Yazar Kutlu ÖZEN
Orhan Gazi Dönemindeki Alp Erenler ve Bunlara Bağlı Menkıbeler

 

Kutlu ÖZEN

 

 

Turgut Alp

 

Turgut Alp, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi(1281-1326)’nin silah arkadaşı olup İnegöl fatihidir. Osmanlı Beyliğinin kuruluşunun ardından Domaniç’ten Uludağa’a kadar olan bölge kendisine  tımar olarak verilmiştir. Söylenceye göre ömrü bu yaylada geçmiş, ileri bir yaşta koleradan ölmüştür. Öleceğini anladığında sahip olduğu tımardaki önde gelenleri yanına çağırmış, onlara:

-Ağalarım, yiğitlerim!...Gayri ölüyorum, hakkınızı helal edin. Ölümümden sonra beni öyle bir yere gömün ki mezarım toprağımda olsun. Gözlerim Fethettiğim İnegöl’ü görsün. Esen rüzgarlar yüzüme ferahlık versin.,demiş ardından da gözlerini bu fani dünyaya yummuş.

Türbesi, Turgut Alp(Genci) köyünde olup,  köyün 5oo m. batısında bulunan üzeri geniş bir tepenin üzerindedir. Türbe, 1986 yılında betonarme olarak yapılmıştır. [1]

Neşri tarihinde Turgut Alp şöyle anlatılır: “Orhan, Bursa fethine giderken babasının önünde yer öpüp itaat gösterdi. Ve yine Köse Mihalı ve Torgut Alp’ı, Orhan Gazi’ye yoldaş koşdu.[2] Turgut Alp, Orhan Gazi zamanında oldukça yaşlı bir Alp Eren’dir. Geyikli Baba ile büyük bir dostluğu vardır. Orhan Gazi, Geyikli Baba ile görüşmek için Turgut Alp’i görevlendirir. Aşık Paşazade, bu hadiseyi şöyle anlatır: “Amma içlerinde bir derviş vardı. Dağda geyikleri  ile gezerdi. Turgut Alp onu çok severdi; her zaman onunla  sohbet ederdi. Turgut Alp,  o zaman çok ihtiyarlamıştı. Orhan Gazi’nin dervişleri teftiş ettiğini işitince, bir dervişini gönderip onu uyardı. Benim köylerim içinde bir çok dervişler gelip yerleşmişlerdir. İçlerinde bir derviş vardır geyikler ile konuşur. Hiç bir hayvan ondan kaçmaz. Dervişlerime dokunma...” Turgut Alp’in uyarısı üzerine, Orhan Gazi, Geyikli Baba’yı görmek ister.[3]

Turgut Alp, her yıl Hıdırellez haftasında ya da haziranın ilk günü  törenlerle kutlanmaktadır. Bu törene çevre köyler ve İnegöl halkı davet edilmektedir. Tören günü davetliler Turgut Alp türbesinin olduğu yere gelirler; türbeyi ziyaret ederek dilekte bulunurlar; bu arada adak kurbanları kesilir; daha sonra pişirilen yemekler yenir. Yemekten sonra çeşitli eğlenceler yapılır. Bahar kutlaması bir piknik havası içinde akşama kadar sürer.[4]

 

Yiğit Alp/Yiğit Baba

 

Yiğit Alp’in türbesi İnegöl’e bağlı Yiğit köyündedir. Söylenceye göre Yiğit köyünün bulunduğu yer, Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu sırada, Osman Gazi’nin silah arkadaşları tarafından zapt edilmiştir.  O yıllarda Osman Gazi, 80 askeri ile Mezit Boğazı yoluyla şimdiki Kınık köyünün bulunduğu yere gelir.  Maksadı bir baskınla İnegöl’ü ele geçirmektir.  Osman Gazi’nin gelişini haber alan İnegöl Tekfuru bir tuzak hazırlar. Hazırlanan tuzağı bir düşman askeri gizlice Osman Gazi’ye haber verir. Osman Gazi, beklenmedik bir baskın yaparak düşmanı bozguna uğratır. Söylenceye göre kaçan düşmanları kovalamak ve imha etmek için Osman Gazi’nin küçük kardeşi Yiğit Alp, düşmanların arkasından at sürer. Yiğit Alp, bugünkü Yiğit köyün bulunduğu yerde Harmankaya Tekfuru’nun askerleri tarafından şehit edilir. Arkadan gelen Osman Gazi’nin süvarileri düşmanı yenerler; Yiğit Alp’i şehit olduğu yerde toprağa verirler. Daha sonra burası bir yerleşim yeri olur. Kurulan köye Yiğit Alp türbesine izafeten Yiğit köyü denir.[5]

 

Dolu/Duglu Baba

 

Dolu Baba’nın türbesi Uludağ eteğindeki Kirazlıköy mezarlığındadır. Kirazlıyaylaya gelen yaylacılar, Dolu Baba’nın mezarını ziyaret ederek adak adarlar. Burası mesire yeridir.  Uludağ kaşar peyniri  türbe civarındaki bir mandırada yapılır. [6] 

Dolu Baba’nın Bursa’nın alınışı(6 Nisan 1326) sırasında ön saflarda savaşan dervişlerden biri olduğu  söylenmektedir. Ağzına ayrandan başka bir şey koymazmış. Savaş sırasındaki dinlenmelerde askere ayran dağıtırmış. Eski  Türkçe’de  “dug” ayran anlamına gelmektedir. Dervişin adı da buradan kaynaklanmaktadır. Hayatına ait bir şey bilinmemektedir. Dört arşınlık tahta kılıcıyla askerlere yol açtığı söylenir. Kimi söylencelerde bu kılıç, Bursa’nın alınışı sırasında ön saflarda çarpışan Abdal Murad adlı dervişe yakıştırılır.[7]

 

Abdal Murad

 

Güldeste sahibi Beliğ’e göre Abdal Murad, Bursa’nın fethinden önce  Buhara’dan Bursa’ya gelen kırk abdaldan biridir. Bursa’nın fethinde(1326), Orhan Gazi’ye yardım etmiş, fetihten sonra vefat edince bugünkü türbesinin bulunduğu yere  defnedilmiştir.

Bursa’nın fethinde büyük bir tahta kılıç ve merkebi ile bulunmuş, Molla Arap ve Kükürtlü önündeki  gözetleme kuleleri arasındaki irtibatı sağlamış bir  gazi derviştir.[8]

Menkıbelere konu olan kocaman kılıcı ile yılan şeklindeki tunç topuzunun 17. Yüzyılda  türbede bulunduğu söylenmekte ise de 19. Yüzyıl sonlarında bunların ortadan kalktığı anlaşılmaktadır. Avrupalı seyyahlara dayanarak bilgi veren Hasluck ile Beliğ’in ve Evliya Çelebi’nin kılıçla ilgili rivayetleri farklıdır.

Evliya Çelebi, Abdal Murad adına Orhan Gazi tarafından yaptırılan tekkeye yine Orhan Gazi’nin binden fazla bakır kap kacak vakfettiğini, çevresinin bir mesire yeri olduğunu anlatırken, tekkenin o devirde Bektaşiler’in elinde bulunduğunu söyler.  20. Yüzyıl  başlarına kadar Bektaşi tekkesi olarak varlığını sürdüren Abdal Murad Tekkesi, 17. Yüzyılın  ikinci yarısından önce Bektaşiler’in eline geçmiş olmalıdır. Türbe ve zaviyenin, Alacahırka semtinin  yukarısında bulunan kireç ocağının üst tarafında bugün yalnızca kalıntıları vardır.[9] Burası elli yıl öncesine kadar Bursa esnafının peştemal kuşandığı bir türbe olmuştur.

Hikmet Tanyu, Abdal Murad Türbesi’ndeki “peştemal kuşatma” törenleri şöyle anlatmaktadır:

“ Esnafın peştamal kuşanması sebebiyle bir nevi ayin, eğlence, kutlama hareketi karışık olarak yapılmaktadır.  Buna ‘tanie’ veya halk dilinde ‘tehniye, tamie’ deniliyor.

Bu merasimin bizi ilgilendiren yönü  tanie’nin Abdal Murad veya  Akçağlayan mevkilerinde yapılmasıdır. Bu yerlerin Uludağ eteklerinde ağaçlar, subaşları olduğunu görüyoruz.

Önce toplu namaz kılınır. Sonra önde şeyh efendi, arkasında usta olacak kalfalar ve kalfa olacak çıraklar olduğu halde Abdal Murad’ın türbesi ziyaret ediliyor. Salavat getiriliyor, Fatiha okunuyor. Esnaf şeyhi orda bulunanlara şu duayı ediyor:

‘Destini destime vergil, dest-i keremdir. Allah bir, dedik pervane geldik. Yönümüzü dergaha döndük. Kıblemiz dergah, gün kubbe altında, yeşil seccade üzerinde, erenler meydanında, sizler huzurunda peştamal kuşanıp bir murat almaya geldik. Şeyh Efendi, Ahi Baba, Yiğit Başı, ihtiyar ustalar ne buyurursunuz?

Tarikat, hakikat, marifet sözlerinin de sık sık yer aldığı dua içerisinde, dört bin dört yüz kırk dört evliyanın ruhlarından yardım istenir. Dua bittikten sonra Şeyh Efendi’nin işareti üzerine kalfalar ve çıraklar  esnafın en yaşlısının ve ustasının ellerini öperler. İhtiyar usta onlara:

-Allah mübarek etsin oğlum, sanatında doğru ol!.. der.

Türbeden çıktıktan sonra, yine önde Şeyh Efendi bulunduğu halde  tekbir alınarak namaz kılınan çınar ağacının altına gelirler.

Esnafın peştamal kuşanması Anadolu’nun bir çok ilinde önceleri vardı. Burada bilhassa bir türbe ziyareti ile peştamal kuşanılması, tarihi öncelere giden bir törenin devamıdır.”[10]

 

Baba Sultan/ Geyikli Baba

 

Geyikli Baba, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunu yansıtan dönemin menkıbevi  kahramanlarından, gazi-derviş tipinin en iyi temsilcilerinden biridir. Çağdaşı  Abdal Musa ile birlikte bu tipin, en dikkat çeken simasıdır.[11]

Türk velileri için sık kullanılan bir motifi yansıtan menkıbeye göre, Geyikli Baba dağlarda bir geyiğe binip geyiklerle dolaştığı veya geyiklerle ünsiyet edip aralarında yaşadığı için bu şekilde adlandırılmıştır.[12]

Geyikli Baba, onun adı değil, lakabıdır. Fakat bu lakap kendisine geyiklere binip gezmesi veya onlarla birlikte yaşamış olmasından çok, sırtını bir hayvan postuyla örten Kalenderiyye’ye mensup diğer meczup dervişler gibi muhtemelen geyik postuyla dolaştığı için verilmiş olmalıdır.[13]

Asıl adının Hasan olması gerektiği Yunus Emre’ye ait bir manzumeden anlaşılmaktadır.[14] Mehmet Kardeş, Geyikli Baba’nın asıl  adının Mehmet olduğunu kaynak göstermeden belirtir.[15]

Rivayete göre Geyikli Baba, Orhan Bey zamanında Anadolu’ya Hoy’dan(Azerbaycan) gelmiş  bir derviş olup müridleriyle beraber İnegöl yakınlarına yerleşmiştir.

Menkıbeler onun, tıpkı kendisi gibi geyiklere binmiş müridleri eşliğinde Bursa’nın fethine katıldığını nakleder.[16] Başka bir söylenceye göre de Geyikli Baba, Bursa feth edilirken geyiğine binerek ve 60 okkalık kılıcını sallayarak ordunun önüne geçiyor, yine düşman ile harp ederken sıkıntıda kaldığı için,  bir zeytin ağacı yarılmak suretiyle kendisini gizliyor ve emniyete alıyor. [17] Yine başka bir söylenceye göre  60 okkalık kılıcıyla düşmanı yararak askerlere yol açar, Bursa alınıncaya kadar savaşır; gün batarken bir kestane  ağacının yanında gözden kaybolur.[18]

Caminin önünde  tahminen 50 kilo ağırlığında olup 1954 yılında kırılan yuvarlak bir taşın Geyikli Baba’dan kalma olduğu ve bu taşı bir top mermisi gibi kullanarak bulunduğu yerden düşman üzerine, İstanbul’a ve Makedonya’ya attığı  yine rivayetler arasındadır.[19]

Kaynaklarda anlatılan diğer menkıbeler Geyikli Baba’nın başka fetih hareketlerine de  katıldığını işaret etmektedir. Bunlardan biri de Kızıl Kilise denilen yerin fethidir. Reşat Ekrem Koçu, bu menkıbeyi şöyle anlatmaktadır:

“(Geyikli Baba)İnegöl taraflarında kayalar üstünde üç yüz altmış kapısı olan ve Kızıl Kilise denilen yeri tek başına feth etmiştir.Gündüzleri cenk eder, geceleri de orada bulunan ulu bir kestane ağacı Geyikli Baba’yı içine alıp saklarmış. Düşman gelir Geyikli Baba’yı bulamazmış. Baba, sabah yine çıkar cenk edermiş. Bu halden ürken düşman,Kızıl Kilise’yi Baba’ya bırakıp kaçmış.

Bunu Orhan Gazi’ye müjdelemişler. Orhan Gazi de:

-Baba meyhordur(içki içmeyi sever) diye iki yük rakı, iki yük şarap göndermiş. Geyikli Baba, yanındaki Balım Sultan’a:

-Padişah bana iki yük yağ ile iki yük bal gönderdi, demiş.

Ateş yaktırıp kazan koydurmuş ve gelen tulumları açtığında içlerinden yağ ile bal çıkmış. Kazanlara pirinç attırıp zerde pişirmiş. Hediyeyi getirenler hayrette kalmış. Orhan Gazi’ye de bir tas zerde göndermiş. Ayrıca ateşten bir kor alıp, pamuğa sarıp göndermiş. Ne kor küllenmiş, ne de pamuk yanmış.(R.E.Koçu, Orhan Gazi’den Atatürk’e, s.20)”[20] 

İkinci gruptaki rivayetler ise Geyikli Baba’nın Orhan Gazi ve onun yakınındaki bazı devlet adamları ile sıkı ilişkisini ortaya koymaktadır. Aşık Paşazade “Hikaye-i Geyikli Baba Hazretleri” başlığını taşıyan bölümde Geyikli Baba’yı şöyle anlatmaktadır:

Rivayet olunur ki, çünki Sultan Orhan Gazi Bursa’ya geldi. Bursa’da bir imaret yapdırub dervişleri teftiş itmeğe başladı.

İnegöl yöresinde Keşişdağı yanında bir nice dervişler gelüb karar itmişlerdi. Amma içlerinde bir derviş vardı, dağda geyikcikler ile bile yürürdü. Turgut Alp ana gayet muhabbet itmişdi; dayim anınla musahebet iderdi.

Turgut Alp o vakit gayet pir olmuşdu. Sultan Orhan Gazi’nin dervişleri teftiş ittügün işidüb, (Orhan Gazi’ye) adem gönderüb ayıtdı:

-Benim köylerim  dayiresinde(hudutları içinde), bir nice dervişler gelüb tavattun itmişlerdir(vatan tutup yerleşmişlerdir). İçlerinden bir derviş vardır, geyikcikler ile musahabet ider(konuşur). Hiç bir hayvan andan kaçmaz, haylı kimesnedir((müridi çok olan bir kimsedir). Deyü haber gönderdi.

Sultan Orhan Gazi işidüb:

-Kimin müridlerindendir? Sorun...,

diyüb yine kendünden(dervişten) istifsar itdiler(sorup anlamak istediler).

Andan derviş ayıtdı:

-Baba İlyas müridlerindendir ve Seyyid Ebu Elvan tarikatindendir, dedi.

Gelüb Sultan Orhan Gaziye didiler(dervişin vermiş olduğu bilgiyi ilettiler.             (Orhan Gazi):

-Adem gönderüb varın ol dervişi bunda getürün, didi.

Varub dervişi davet itdiler gelmedi. Ayıtdı(Derviş,habercilere söyledi):

-Zinhar(sakın), Orhan(Gazi) dahi bunda gelüb(buraya gelip) beni günaha koymasın.

Bu haberi Sultan Orhan Gazi’ye didiler. Yine adem gönderüb ayıtdı:

-Bizim hazretimiz   ile didar görüşmek gayet muradımızdır(Bizim en büyük dileğimiz, mübarek yüzünüzü görmektir). Niçün gelmezsiz(Niçin gelmezsiniz?) veya niçün bizi anda varmağa komazsız( Niçin ziyaret etmemizi istemezsiniz?), didi.

Derviş yine cevap virdi ki:

-Dervişler gözcü olur; dua iderüz....

Bunun üzerine(bu konuşmadan sonra) bir kaç gün geçti. Bir gün ol derviş bir kavak ağacın omuzuna koyub, getürüb Bursa hisarında  Bey Sarayı havlusının kapusının iç yanında bu kavağı dikmeye başladı. Tiz(hemen)  Sultan Orhan Gazi’ye haber verdiler kim:

-Ol derviş bir kavak ağacı getürmüş dikeyordu.

(Orhan Gazi dervişin yanına geldi). Sultan Orhan Gazi dahi sormadan derviş haber virdi kim:

-Bizim teberrükümüz(hediyemiz) oldukca budur. Amma dervişlerin duası sana ve senin nesline makbüldür...

deyüb hemandem dua idüb ve durmayub yine dönüb gitti.

Ol kavak ağacının şimdi eseri vardır. Saray kapusunun iç yanındadır. Gayet yoğun ve büyük ağaç olmuşdur. Padişahımız ol ağaca timar idüb daima kurucasın giderirler.

Sonra Sultan Orhan Gazi dahi ol dervişin mekanına varub(vardı); bir vafir(bol) eşya virmek murad idüb(edince), derviş ayıtdı:

-    Ey Han! (Allah)bu mülk ve mal-i hüdayi mütteal ehline virir; biz bunların ehli değiliz. Yine mal sizlere layıktır, didi.

-    Sultan Orhan Gazi, ibram idüb(ısrar edip) ayıtdı:

-    Derviş elbet de sözü kabul eyle, didi.

Derviş, ayıtdı:

-Padişahım, senin sözün sınmasun(yerde kalmasın),  şol karşıda duran depecikten  beri yerceğiz, dervişlerin avlusu olsun, didi.

Sultan Orhan Gazi kabul idüb, dervişin yine hayır duasın alub gitti.

Sonra ol derviş vefat ediycek Sultan Orhan Gazi üzerine türbe yapub yanına bir tekye ve bir cami dahi yapdı. Şimdiki alde anda beş vakitte dua olunub ihya olunmuşdur. Geyikli Baba  Zaviyesi dirler”[21]

Geyikli Baba’nın türbesi Bursa’nın Kestel ilçesine bağlı Babasultan köyünde bulunmaktadır. İnegöl’e 12 km. mesafededir. Babasultan’ın türbesi tek katlı , ahşap, üzeri kiremitli bir yapıdan ibarettir. Türbe ulu çınarlar arasındadır.[22]

Kabri ziyaret edilen Baba Sultan’ın türbesini, cami ve zaviyeyi, Sultan Orhan’ın yaptırdığı biliniyor. Baba Sultan köyündeki bu camiye yakın olan ve çevresi 16 metre gelen çınarın, Baba Sultan tarafından  1318 yılında diktiği ileri sürülüyor. Halen oyulan çınar 20 kişiyi içine alabilecek genişliktedir.[23]

Geyikli Baba/Babasultan  ile ilgili kutlama törenleri her yılın haziran-temmuz aylarında, türbenin çevresinde yapılmaktadır. Kutlamanın amacı Geyikli Baba’yı anmak, yaza kavuşmanın sevincini yaşamak, birlikteliği pekiştirip Baba’nın yüzüsuyu hürmetine Tanrı’dan sağlık ve iyi dileklerde bulunmaktır. Tören masrafları köy halkı tarafından karşılanmaktadır. Kutlamadan önce, köy muhtarı tarafından çevre köyleri, İnegöl, Kestel, Bursa halkı ile ilgililer törene çağrılır. Tören günü, davetliler  belirtilen yerde bir araya gelir. Önce mevlid okunur, dualar edilir, konuşmalar yapılır; ardından toplu olarak etli pilav, ayran üzüm hoşafından oluşan yemekler yenir. Sonra eğlenceler yapılır, akşama doğru dağılınır.[24]

 


[1] Numan Kartal, İnegöl Folkloru,  İnegöl 1998, s.170

[2] Ömer Lütfi Barkan, İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri, Vakıflar Dergisi, Sayı: II, İstanbul 1974s.288

[3] Barkan, a.g.m., s.290

[4]  Kartal, a.g.e., s. 226

[5]  Kartal, a.g.e. /1973, s.136, s. 167

[6] Bursa İl Yıllığı/1973, s.136

[7] Yurt Ans., C: 3, s.1760

[8] Yurt Ans. C: 3, s.136-137

[9] Orhan F.Köprülü, Abdal Murad maddesi,  Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.I, s. 64

[10] Hikmet Tanyu,  Ankara Çevresinde Adak ve Adak Yerleri,  Ankara 1967, s.186-187(Dr.Osman Şevki Uludağ, Bursa’da Taineler-Müşahede,  Halk Bilgisi Haberleri(İstanbul), Sayı: 98,Aralık 1939, s. 46-48)

[11] Ahmet Yaşar Ocak, Geyikli Baba mad., Türk Diyanet Vakfı İslam Ans. C:14, s.45

[12] Ocak, a.g.m., s.46

[13] Ocak, a.g.m., 46

[14] Ocak, a.g.m., s.46

[15] Mehmet Kardeş, Babasultan’ı Anma Törenleri, Erciyes, Sayı: 141, Eylül 1989, s.28

[16] Ocak, a.g.m., s.46

[17] Tanyu, a.g.e.,s.188

[18] Yurt Ans. C:3, s.1760

[19] Tanyu, a.g.e., s.188

[20] Bedri Noyan, Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik, C:I, Ankara 1998, s.291

[21] Barkan, s.290-291

[22] Kartal, a.g.e.  s. 225

[23] Tanyu, a.g.e.,s.  188

[24] Kartal, a.g.e., s.225

Bu sitenin tüm hakları Yazar Kutlu ÖZEN' e aittir.Tecer Bilisim
© 2009 -yönetici girişi-