Günü gününe  tutulan anılara “günlük” adı verilir.

Anılar, sadece belli kişilerin serüvenlerini, düşünce  ve gözlemlerini dile getirmekle kalmazlar, aynı zamanda o kişilerin yaşadıkların çağların toplumsal durumunu ve özelliklerini de yansıtırlar. Bu bakımdan anılar çok kez okurların bir takım olayları daha kapsamlı ve canlı olarak öğrenmelerine yardım ederler.

Anı türünde yazılmış eserlerle hikaye ve roman türünden eserler arasında ilk bakışta bir benzerlik görülürse de  ani ile hikaye ve roman arasında büyük ayrılıklar vardır. Anılar yaşanmış olaylardan meydana gelir. Hikaye ve romanlar hayal gücüne dayanır. Anı yazarlar zaman zaman hatıralarını belgelerle pekiştirirler.

Halit Ziya Uşaklıgil’in Kırk Yıl, Hüseyin Cahit Yalçın’ın Edebi Hatıralar, Halide Edip Adıvar’ın Türk’ün Ateşle İmtihanı anı türündeki eserlerdir.


[1] Dergah s. 264

[2] Dergah, s.264

[3] Banarlı, Edebi Bil., s.135

[4] Başlangıçtan Günümüze Kadar Büyük Türk Klasikleri(C:I), Ötüken-Söğüt Yay. İst. 1985, 41

[5] F. Kadri Timurtaş, Türk Destanları, Türk Kültürü, s.33

[6] Elçin, Halk Ed. Giriş, s.78-79

Categories: Genel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s