Musahip Kavline Girme

Müsahip Kavli/Müsahip Bağlama/Baş Bağlama/Baş Okutma, Elif Düşme (Anadolu Aleviliğinde Sivas Örneği Kitabından)

Kör körü köprüden atlatamaz.

Müsahip: Sohbet, arkadaşlık (eden kimse),yol kardeşliği

Söylence: Söylencelere göre Müsahiplik,  Hz.Peygamberimiz ile Hz.Ali’den başladı. İkisi bir can,  bir vücut oldular. Hz.Peygamberimiz şöyle buyurdu:

-Ben Ali ile kardeş oldum, bütün müminler de birleriyle kardeş olsa gerektir.[1]

Söylence: Hz.Hüseyin müsahip olmak istiyordu. İlkin rüzgarla müsahip olmak istedi. Rüzgara sordu: “Seninle müsahip olmak istiyorum, senin mesleğin nedir?” Rüzgar cevap verdi:”Ben eserim, her yeri tufana boğarım, gemileri batırırım…”. Hz.Hüseyin:”Hayır” dedi. Sonra aynı soruyu suya sordu. O da:”Ben insanları boğarım, sele suya veririm” dedi.Hz.Hüseyin “Hayır” dedi. Daha sonra ateşe sordu. Ateş:”Ben ısıtırım, çiği pişiririm, etrafı ışıtırım; ama içime düşeni yakarım” dedi.

Hz.Hüseyin, bunların hiç birisiyle müsahip olmadı. Her birinin bir kötü tarafı vardı. Ümitsizliğe düştü; toprağa sordu: “Ya turap(toprak), senin mesleğin ne?” diye. O da meziyetlerini saydı. Hz.Hüseyin de toprakla müsahip oldu.

Söylence: Gece ile gündüz, ay ile güneş, acı ile tatlı müsahiptir.

Söylence: Hz.Musa, Tur-u Sina’ya çıkıyor. Allah: ”Ya Musa, pir tut da gel” diyor. Pirsiz hiç bir yere varılmaz. Musa, Tur’dan geri dönüyor. Çok sevdiği birini müsahip tutuyor. Musa ile o kimse müsahip kavline giriyorlar. Allah da Musa’yı müsahibi ile kabul ediyor. Müsahip kavline girmek için de pir tutuyor. Allah’ın huzuruna pir eteğine yapışıp geliyor. (Ergül Biçer)[2]

Söylence: Tarik/ Hz.Peygamber zamanından kalma ağaç. Medine’de ve bir dağda. Sırtını o ağaca vermiştir. Muhacir ve Ensarı orada müsahip yapmıştır. O ağaçtan bir dal koparıp tarik diye kullanmışlardır.

Elif Düşme

Müsahip namzetlerinin tarikata/yola ilk giriş merasimine elif düşme denir. Müsahip namzetleri, yani elifdüşenler ancak görgü sırasında tarike yatarlar.

Müsahip Kavli /Baş Bağlama/Baş Okutma: Tarikatta müsahip şöyle bağlanır:Bir birlerini seven iki genç  “müsahip olalım” diye kavilleşirler. Bir birlerine “kardeş” derler. KD

Elif: Bu kavilleşme işine “Elif” denir. Bunlar henüz evli olmayan 15-18 yaş arasındaki gençlerdir. Onların müsahip olması için Hutbe okunması gerekir.KD

Rehbere gitme: Köy içindeki bir rehbere giderler:

– Biz birbirimizle “Müsahip bağlanacağız” derler.

Rehber de onları bir Ocakzadeye/Dedekan’a götürür.

  • Erenler, şu iki genç bir birleri ile müsahip bağlanmak istiyorlar, bunların talkınını ver, diye talepte bulunur.KD

Tığ-ı bent: Rehber her iki gencin boynuna tığ-ı bent  adı verilen tülbent, atkı gibi şeylerden birini bağlar. Kurbanlık bir koç, nasıl boğazından tutularak çekilirse, bunlar da tarikat için  birer kurbanlık gibidir.

Eşiğe niyaz: Kapıyı rehber açar. Eşiğe niyaz edilir. Daha sonra edepli olarak, yerde sürünerek dedenin olduğu yere kadar gelinir.KD

Bir çift kurban: Rehber edep-erkan/dizüstü oturarak:

– Tarikat erenleri, şeriattan, tarikata bir çift kurban getiriyorum, kabul buyurur musunuz, diye seslenir.

Dede de kabul eder. Bunun üzerine gençler, dedenin dizini ve elini öperler. Gene edep-erkan dururlar. Dede, yaşlarını sorar; aileleri hakkında bilgi alır; inceler.

Nasihat: Daha sonra şu konuşmayı yapar:

– Bir birinize gönül vermişsiniz. Kalben bir birinizi sevmişsiniz. Yaşınız daha genç. İleride bir birinizin kalbini kırarsanız , bir birinize kötülük yaparsanız sizin için çok acı olur. Günah işlemiş olursunuz. Tövbeniz kabul olmaz; yeriniz cehennem olur…

Bu nasihat edici konuşmadan sonra aşağıdaki dini telkin yapılır. Boy abdestli alarak huzurda duran gençlere sıra ile aşağıdaki sorular sorulur. Çocuklar bunları bilmiyorsa, dede onlara öğretir.KD

Kelime-i şahadet: İlk önce her iki gence üç defa Kelime-i Şahadet getirtilir.KD

Bilgilendirme: Daha sonra dede:

– Hangi dindensin, diye sorar. Onlar da:

– Dinimiz İslam, kitabımız Kur’an-ı azimüş’şan, diye söylerler.

Dede, sorup öğretmeye devam eder:

 – Piriniz kim?

– Pirimiz Hacı Bektaş-ı Veli Sultan

– Rehberiniz kim?

Rehber aslında Hz.Muhammed ile Hz.Ali’dir. Fakat bunların adına Seyyid-i Resul/Hz.Peygamber’in soyundan gelen dedeler rehberlik yaptıkları için müsahip olan çocuklar hangi dedenin talibi iseler o ocağın en büyük pirinin adını söylerler. Mesela: Divriği ilçesinde Garip Musa, Koca Haydar, Koca Saçlı, Seyyit Baba, Hüseyin Abdal… gibi ocaklar vardır. Çocuk, bunlardan hangisine mensupsa onun adını zikrederek ocak büyüğünün adını söyler. Derleme yaptığımız  Zeynal Özcan Dede, Seyyit Baba ocağına mensup olduğu için gençler:

– Benim rehberim Seyyit Baba, der.

Daha sonra mürşidininin kim olduğu sorulur. Mürşid, ocakların bağlı olduğu en büyük ocaktır. Mesela,  Seyyit Baba ocağı,  Erzincan’a bağlı Bağıştaş istasyonu yakınlarında türbesi bulunan  Koca Leşker’ e  bağlıdır. Seyyit Baba talipleri bu soruya:

– Benim mürşidim Koca Leşker Sultan’dır, diye cevap verirler.

Çocuklar bu suretle ilk defa  dini konuda bilgi edinmiş olurlar. Rehber kimdir, mürşit kimdir, pir kimdir? Öğrenmiş olurlar. KD

Uyarıda bulunma: Dede, bu bilgileri müsahip gençlere öğrettikten sonra :

– Bu yol kıldan ince, kılıçtan keskincedir. İkrarınızdan cayarsanız külleyen günahkar olursunuz. Gelme gelme… dönme dönme…Gelenin malı, dönenin canı(cehenneme) gider. Öl ikrar ver, öl ikrardan dönme…KD.

Hutbe: Dede, daha sonra  “Hutbe” adı verilen aşağıdaki duayı yapar:

Bismillahirrahmanirrahim

Allah, Muhammet, Ali…

 Pirimiz Hünkar Hacı Bektaşı Veli, göze gözleye, ömürlerinizi uzun ede, ağrıdan acıdan esirgeye bağışlaya. Cenab-Allah erenlerin, evliyaların, pirlerin…hüsn-ü himmetleri bütün müminlerin üzerine ola. Cenabı Allah bütün müminleri saklaya, bekleye, koruya. Darda komaya…Dağdakine , beldekine yardım ede; fakire fukaraya yardım ede. Akibetlerinizi şadeyleye… Gözlerinizi aydın eyleye…Evlatlı devletli eyleye…

Nur-u Nebi, kerem-i evliya…Gerçekler demine huuu!…

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed…

Bu selavata orda bulunan bütün cemaat katılır.

Kemerbest olma/kuşak bağlama: Bu merasim sırasında her iki müsahibin de bellerine  kemer-best bağlanır. Her düğüm atışta sırasıyla Ya Allah, ya Muhammet, ya Ali…denir. Üç düğüm atılır. Bu suretle müsahiplerin eli, dili, beli bağlanmış olur. Bu eline, diline, beline sahip çık, demektir. KD

Söylence: Kemer-best ilk defa Cebrail aleyhisselam tarafından Hz.Muhammet Mirac’a çıktığında bağlanmıştır.KD

 Merasimin bitmesi: Merasim bittikten sonra düğüm aynı şekilde çözülür; müsahip gençlere destur verilir. Gençler  Dede’nin elini öperler. Daha sonra ayağa kalkarlar. Cemaatta bulunan büyüklerin ellerini öperler ve dışarı çıkarlar.

Lokma: Onlar dışarı çıkınca içeride kalanlar  bu çocukların daha önce getirmiş oldukları  leblebi, üzüm, şeker…gibi yiyeceklerden ibaret olan ve lokma  adı verilen şeyleri  yerler.KD

Bazen de müsahiplerin maddi durumlarına göre kurban kesilip yemek dağıtılır. Dede, lokmaya veya kurbana karar vermeden önce cemaatta:

– Bu canlara ne kıyarsınız?… diye sorar onlar da

– Allah Allah, diye cevap verirler; daha sonra kurban veya lokma üzerinde karara varırlar.

Birkaç yıl önce elif düşmüş de tarike yatmamış olanlar çoktur. Daha önce anlattığımız gibi müsahipliğe girme merasiminin dışında sonradan  ikinci bir merasim yapılmaz. Kadınlar hiç bir zaman tarike girmez. KD

Görgü-sorgu gecesi müsahip kavline girme merasimi yapılır.[3]

Sivas yöresindeki diğer uygulamalar

Kangal: Dara durulur, rızalık alınır. Secdeye inilir. İki bardak vardır. İçinde tuzlu su vardır. Tuzlu suyu müsahipler, birbirlerinin bardağından içerler. Bardaktaki su artmaz. Artarsa, el ayak değmeyen yere dökerler. Müsahip okuşanların önüne bez/kefen, sabun/ölünün yıkanması için, yün/köpürtmek için konulur. Merasimden sonra bunlar alınıp bir fakire verilir.[4]


[1]  Zeynal Özcan (Kırmızı Dede),Divriği Ziniski/Akmeşe (1912-1986),

[2] Ergül Biçer, Sivas Karaçayır 1935

[3] Zeynal Özcan(Kırmızı Dede)’dan yapılan 1 Ağustos 1982 tarihli derleme

[4] Hüseyin Çakmak, Kangal, Havuz, Çayırova köyü

Gözlengiç duası: Müsahip kavline girmeden önce iki genç: Seninle kardeş olalım, Peygamber kavline girelim, diye konuşurlar; anlaşırlar.

Sonra Dede’ye giderler. Dede onlara:

– Ben sizi şimdilik müsahiplik kavline sokmuyorum. Siz düşünün taşının, bir birinizin gidişatını beğenirseniz bana tekrar gelirsiniz, der.

Bekleme bir yıl da olur, iki yıl da olur. Buna, bu bekleyişin adına, bekleme süresine  gözleme denir. Bir kişi Cebrail Kurbanı keser. Eğer müsahip olmaya kesin karar vermişlerse, tekrar Dede’ye/Pir’e gelirler. Biz, müsahip olmak için Gözlengiç duası alacağız, derler. Ortaya/posta niyaz ederler. Dede’den başlayarak orada bulunanların ellerini öperler. Dedeye gelmeden önce, annelerine, babalarına danışırlar. Bu işler Tarikat(görgü) sırasında hizmetten önce olur. Evli olan, diğeri evlenene kadar bekler, müsahip kavline o zaman girer. [1]

Tarikatta müsahip şöyle bağlanır: Bir birlerini seven iki genç  “müsahip olalım” diye kavilleşirler. Bir birlerine “kardeş” derler.

Bu kavilleşme işine “Elif” denir. Bunlar henüz evli olmayan 15-18 yaş arasındaki gençlerdir. Onların müsahip olması için Hutbe okunması gerekir.  [2]

Köy içindeki bir rehbere giderler:

– Biz birbirimizle “Müsahip bağlanacağız” derler.

Rehber de onları bir Ocakzadeye/Dedekan’a (Dede’ye) götürür.

– Erenler, şu iki genç bir birleri ile müsahip bağlanmak istiyorlar, bunların talkınını ver, diye talepte bulunur.

Rehber her iki gencin boynuna tığ-ı bent  adı verilen tülbent, atkı gibi şeylerden birini bağlar. Kurbanlık bir koç, nasıl boğazından tutularak çekilirse, bunlar da tarikat için  birer kurbanlık gibidir.

Kapıyı rehber açar. Eşiğe niyaz edilir. Daha sonra edepli olarak, yerde sürünerek dedenin olduğu yere kadar gelinir.

Rehber edep-erkan/dizüstü oturarak:

– Tarikat erenleri, şeriattan, tarikata bir çift kurban getiriyorum, kabul buyurur musunuz, diye seslenir.

Dede de kabul eder. Bunun üzerine gençler, dedenin dizini ve elini öperler. Gene edep-erkan dururlar. Dede, yaşlarını sorar; aileleri hakkında bilgi alır; inceler.

Daha sonra şu konuşmayı yapar:

Bir birinize gönül vermişsiniz. Kalben bir birinizi sevmişsiniz. Yaşınız daha genç. İleride bir birinizin kalbini kırarsanız , bir birinize kötülük yaparsanız sizin için çok acı olur. Günah işlemiş olursunuz. Tövbeniz kabul olmaz; yeriniz cehennem olur…

Bu nasihat edici konuşmadan sonra aşağıdaki dini telkin yapılır. Boy abdestli alarak huzurda duran gençlere sıra ile aşağıdaki sorular sorulur. Çocuklar bunları bilmiyorsa, dede onlara öğretir.[3]

Kelime-i Şahadet getirme: İlk önce her iki gence üç defa Kelime-i Şahadet getirtilir.

Daha sonra dede:

– Hangi dindensin, diye sorar. Onlar da:

Dinimiz İslam, kitabımız Kur’an-ı azimüş’şan, diye söylerler/cevap verirler..

Dede, sorup öğretmeye devam eder:

 – Piriniz kim?

Pirimiz Hacı Bektaş-ı Veli Sultan

Rehberiniz kim? Rehber aslında Hz.Muhammed ile Hz.Ali’dir. Fakat bunların adına Seyyid-i Resul/Hz.Peygamber’in soyundan gelen dedeler rehberlik yaptıkları için müsahip olan çocuklar hangi dedenin talibi iseler o ocağın en büyük pirinin adını söylerler. Mesela: Divriği ilçesinde Garip Musa, Koca Haydar, Koca Saçlı, Seyyit Baba, Hüseyin Abdal… gibi ocaklar vardır. Çocuk, bunlardan hangisine mensupsa onun adını zikrederek ocak büyüğünün adını söyler.

 Derleme yaptığımız  Zeynal Özcan Dede, Seyyit Baba ocağına mensup olduğu için gençler:

Benim rehberim Seyyit Baba, derler.

Daha sonra mürşidininin kim olduğu sorulur. Mürşid, ocakların bağlı olduğu en büyük ocaktır. Mesela,  Seyyit Baba ocağı,  Erzincan’a bağlı Bağıştaş istasyonu yakınlarında türbesi bulunan  Koca Leşker’ e  bağlıdır. Seyyit Baba talipleri bu soruya:

Benim mürşidim Koca Leşker Sultandır, diye cevap verirler.

Çocuklar bu suretle ilk defa  dini konuda bilgi edinmiş olurlar. Rehber kimdir, mürşit kimdir, pir kimdir? Öğrenmiş olurlar.

Dede, bu bilgileri müsahip gençlere öğrettikten sonra :

Bu yol kıldan ince, kılıçtan keskincedir. İkrarınızdan cayarsanız külleyen günahkar olursunuz. Gelme gelme… dönme dönme…Gelenin malı, dönenin canı(cehenneme) gider. Öl ikrar ver, öl ikrardan dönme..[4].

Hutbe okunması: Dede, daha sonra gençlere  “Hutbe” adı verilen aşağıdaki duayı yapar:

Bismillahirrahmanirrahim

Allah, Muhammet, Ali…

 Pirimiz Hünkar Hacı Bektaşı Veli, göze gözleye, ömürlerinizi uzun ede, ağrıdan acıdan esirgeye bağışlaya. Cenab-Allah erenlerin, evliyaların, pirlerin…hüsn-ü himmetleri bütün müminlerin üzerine ola. Cenabı Allah bütün müminleri saklaya, bekleye, koruya. Darda komaya…Dağdakine, beldekine yardım ede; fakire fukaraya yardım ede. Akibetlerinizi şadeyleye… Gözlerinizi aydın eyleye…Evlatlı devletli eyleye…

Nur-u Nebi, kerem-i evliya…Gerçekler demine huuu!…

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed[5]

Bu selavata orda bulunan bütün cemaat katılır.

 Kemer-Best (Bele kuşak bağlanması): Bu merasim sırasında her iki müsahibin de bellerine  kuşak/kemer-best bağlanır. Her düğüm atışta sırasıyla Ya Allah, ya

Muhammet, ya Ali…denir. Üç düğüm atılır. Bu suretle müsahiplerin eli, dili, beli bağlanmış olur. Bu eline, diline, beline sahip çık, demektir.[6]

Merasim bittikten sonra düğüm aynı şekilde çözülür; müsahip gençlere destur verilir. Gençler  Dede’nin elini öperler. Daha sonra ayağa kalkarlar. Cemaatta bulunan büyüklerin ellerini öperler ve dışarı çıkarlar.

Söylence: Kemer-best ilk defa Cebrail aleyhisselam tarafından Hz.Muhammet Mirac’a çıktığında bağlanmıştır.[7]

Lokmaların yenmesi: Onlar dışarı çıkınca içeride kalanlar  bu çocukların daha önce getirmiş oldukları  leblebi, üzüm, şeker…gibi yiyeceklerden ibaret olan ve lokma  adı verilen şeyleri  yerler.[8]

Bazen de müsahiplerin maddi durumlarına göre kurban kesilip yemek dağıtılır. Dede, lokmaya veya kurbana karar vermeden önce cemaatta:

– Bu canlara ne kıyarsınız?… diye sorar onlar da

Allah Allah, diye cevap verirler; daha sonra kurban veya lokma üzerinde karara varırlar.[9]

Fakirler genelde horoz, tavuk keserler . Kanatlarından dolayı  horoz Cebrail’e benzetilmiştir. Horoz kurbanına Cebrail kurbanı denir.(K.Özen)

 Tarike yatma: Müsahip namzetleri, yani  elif düşenler ancak görgü(cemi) sırasında tarike yatarlar. Birkaç yıl önce elif düşmüş de tarike yatmamış olanlar çoktur. Daha önce anlattığımız gibi müsahipliğe girme merasiminin dışında sonradan  ikinci bir merasim yapılmaz. Kadınlar hiç bir zaman tarike girmez.[10]

 Elif düşenlerin tuzlu su içmeleri: Musahip namzetleri meydanda dara dururlar. Hazırlanan suyu ilkin dede içer. Sonra darda duranlara verir. Musahip namzeti gençler dualı suyu içerken; Pirimin himmeti, derler.

Diğer Uygulamalar

Aynı merasim Kangal’ın Havuz köyünde şöyle uygulanır:

Dara durulur, rızalık alınır. Secdeye inilir. İki bardak vardır. İçinde tuzlu su vardır. Tuzlu suyu musahipler, birbirlerinin bardağından içerler. Bardaktaki su artmaz. Artarsa, el ayak değmeyen yere dökerler. Musahip okuşanların önüne bez/kefen, sabun/ölünün yıkanması için, yün/köpürtmek için konulur. Merasimden sonra bunlar alınıp bir fakire verilir.[11]

Müsahip Tercümanı (Müsahip kurbanı): Bunlar musahip tercümanını/kurbanını keserler. Bu musahip tercümanını herkes yer. Çünkü görgü tercümanı değildir. Bir sene sonra görgüye girdiklerinde, tercümanlarını keserler.[12]

Görüldüğü gibi cemlerde görgü tercümanı ve musahip tercümanı olmak üzere iki tercüman vardır.

   Müsahip Kavli (Seyit Ali /Kızıl Deli Ocağı):

Kangal’ın Mamaş (Soğukpınar) köyünde oturan Cemal Koçak Dede, Müsahip kavline giriş merasimini şöyle anlatmıştır.[13]  

Yöremizde Ali Seydi(Kızıldeli) evlatlarına uygulanan müsahip kavli şöyledir:

İki evli çift birbirleri ile anlaşarak müsahip olmaya karar verirler. Bu müsahip adayları bir pir(dede)’e gelerek müsahip olacaklarını söylerler. Pir de yakın komşularını çağırmalarını söyler. Bir akşam, müsahip olacak  kardeşlerin birinin evinde toplanırlar. Dede, o komşulardan sorar:

– Bu canlar, müsahip olmak istiyorlar; ne dersiniz? Birbirlerine uygun mudurlar? diye sorar.

Onlar da “Uygundurlar, olabilirler” derlerse, dede gerekeni yapar. “Olmaz” derlerse dede bu işi iptal eder.

a. Emanet dua:

Uğer uygunlarsa, dede bunlara bir sene için emanet bir dua  eder. Müsahip adayı olurlar.

İlk defa rehber bu çocukları dedeye getirir. O da emanet dua verir.

-Ben bu duayı size veriyorum. Bir iki sene bir birinizi tanırsınız. O zaman hutbeniz okunur. Bir birinizi kazanamayınca bir başka kimse ile müsahip olursunuz…

Her iki müsahip namzedi de yalınayaktır.

b.Talkın verme:

Dede, kendilerine yazılı şu talgını(talkını) verir:

– Ey canlar! Siz ahret kardeşisiniz. Aşk ola ki bir kardeş bir kardeşin şeleğini(çalı çırpıdan ibaret yük) götüre… Yükünü taşıya.

Bunun anlamı şöyle:

Müsahip müsahibe hiç bir zaman ödünç diye para veya herhangi bir şeyi vermez. Kendisinde ne varsa, onda da onun olmasını sağlayacaktır.

Ailesini öz bacılarından, evlatlarını öz evlatlarından üstün görecektir. Müsahip müsahibe ne kız verecek, ne de alacaktır. Müsahip müsahibin kapısından bilerek veya bilmeyerek ayağı yalınayak geçerse hak huzurunda tacı delik, kendisi murtadır(dinden çıkmış). Pir divanında da böyledir.

Müsahip müsahibe hiç bir suretle kötü muamele yapamaz. O müsahiplerin hanımları bir birinin bacısı sayılır. Müsahibin biri, kazara bilerek veya bilmeyerek bir suç işlerse öbür müsahip, pir divanında diğerinin suçuna ortaktır. Müsahip, müsahibinin kızını veya ailesini kandırır kaçırırsa veya başkasına kaçırttırırsa o temamen yol düşkünü olur. Onun tacı delik, kendisi murtattır. Her iki dünyada yüzü karadır. Ona selam verilmez, onun malını davarını, köyün davarına katmazlar. Onun cenazesi yıkanmaz, namazı kılınmaz. Lanet olsun  onun canına…

Dede bu talkını müsahiplere verir. “Bunu iyi okuyun, size bir sene mühlet” der. “Bu ikrarı ve bu şartları kabul ederseniz müsahip kavline girer, görülebilirsiniz” der.

Müsahip küsü bir mendil kuruyana kadar olacak. Çocuktan müsahip olmaz. Yirmi yaşını bitirecek, dört kapı mamur olacak. Her ikisi evli olacak.

İlk defa rehber bu çocukları dedeye getirir. O da emanet dua verir.

-Ben bu duayı size veriyorum. Bir iki sene bir birinizi tanırsınız. O zaman hutbeniz okunur. Bir birinizi kazanamayınca bir başka kimse ile müsahip olursunuz…

Her iki müsahip namzedi de yalınayaktır

c. Akşam yemeği:

O gün bu müsahip adayları hazır bulunanlara çeşitli yemeklerden ibaret bir akşam yemeği verirler.

Bu canlar dedenin bu nasihatlarını bir sene içinde inceler ve okurlar. Sene dolanıp geldiğinde birbirlerini kazandıklarını ve bu şartlara uyacaklarına karar verirlerse ya dedeyi beklerler veya kendileri gider, dedeyi davet ederler. Müsahip kavline gireceklerini söylerler.

d.  Müsahip kavline girenlerin hazırlanmaları:

Dede, hazırlanmalarını söyler. Köyde rehber yoksa, dede,bu işi iyi bilen birisini rehber tayin eder. Bu rehber çiftleri müsahip kavline hazırlar.

Hazırlık şöyle başlar:

Bir bıçak, bir kalıp sabun, üç-dört metre bez ve bir tura(bir makara iplik ve iğne) hazırlanır. Bu çiftler boy abdestini alarak, temiz elbiselerini giyerler. Rehberin refakatinde tüm komşuları dolaşır, razılık isterler ve herkesten razılık alırlar.

Herkes cem evinde toplanır. Dede yerini alır. Hazırlıklar tamam olunca gözcü: “Bu canlar, rehberin eşliğinde cem evinin kapısının önüne gelmişler” der.

Rehber, gözcüye gelir; durumu anlatır. “Müsahip olacaklar hazırdır” der. Gözcü de Dede’ye danışır. Müsahip kavline gireceklerin hazır olduklarını söyler. Dede de gözcüye “Vazifeni iyi yap” der. O zaman gözcü, farraşa vekaleten bir car çalar. Dede bir dua eder. Gözcü iki diz üstüne gelir.

– Marifete hööö…Mümin müslim, bacı kardeş, şeriattan tarikata iki çift can gelmektedir, edep erkan, der.

Herkes edep erkan olur. Müsahip kavline girecekler cem evinin giriş kapısının önünde beklerler. Rehber ise giriş kapısının iç kısmında durur. Çünkü dede ile irtibatı o  sağlar. Dede’den aldığı cevabı onlara, onlardan aldığı cevabı Dedeye bildirir. Şimdi herkes hazırdır.

e.   Rehber hizmeti:

 Rehber kapıdan seslenir:

– Hööö cem erenleri, ya Pir! Şeriatten tarikata iki çift Allah’a kul, Muhammet’e ümmet, Ali’ye talip olmak isterler; ne emredersiniz?

Dede, rehbere şu cevabı verir:

– Ya rehber, bu canlar şeriatını tamam etmişler midir?

Not: Müsahipler komşularının razılıklarını almadan önce dedenin önderliğinde abdestlerini alırlar, namazlarını kılarlar. Sonra rehbirin eşliğinde rızalık almaya çıkarlar.

Rehber: “Eyvallah Erenler” diye, tasdik eder.

Dede: Aç kapıyı, gelsinler, der.

f. Müsahip namzetlerinin içeri girmeleri:

Kapı açılır. Rehber, en öndeki müsahibin boynuna tülbent bağlar. Rehber en öndekinin tülbentini tutar, diğerleri de bir dizi halinde birbirlerinin tülbentlerini tutarlar.. Dış kapıdan eşik öperek başlarlar. Yüz süre süre rehberle birlikte dedenin önüne kadar gelirler. Dedenin önüne geldiklerinde rehber sağ başta, müsahipler dedenin önünde, bacılar ise müsahiplerin arkasında(Ahmet’in hanımı Hüseyin’in, Hüseyin’in hanımı Ahmet’in arkasında), ve secdeye yatmış vaziyette dururlar. Müsahip erkeklerin yaklarını bir bezle örterler.

Kadınların ayakları çoraplı, müsahip erkeklerin ayağı çıplaktır.  Bacılar “Kırklar ve Ali Nur” semahına yalınayak çıkarlar.

g. Müsahip ikrarı:

Dedenin önünde secdeye yatarlar. Dede başları yerde ve secdeye yatmış vaziyette olan müsahiplere şöyle seslenir; cevapları onların adına rehber verir.

-Ey canlar Allah’ı bir, Resul’ü hak bildin mi?

Rehber: Eyvallah!…

Ey canlar!Ey canlar geldiğiniz yol Muhammed-Ali yolu, durduğunuz dar Mansur darı Ey talip bu yola gelme…gelme… Dönme…dönme. Gelenin malı, dönenin canı. Bu yol kıldan ince, kılıçtan keskincedir. Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme. Bu yol ateşten gömlek, demirden leblebidir. Bu yola ölü giren diri çıkar. Bu yol Ali-Mansur yoludur. Bu yol, Mansur gibi asılma, Nesimi gibi yüzülme, Cabir gibi yanma yoludur.Bu dünya o dünya, o dünya bu dünya.

Dede bunlara bağlı olarak şunları da söyler:

– Ey canlar, evvel kapı şeriat hak mı?

Eyvallah! (Evet, hak’tır anlamında)

Tarikat hak mı?

Eyvallah!

Marifet hak mı?

Eyvallah!

Sırr-ı hakikat hak mı?

Eyvallah!

Kırk sekiz cuma hak mı?

Mürşit kapısı hak mı?

Eyvallah!

Pir kapısı hak mı?

Eyvallah!

Rehber kapısı hak mı?

Eyvallah! (Evet, hak/doğrudur anlamında)

Hak dedim boynuna taktım. Bu ikrardan/verdiğin sözden,  bu yoldan dönersen dinin şeytanın’ın olsun mu?

Eyvallah! (Olsun anlamında)

Bu ikrardan sonra dede “İsm-i azam Duası”nı ve hutbelerini okur. Duadan sonra bu canlar artık Allah’a kul, Muhammet’e ümmet, Ali’ye talip olmuşlardır.[14]

 Müsahip Kavli (Divriği Anzağar köyü)

Müsahip kavline girecek olan canların boynuna  tığ-ı bent (ip) bağlanır.[15]

Hizmet-i merdane bent ettim dil-bendimi

Küşade kılmışam nefsimi, dost pendimi

Repber ile pire ettik iktida

Taktı Selman, boynuma tığ-bendimi

Tekbir getirilir:

Allahuekber(3 defa)

La ilahe illalahu vallahu ekber

Allahu ekber

Velillahül hamd

Ber cemali Muhammed

 Eşiğe giderken dört defa kapıdan içeri girilip çıkılır. Dört kapı.

Esselamü aleyküm ey şeriat erenleri

-Esselamü aleyküm ey nuru tarikat erenleri

-Esselamü aleyküm ey nuru marifet erenleri

-Esselamu aleyküm ey nuru hakikat erenleri

Müsahip dört kapı selamını verdi.

 Müsahip okuşanlar mürşide sağ ellerini teslim ederler.

Rehberin okuduğu dua:

Bismişah Allah Allah….

Eli erde, yüzü yerde, özü darı Mansur’da, Hak Muhammet Ali yolunda, erenler meydanında, pir divanında, mürşit huzurunda, canı kurban, teni tercüman, 12 İmam, 14 Masum-u Pak efendilerimizin dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak kavli ile ve hak erenlerin pend-i nasihatını kabul edip müktezası ile amel ve hareket etmek üzere başı açık, yalın ayak, boynu bağlı, ciğeri dağlı, yüzü yere sürünerek gelmiş olan………lar bu kerre ayni cem erenlerinin izni ve icazeti ile sahibi pir, tarikat, Hz.Muhammet, Hünkar Hacı Bektaşı Veli Efendimizin tarik-i nazenine ikrar vermek talebinde bulunduklarından koç kurbanımız var. Emri mürşit ne buyurur Şah’ım?

Dede(Mürşit), müsahiplere sorar:

-Ey talipler, ne gördünüz, ne yaptınız?

-Er gördük meydane geldik.

-Ey talipler, çerağa talipsiniz…Döktüğünüz varsa doldurun, ağlattığınız varsa güldürün, yıktığınız varsa yapın…Erenler meydanında, Hak yolundasınız. Gelen dönmez, döneni görmez

Hüüü….gerçeğe, lanet münkire…

(Hazır bulunanlar da aynı şeyi söyler):

-Hüüüü..gerçeğe, lanet münkire…

Dede/Rehber  aşağıdaki ayeti okur:

“Rabbena zalnemna enfüsena ve enlem tağfirlena ve terhamna len eküne min el hasirin”

-Allah….Allah…

Elim erde, özüm darda, yüzüm yerde, erenlerin dar-ı Mansur’unda, Muhammet Ali divanında , Hak huzurunda, canım kurban, tenim tercüman…

Fakirin elimden, dilimden ağrınmış ve incinmiş can karındaş varsa dile gelsin…Allah eyvallah(kabul ediyorum).

a. Mürşit(Dede)’in görevi:

Mürşit, talibin sağ elinden tutar, baş parmağını baş parmağına rapt eder. Mürşit talibin önüne oturur. Talip diğer eliyle mürşidin dizinden tutar. Reber talibin biraz gerisinde oturur. Onların eteğinden tutar.

Rehberin söylediklerini talip tekrar eder. Rehber:

Estağfurullah, azimül kerim, ellezi la ilahe illalahu el hayyel kayyum ve netubu ileyke tövbeten, abden zalimen li nefsihi la yemlikü nefsihu mevten ve la hayyen vela nuşura.

Dede:

Erenler meydanında, pir huzurunda mürşidine teslim-i rıza oldun mu?

Talip:

Allah, eyvallah…

Dede:

-Yalan söyleme, haram yeme, zina ve livata etme; elinle komadığın şeyi alma. Gözünle her gördüğünü söyleme. Bildiğini bilme, eşittiğini söyleme…

Gelme, gelme…Dönme, dönme..Gelenin başı, dönenin malı…

Böylece Allah, Muhammet, Ali, 12 İmam hanedanı, Ehli Beyt’e iman ve ikrar ettiniz mi?

-Allah, eyvallah….

Gazaya razı olup, kadere bağlandınız mı? Kaza ve kaderi bir bilip gece gündüz gönlünüzde Allah, Muhammet, Ali’yi mürşidin vasıtası ile bir bildiniz mi?

Allah, eyvallah…

Hak dediğimizi hak bilip, batıl dediğimizi batıl bildiniz mi?

-Allah, eyvallah…

 Sureti haktan görünüp münafık olan kimsenin sözüne aldanna.

– Erenler yolundan uzaklaşırsan huzuru mahşerde yüzün kara olsun

mu?

-Allah, eyvallah

-Hz.Peygamberin sevdiğini sevip, sevmediğini sevmeyip teberra ettin mi?

-Allah, eyvallah…

-Allah, Muhammet, Ali…Hünkar Hacı Bektaşı Veli ikrarlarınızada sabit kadem eyleye…

Çerağın önünde yemin etme:

Mürşit, talipleri çerağın önüne alır; kulağına telkin eder:

Eline, diline, beline dürüs olacağına söz veriyor musun?

-Allah, eyvallah…

-Yalan söylersen gözünün çerağı, teninin ödü sönsün mü?

-Allah, eyvallah..

Bü sözlerden sonra rehber gelip parmaklarını kenetler, dara durur. Mürşit, talibin boynundaki tığ-ı bend-i çıkarır.

Talip üzerinde Yedullah ayeti okunur.  [16]

Müsahip ikrarı: Bazı yörelerde müsahip ikrarı şöyle alınır: Müsahip ikrarı sırasında müsahiplerin önüne bıçak, bez, sabun, iğne, iplik konur. Haram yeme, gözünle görmediğini söyleme, gördüğünü ört, elinle komadığını kaldırma, diye telkin verilir.

Daha sonra müsahiplerin önüne konulan şeyler üzerine yemin içirilir.

Dede,  müsahip gençlere sorar:

-İkrarından dönersen bu bez kefenin olsun mu?

-Allah, eyvallah(Evet, anlamında)

-Bu iğne ve iplikle kefenin dikilsin mi?

-Allah, eyvallah

-Zülfikar boynunu kessin mi? (Bu sırada temsili olarak bıçak boğazdan geçirilir.)

-Allah, eyvallah.

Şeriat, tarikat, marifet, hakikat, yer, gök, arş, kürs…şahit olsun mu?

-Allah, eyvallah.

Dede, daha sonra şu duayı yapar:

-Uyuyanlar uyana,…Donunuz kutlu, vaktiniz mutlu, ağzınız tatlı olsun…Sofu canlar gedik gösterin,  bu canlar sofu oluyorlar.

Müsahip okuşanlar dedeye niyaz edip, kendilerine gösterilen yere(gediğe) otururlar. Artık onlar da bir sofu candır.

Müsahipliğe bağlı  diğer kurallar:

Musahibin  önemi:

 Diyelim karşıdan iki kişi geliyor. Biri Hz.Ali olsun, diğeri müsahip kardeş olsun. Musahip, musahip kardeşini karşılar

 Müsahip küsü bir mendil kuruyana kadar olacak

Eti etinden, kanı kanından, nefesi nefesinden(lahmeke lahme…). Müsahip okuşacak kimselerde mali durum eşitliği aranmaz. Çocuktan müsahip olmaz. Yirmi yaşını bitirecek, dört kapı mamur olacak. Her ikisi evli olacak.

Müsahibin vefat etmesi:

Garip Musalılarda musahip vefat ederse sağ kalan musahip, musahibi olmayan biri ile musahip olur.[17]

Tasma bacak:  Görgü bittikten sonra tarikten geçilir. Cuma akşamı. Müsahipsizlere Tasma bacak, müsahibi ölmüş olanlara Boyunduruk düşkünü denir.[18]


[1] Ali Kurt, Zile Çakırçalı, 1931, derleme 16 -20 Ocak 24.07.1993

[2] Zeynal Özcan/Kırmızı Dede (1912-1986), Divriği Akmeşe/Ziniski köyü, 18 Ekim 1977

[3] Zeynal Özcan/Kırmızı Dede (1912-1986)

[4] Zeynal Özcan/Kırmızı Dede (1912-1986)

[5] Zeynal Özcan/Kırmızı Dede (1912-1986), Divriği Akmeşe/Ziniski köyü, 18 Ekim 1977

[6] Zeynal Özcan/Kırmızı Dede (1912-1986),

[7] Zeynal Özcan/Kırmızı Dede (1912-1986),

[8]Zeynal Özcan/Kırmızı Dede (1912-1986),

[9] Zeynal Özcan (Kırmızı  Dede),

[10]Zeynal Özcan/Kırmızı Dede (1912-1986), 1 Ağustos l982 tarihinde Ziniskili Zeynal Özcan Dede’den yapılan derleme

[11] Hüseyin Çakmak, Kangal, Havuz Çayırova köyü

[12]  Cemal Koçak, Kangal/Mamaş (Soğukpınar),  1927, derleme 27.03.1989 ve 07.03. 1989, 25.02.1989

[13] Cemal Koçak (Dede), Sivas  14 Şubat  1998

[14] Cemal Koçak (Dede), Sivas  14 Şubat  1998

[15] Garip Tuncer dede, Divriği  21.8.1984)

[16] Ali Erdemir, Sivas Yağmurlu Seki/Yağmurlu Yurt köyü,

[17] Cafer Şahin, Kangal Dışlık köyü 1942

[18] Hatem Kaya, Hafik Emre köyü 1929, Derleme 11 Şubat 1989