Çobanlık

Köy ekonomisinin ağırlıklı bir ayağını da hayvancılık oluşturur. Büyük ve küçükbaş hayvancılık birlikte yapılır. Öteden beri köyün hayvanları  kırda otlatılmak suretiyle beslendiğinden bunlara güdecek çobanlara ihtiyaç duyulur. Zaman zaman keşik(ailelerin sırayla çobanlık yapması) denilen yöntemle güdülse de bu işi meslek edinmiş kişiler vardır.

Sivas yöresinde bilinen üç türlü çobanlık vardır. 1. Davar çobanlığı, 2. Kuzu çobanlığı, 3. Sığır çobanlığı

1. Davar çobanlığı: Koyun ve keçilerin karışık olduğu sürünün bakımıyla görevli çobanlardır. Her 500-600 baş hayvandan oluşan bir sürüde bir ya da iki davar çobanı bulunmaktadır. Davar çobanları sürüdeki görevleri açısından ikiye ayrılır:

a. Baş çoban:  Aşiret içinde en yetkili çoban baş çobandır. Bunlar bir çobanda olması gereken özelliklerin tümüne sahip, uzun süre çobanlık yapmış, tecrübeli ve yaşlı çobanlardır. Sürünün tüm sorumluluğu bu çoban üzerindedir.

b. Ayak çobanı(Sürücü): Sürünün baş çobandan sonra gelen ikinci çobanıdır. Çoğunlukla gençlerden olan ayak çobanı “Sürücü” adıyla da bilinir. Sürünün arkasından yürür.

2. Kuzu çobanlığı: Kuzu doğumlarından, yaylada kuzuların  sürüye katımına kadar olan dönemde oluşturulan kuzu sürülerini güden çobanlardır. Kuzu çobanlığı belli sorumlulukları gerektiren bir çobanlık türüdür. Yeni doğmuş kuzuları otlatmaya alıştırmak, kuzu çobanının en önemli görevidir. Kuzu sürülerinin başında çoğunlukla bir çoban bulunur. Zaman zaman gençler, kadınlar ve çocuklar kuzu çobanlığı ya da kuzu çobanının yardımcılığını yaparlar.[1]

3. Sığır çobanlığı: Yaylaya çıkarılmayan ve sayıları çok az olan büyükbaş hayvanların bakımlarından sorumlu çobanlardır.

Belli başlı bu çobanlık türlerinin dışında Hayvanların doğumundan iyi anlayan çobanlara “Döl çobanı”,  hasta hayvanları otlatan çobana da “Aluta çobanı” gibi adlar verilmektedir.[2]

Davarlar yaz ve güz olmak üzere iki ayrı dönemde otlatılır. Bunlara yaz çobanı ve güz çobanı denir. [3]

Koç çobanı: Gemerek Karaözü

Koçları gündönümünde (21 Haziran)  koyun sürülerinden ayırırlar ve ayrı bir çoban tutarlar. Bu çobana koç çobanı denilir.  Her koç sahibi çobana otlak parasını kendisi verir. Onun için de sürüdeki koyunlarına ayrı bir otlak parası(çoban ücreti)  aynı zamanda çoban ekmeği vermez. (Çobanlar ekmeği koyun sahiplerinden temin ederler).

Sürüde hizmetleri yürüten bir ya da birkaç ağa olur.  Burada koyunları olanlara mahalleli, bu sürüye de mahalle(felan ağanın mahallesi) denilir. Koyunların adedine göre mahalle bir ya da bir çok olabilir. [4]

Çobanlarla ilgili inanışlar:

Çoban denilince aklımıza Musa Peygamber gelir. Tüm çobanlar Musa Peygamberi kendi pirleri bilirler.

Efsaneye göre Hz.Musa bir koyun peşinde koşarak yakaladıktan sonra “Ya mübarek. Kendi de yordun, beni de yordun” diyerek koyunun gözünden öper. Bu efsaneyi çobanlar bilir.

Her çoban kendini önündeki sürünün sahibi ve yine dağların hakimi olarak bilir.

Bazı çobanlar kendilerini, koyun yaydıkları için “melaike güden” olarak görürler. Çünkü koyunlar günahsız ve masum yaratıklardır.

Çoban yıldızı çobanın kılavuzudur. Tan yerinden doğduğu için geceleri yıldız istikametine doğru sürüsü gider, çoban da sürüsünün daha iyi doyduğuna inanır. Çünkü geceleri, çoban yıldızı istikameti daha iyi görülebilir. Sürü, sabahı o istikamette arar ve çoban; hırsızı, kurdu o istikamette daha iyi görür. Gündüzleri de gölge üzeri gider, güneşten korunur. Hz.Musa’nın gördüğü nurun da çoban yıldızı olduğuna inanır.

Çoban sürüsünü gece yarısı sonu otlatır. Tan uykusu uyutur ki kuzusu sağlam, et ve sütü bol olsun.

Çobanın türküleri, nağmeleri vardır. Çalgısı kaval, türküleri mor koyun, körpe kuzu üzerinedir. Bun akan çaylarla, dumanlı dağlarla zenginleştirir. Piri, Hz.Musa’dır. Ağası vicdanıdır, dağları taşları da şahit olarak görür.

Yağmur yağara başladı

Çoban zavara başladı

Çoban iti hoştladı

Kızlar maniye başladı

Çobanın ela gözü

Kızları ataşladı….[5]


[1] . Muhtar Kutlu,  Şavaklı Türkmenlerde Göçer Hayvancılık, Ankara 1987, s.92

[2] M.Muhtar Kutlu, Şavaklı Türkmenlerde Göçer Hayvancılık, Ankara 1987, s. 91-92

[3] Raşit Karadağ, Hüyüklüyurt, Sivas 2005, s. 53

[4] Ahmet Özerdem, Karaözü’de Koç Katımı,  Sivas Folkloru, Sayı:48, Ocak 1977, s. 21

[5] Dilek Kelek, Hafik Yanalak, 2000 tarihli derleme.