Canı kurtuldu Hamide Nine

            Mahallenin kadınları “Canı kurtuldu anam, ona kim bakacaktı ” diyorlardı. İhtiyar kadın ta geceden ölmüştü. Sabah namazına kalkan kadınlar ihtiyarın başına toplandılar. Sahibi olduğu halde sahipsiz kalan kadına ağlamadılar; sadece iç çekip üzüldüler. Yaşlı kadınlar  “Allah kimseyi  sahipsiz etmesin, elden ayaktan düşürmesin” diye dua ettiler.   Hallerine şükrettiler.  Ölüme sevinilmez ama üzerlerinden bir yük kalktığı için mahalleli kadınlar  Hamide Ninenin ölümüne sevinmişlerdi. Komşulara haber verdiler. Ölüme sevinilmez ama  komşuları bir  yandan hazırlık yaparken kendi aralarında konuşuyor,   bir yandan  su ısıtıyordu.  Gerçekten de sahipleri olduğu halde koskoca ilçede sahipsiz kalmıştı.

İki oğlundan biri albaydı, diğeri  büyük şehirlerden birinde  müdürlük yapıyordu. Kocası ölünce oğullarına sığındı; fakat gelinleri ihtiyar kadına dirlik vermiyordu. Dışarıda kalmamak için  sabrediyordu. Evdeki işlerin hepsini bu kadın yapıyordu. Yemeği o pişiriyor, ev temizliğini o yapıyordu. Torunlarını parka götürmek de onun vazifesiydi. Bütün bunlara rağmen yaptıkları iyiliğe geçmiyordu. Oğulları bütün bunları bildikleri halde karılarına bir şey diyemiyorlardı.  Annelerine  “dirliğimiz bozulmasın, biraz daha sabret” diyorlardı.

Bir yıl, iki yıl derken aradan yıllar geçti. Yaşlanmıştı kadıncağız eskisi kadar ev işlerine yardım edemiyordu. Kendisine hayrı olmayan anne gelinlerine nasıl hizmet edecekti.

Bir sabır, iki sabır daha ne kadar sabredecekti. Bir tas çorbaya, bir bardak çaya bu kahır çekilir miydi? Günlerce düşündü …hayırsız oğullarından ve gelinlerinden ayrılıp  doğduğu yere gidecekti. Kasabada evli bir kız kardeşi vardı. Oraya, kardeşinin yanına gidecekti. 

Ayrılması zor olmadı. Zaten birkaç parça eşyası vardı. Elbiselerini bohça yaptı ve sessizce albay olan oğlunun evinden ayrıldı. Kasabaya trenle geldi. Kasabada onu tanıyan yoktu. Memleketine yıllarca gelmemişti. Trenden iner inmez istasyondaki memura kendisini anlatmaya başladı. Konuşmaları bitecek gibi değildi. Yaşlı kadın da çok yorgundu, ayakta duracak halde değildi. Memur da bunu fark etmiş olmalı ki  ihtiyar kadına teyze şuraya otur diye yer gösterdi.  İstasyondaki memurlar da  merak etmiş olmalı ki  hareket memurunun yanına geldiler. İhtiyar kadın derdini anlatacağı bir yer bulmuştu. Anlattı da anlattı. Açlığını, susuzluğunu unutmuştu. Konuşuyor, konuşuyordu. Neden sonra  memurlardan birinin aklına geldi. Uzak yerlerden gelmişsin, aç olmalısın dedi. İhtiyar kadın  muhatabına günlerdir açım, karnıma bir lokma ekmek girmedi dedi. Mevsim yazdı.  Kasabada bostan mahsulleri çıkmıştı. Kendisine getirilen şeylerden yedi. İlk defa memleketinde yetişen sebzelerden yiyordu. Sofraya domates, salatalık, taze çökelek koymuşlardı. İhtiyar ağır ağır ve kibarca yiyordu, asaleti belliydi. Memurlar ihtiyara daha nazik davranıyorlardı. Bir de çay kaynattılar. Kadıncağız onu da içti. İçinden “dünyada ne insanlar varmış” diye geçirdi.                                                                Oğullarının ilgisizliği ve gelinlerinin saygısızlığı gözlerinin önüne geldi. Vakit ikindiyi geçmişti. Bu saatten sonra kime ve nereye gidecekti. Sordu soruşturdular,  kasabada oturan evli kız kardeşini buldular.  Kasabada yolcu taşıyan bir payton vardı.  Trenin gelip geçtiği zamanlarda, günde iki defa gidip gelirdi. Hamide Nineyi paytona bindirdiler.  Paytoncuya da birkaç kuruş verdiler.

 Küçük bir çocuktum. Evin kanatlı kapısı çalındı,  Annem  kapıyı açtı. Gelen  ilk defa gördüğümüz yaşlı bir kadındı.  İhtiyar kadını içeriye buyur ettiler. Kendi aralarında konuştular “Tanrı misafiri”  dediler. İkindi ezanı okunmuştu. Babam iki tarafa selam verdi.  Seccadesini topladı sonra misafirin yanına gitti. İhtiyar kadıncağızın elini öptü. Hoş gelmişsin teyze dedi. Sonra annem, ben ve kardeşlerim teyzenin elini öptü. Hamide ninenin  biri albay, diğeri  posta müdürü olan iki oğlu vardı. Ninenin gelinleri  ona dirlik vermemişler,  oğulları da analarına sahip çıkmamışlar.

Divriği mezarlığında şimdi sadece “Hamide” adını taşıyan çok mütevazi bir mezarı var. Öldü diye suyunu ısıttılar.  Yuyup yıkadılar. Daha teneşirde iken dedikoduya başladılar. Kadıncağızın öldüğünü sandılar. Kefene sarmışlardı ki ihtiyarın kımıldamasını  hayret ve korkuyla gördüler. Bazıları korku içinde sağa sola koşuştular. Bakır kazanı, teneşir tahtasını oradan uzaklaştırdılar. İhtiyarın çekilecek çilesi varmış Birkaç kadının yardımıyla yatağına taşıdılar ölmemişti. Komşuları ve akrabaları “ Demek ki daha çekilecek çilesi varmış “ diye sızlandılar. Artık eli ayağı tutmuyordu. Karlı kış günlerinde komşular sobasını yaktılar. Babam yağını şekerini alıyordu. Annem zaman zaman bizimle yemek gönderiyordu. Divriği’de  bir de kız kardeşi vardı.

Hamide Nine bu hadiseden sonra beş yıl daha yaşadı.