Yazar Kutlu ÖZEN
Ehl-i Beyt

 

Kutlu ÖZEN

Giriş: “Ev halkı” anlamına  gelen Ehl-i beyt(ehlü’l- beyt) terkibi ev sahibi ile onun eşini, çocuklarını, torunları ve yakın akrabalarını kapsamına alır.

Cahiliye devri Arap toplumunda kabilenin hakim ailesini ifade eden Ehl-i beyt tabiri , İslami dönemden itibaren günümüze kadar sadece Hz.Peygamber’in ailesi ve soyu manasına gelen bir tabir olmuştur. (1) Alevi kültüründe çok önemli bir yer tutan Ehl-i beyt , Kuran_ı Kerim’de tabir olarak üç yerde geçer. (2)

Hz. Peygamber’in Ehl-i beyt’ine kimlerin dahil olduğu meselesinde farklı görüşler mevcuttur.  Bazı rivayetlere göre Resul-i Ekrem, Zeynep ile evlendiği gün başta Aişe olmak üzere bütün hanımlarının odalarını dolaşmış, her birine  “Allah’ın selamı üzerinize olsun ey Ehl-i beyt! “ diye hitap etmiş ve onların Ehl-i beyt’in asıl mensupları olduğunu vurgulamıştır.

Diğer bazı rivayetlere göre ise, Ehl-i beyt’e ilişkin  ayet (el-Ahzap 33/33)  Hz.Peygamber’in hanımlarından  Ümmü Seleme’nin odasında  iken nazil olmuş, Resulullah  da orada bulunan  veya sonradan gelen Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin’i abasının altına alarak “Allah’ım bunlar benim Ehl-i beytim’dir, onları günahlarından temizle!” diye dua etmiş, bunun üzerine Ümmü Seleme kendisinin Ehl-i beyt’ten olup olmadığını sormuş, Peygamber ona, “Sen zaten kendi yerindesin, sen hayır üzeresin” şeklinde cevap vermiştir.

İslam alimleri, Hz.Peygamber’in hanımlarına ilişkin ilahi emirlerin açıklandığı ayette geçen Ehl-i beyt tabirinin yorumu konusunda farklı görüşler benimsemişlerdir.

Ayet’te (el-Ahzap 33/33) hitap edilen Ehl-i Beyt, Resulullah’ın ev halkıdır. Ehl-i Beyt hususuhda en uygun görüş şudur: Allah Resulu’nun evlatları, eşleri, torunları olan Hasan ve Hüseyin ve damadı Hz.Ali , Ehl-i Beyt’i teşkil eder. (1-3)

Şii ve bilhassa  İsnaaşeri alimlerine göre Ehl-i beyt kapsamına ilk olarak Hz.Peygamber, Ali, Fatıma, Hasan ve  Hüseyin girer. Ayrıca imam kabul edilen diğer dokuz kişi de Ehl-i beyt’e dahildir.

Yaşar Nuri Öztürk, Ehl-i Beyt tanımının içine Selman-ı Farisi’yi de almaktadır:

Ehl-i Beyt tabirinin biri geniş, biri de dar olmak üzere  iki anlamı vardır,  Geniş anlamda Ehl-i Beyt, Hazreti Peygamber’in bütün ev halkı, hatta ev halkına yakın kişiler topluluğu demek olur. Nitekim bir İranlı olan Selman-ı Farisi için Hazreti Peygamber “O bizim Ehl-i Beyt’imizdendir” buyurmuştur.

İslam geleneği, geniş manada Ehl-i Beyt’ten  Hz.Peygamber’in hanımlarıyla Ali-Fatma ailesini anlamaktadır. (4) Ehl-i Beyt tabirinin bu geniş manasına Kur’an’ın şu ayetinde rastlamaktayız:

“Ey, Peygamber hanımları! Evlerinizde oturun. Daha önceki cahiliye kadınlarının kırıla-döküle, süslerini göstererek yürümeleri gibi yürümeyin. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah’a ve Resul’üne itaat edin, Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister, ey ehlibeyt.” (Ahzap: 32-34)

Alevi-Bektaşi inanışında Ehl-i Beyt , aynı zamanda kurtuluşa ermiş olan topluluktur. Bilindiği gibi Hz.Peygamber’den değişik rivayetleri olan bir hadis nakledilmektedir.Buna göre İslam ümmeti 73 fırkaya ayrılacak ve Resulullah ile ashabının yürüdüğü yolda olan biri dışında diğerleri cehenneme gidecektir. Cennete gidecek o bir fırka da Kurtuluşa Eren Fırka “El –Fırkatu’n Naciye” dir. Bunun zıddı bir rivayete göre ise İslam ümmeti 73 fırkaya ayrılacak, onlardan yetmiş ikisi cennete, biri de cehenneme gidecektir.

İşte bu hadislerde geçen Fırka-i Naciye, Alevi-Bektaşi kültüründe “Güruh-i Naci” şeklinde kendilerince temsil edilmektedir ve sadece Ehl-i Beyt’i sevenlerin topluluğudur. Buradan hareketle de Ehl-i Beyt’i sevenleri sevmeye “tevella”, sevmeyenlerden nefret edip karşı çıkmaya ve onlardan uzaklaşmaya da “teberra” inanışları ortaya atılmıştır. (5)

Esasen İslam kültüründe Ehl-i beyt’in  gerçekten son derece yüksek bir mevkii vardır. Hz.Heygamber’in Ehl-i beyt’i sevmeyi teşvik eden hadisleri bir yana, Kuran-ı Kerim’de Yüce Allah, bunu istemiştir.

Şura Suresi/23. ayet: “İşte Allah’ın, iman eden ve iyi işler yapan kullarına müjdelediği nimet budur. De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik işlerse onun sevabını  fazlasıyla veririz.  Şüphesiz Allah bağışlayan, şükrün karşılığını verendir. (6)

(23)Zalikelleziy yübeşşirullahü ıbadehülleziyne aleyhi ecren illelmeveddete fil kurba ve men yakterif haseneten  nezidlehu fiyha  husnen innallahe gafurün şekur

     Not: Ayette geçen akrabalık sevgisi “Sizden akrabamı sevmenizi istiyorum veya “Akrabanız olarak beni sevip desteklemenizi istiyorum” şeklinde açıklanmıştır.

Ethem Ruhi Fığlalı ise “Bu ayette geçen “Yakınlar/kurba” sözünü Hz.Peygamber’in Ehl-i beyt’ini  işaret etmekte olduğu görüşü bir çok müfessir tarafından ileri sürülmüştür. Bu bir yana, Ehl-i beyt’e  muhabbet  , Hz.Ali’nin soyuna sevgi ve bağlılık gösterme (tevella), Ehl-i Sünnet’in koyu bir taraftarı olan meşhur alim Abdülkahir el-Bağdadi’ye göre Sünniliğin zaruri şartlarından biridir. (7)

İslam tarihinde Hz.Hasan neslinden gelenlere şerif, Hz.Hüseyin soyundan gelenlere seyyid adı verilmiş, kendilerine hürmet ve muhabbet göstermek Hz.Peygamber’i sevmenin bir tezahürü kabul edilmiş, halk arasında tanınmaları için farklı kıyafetlerle  dolaşmaları sağlanmıştır.

Ehl-i beyt’in özellikleri, faziletleri, menkıbeleri ve maruz kaldıkları üzücü olayları konu edinen müstakil eserler yazılmıştır. (8)

Bilindiği üzere Hz.Peygamber’in nesli kızı Fatımatü’l Zehra ile Hz.Ali’nin evliliğinden doğan  Hasan ile Hüseyin’in soylarından gelenlerle  devam etmektedir.

İslam kaynaklarına atfen yazılanlar, Hz.Peygamber’in Ehl-i Beyt’inin  Hz.Ali ile Hz.Fatma’dan olma İmam Hasan ile İmam Hüseyin ‘le devam ettiği ve bunların evlat ve ahfadıyla sınırlı olduğunu gösteriyor.

17 Mart 632 (18 Zilhicce 10) tarihinde Veda Haccı’ndan dönen Hz.Peygamber’in “Size paha biçilmez iki şey bırakıyorum: Allah’ın kitabını ve Ehl-i Beytim’i… Benden sonra bunlara sarılırsanız asla sapıklığa düşmezsiniz”  hadisi de bu beklentiyi pekiştirmektedir.

İslam dünyasının her yanına yayılan bu sülale mensupları çeşitli zaman ve mekanlarda muhtelif san ve unvanlarla anılmışlardır. (9)

İslam toplumunda asalet ve sosyal statü bakımından tanınmış ünlü ailelerden birisine mensup olanlara “şerif” veya “eşraftan” denilmekle baraber; bu şerif ve eşraf unvanı özellikle  ilk yıllarda Hz.Peygamber’in Ehl-ı beyt’ine mensup olanlara ve hatta Hz.Peygamber’in ceddi Haşim soyundan gelen Haşimiler’e denilmiştir.

Hicri  IV. (M.)00) yüzyılda Abbasiler zamanında oluşturulan  “Ensab Nikabeti” isimli teşkilat ile  şeriflik Al b. Ebutalip (İmam Ali evladı ve torunlarına ) ve al-i Abbas’a  unvan olmuştur. Fatımiler zamanında (910-1171) Mısır’da şerif ünvanı Hz.Hasan ve Hz. Hüseyin  soyundan gelenlere mahsustu. Daha sonraları İmam Hasan evladına “şerif” ve İmam Hüseyin evladına “seyyid” denilmesi yaygınlaşmıştır.

Hz.Peygamber’in soyundan gelenlerin seyyid, şerif unvanlarının dışında Anadolu ve diğer Türk illerinde, tarihte ve bugün daha başka farklı san ve unvanlarla anıldıkları görülmektedir. Türkistan, Özbek ve Kazak Türkleri  arasında Hz.Peygamber soyundan geldikleri kabul edilen aileler veya kimselere “Hoca” denilmektedir. (10)

Ahmet Yesevi’nin Hoca ünvanı ile anılması da bu yüzdendir.

Bugün Iğdır, Kars, Ağrı ve Anadolu’nun diğer bazı yörelerindeki seyyidler de “Emir” veya “Mir” unvanıyla anılmaktadır. Tarihi kayıtlar da bu söylemlerin eskilere dayandığını, hatta bunların yeşil sarıklarına “emiri sarık” adı verildiğini   göstermektedir.

Elazığ, Erzincan havalisindeki seyyitlere  yörede “Evlad-ı Resul”   denilmektedir. Aleviler’e ait bazı temel kaynaklarda “Evlad-ı Muhammed” tabiri de kullanılmaktadır. Sadat’tan olan hanımlara da  Iğdır gibi Anadolu’nun bazı bölgelerinde  ve Azerbaycan’da “Begüm” denilmektedir.

Yine tarihi kayıtlarda seyyitler’e  “Alevi” denildiği ve eskiden seyyidlerin  uzun saç bıraktıkları, buna telmihen de “Alevi saçlı(uzun saçlı seyyid)” deyiminin ortaya çıktığı belirtilmektedir. (11)

Divriği Erikli köyünde yatırı olan “Resul Baba” , uzun saç bıraktığı için “Koca Saçlı” unvanıyla bilinmektedir. İnanışa göre Koca Saçlı/Resul Baba, Hz.Peygamber soyundan gelen bir Anadolu dervişidir. (12)

Yine aynı yörede Hz.Peygamber’in soyundan gelen Seyyit Baba yatırı vardır. (13) Yöre halkı Seyit Baba’nın bu yöreye yeşil bir sancakla geldiğine inanmaktadır. Adı geçen sancak yakın yıllara kadar türbede muhafaza edilmekteydi.

Bilindiği gibi  Ali evladının hanedan rengi yeşil, Abbasilerinki ise siyahtır. (14) Zaman zaman terk edilmiş olsa da Abbasiler’den itibaren seyid ve şerifleri toplumun diğer bireylerinden ayıran belirgin özelik, giyinmiş oldukları  elbisenin veya takınmış oldukları sarığın  renginin çoğunlukla yeşil olmasıdır. 

Fakat Anadolu’da  Hz.Hasan soyundan gelenlerin kırmızı rengi kendilerine alamet olarak aldıkları Saltuk-name’den anlaşılmaktadır.  Anadolu’da Hz.Ali’ye nisbeten kendilerine Alevi denilen kitleye “Kızılbaş” denilmesinin  nedeni bu tarihi zeminde aranabilir. (15)

Osmanlılarda Mekke Emiri, şerif’e gönderilen  namelerin, keselerin, hilatlerin ve havranilerin yeşil  renkli olduğu ve hatta yeşil renkte olmasına itina edildiği anlaşılmaktadır.

İslam tarihinde bilinen bütün meşhur sofilerin ve tarikat önderlerinin Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli, Mevlana Celaleddin-i Rumi ,Abdul Kadir Geylani, Bahaeddin Nakşibendi ve daha başka bir çok  Türk sofisi gibi…hemen hemen tamamının nesebi Ehl-i beyt’e dayanır.

 

Sivas, 25 Mart 2007

 

 

 


 

 

Bu sitenin tüm hakları Yazar Kutlu ÖZEN' e aittir.Tecer Bilisim
© 2009 -yönetici girişi-