Yazar Kutlu ÖZEN
Sivas Yöresinde Mani Söyleme Geleneği

                                                                                                                    Kutlu ÖZEN

 

Giriş: Anonim halk edebiyatı ürünlerinin en yaygın olanlarından biri de mani’dir. Düğünlerde, kadın topluluklarında, iş yerlerinde, tarlalarda vb. söylenen mani, genellikle hece vezninin 7 veya 8’lisi ile meydana getirilen 4 mısralık manzumelerdir. Manilerde birinci, ikinci ve dördüncü mısralar kafiyelenir. Bu manilere düz mani adı verilir.[1]

Maniler mısra sayıları bakımından çeşitlilik gösterir. Büyük çoğunluğu dört mısra olmakla beraber 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 14, 16, 17 mısralı olan şekilleri de vardır. Ne var ki mısra sayıları fazla olan manilerin sayıları oldukça sınırlıdır. Bunun sebebi; kafiye sözleri bulmanın doğurduğu güçlük ve bu tip manilerin akılda fazla  tutulmamasıdır. Yedekli maniler yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi genellikle cinaslı sözlerle kurulmuş kesik  manilerdir.[2]

Türkiye’de manilerin söylendiği  çeşitli ortamlar vardır. Bunlardan biri de mevsimlik toplu törenlerdir.

Nevruz ve Baharı Karşılama, Hıdırellez ve Hızır Nebi Bayramı’nda;  Saya Gezme/Davarın Yüzü,   Kuzu Meledi/Kös törenlerinde, Ekin Selavatlama, Yün Tarama, Sini Salma, Bulgur Çekme imecelerinde mani söylenir.

Biz bu tebliğimizde  Sivas’ta söylenen manileri

A. Mevsimlik bayramlara bağlı maniler, B. Tarıma bağlı maniler, C. Hayvancılığa bağlı maniler olmak üzere üç ana başlıkta topladık.

 

A.   Mevsimlik bayramlara bağlı maniler

 

1.     Hıdırellez manileri

 

a.Mantıfar  çıkarma: Suşehri

Hıdırellez’de en yaygın gelenek niyet çekme/mantıfar geleneğidir. Sivas merkezinde 5 Mayıs   günü mahallenin genç kızları bir evde toplanırlar; dua okuyarak çeşmeden aldıkları suyu bir küpe koyarlardı. Bu küpü gül ağacının/çalısının dibine getirirlerdi. Genç kızlar, nişanlılar ve genç gelinler yüzüklerini ve küpelerini bu küpe atarlardı.  Niyet küpü genç kızlardan birine teslim edilirdi.  Bu kız, Besmeleyle niyet küpünü gül ağacının dibine kor ve küpün ağzını bir bezle kapatırdı. Sabaha kadar gül fidanının dibinde bekleyen küpün, Hızır tarafından kutsanacağına/dualanacağına inanılırdı. Sabah olunca niyet küpü, gül fidanının dibinden alınır ve mesire yerine götürülürdü. Genç kızlardan biri önce mani okur, daha sonra küpten bir yüzük veya küpe çıkarırdı. Kimin yüzüğü/küpesi çıkmışsa okunan  mani o kızın niyeti olurdu.

  Baht açıklığı için söylenen manilerin konusu genellikle sevgi, ayrılık ve kovuşma üzerine olurdu.

Bazen da mani küçük bir çocuğa çektirilir. Kızlar bir gün önceden hazırladıkları mantıfarı  gelin kılığına girmiş kız çocuğuna veya küçük bir erkek çocuğuna çektirirler. Çıkan takı kime aitse onun adına ve gelecekteki nişanlısının adına mani okunur. Buna “mantıfar çıkarma” denir.

 

Ayağım yalın idi

Dikeni kalın idi

Ben senden ayrılmazdım

Ayıran zalım idi.

 

Çekmecemin kilidi

Üstünü güller bürüdü

Yar senden ayrılalı

Cahil ömrüm çürüdü.

 

Mavi boncuk boğazda

Bir yarim var Sivas’ta

Sivas da Sivas da

Kavuşuruz bu yazda.

 

 

Kiraz yedim tabaktan

Su içtim al bardaktan

Bugün hayırlı imiş

Yari gördüm sabahtan[3]

 

2. Hızır orucuna bağlı maniler:

Şubat ayı içinde Hızır  aşkına tutulan üç günlük oruca Hızır orucu denir.

Hızır orucu, şubatın ikinci haftasında  başlar, salı, çarşamba, perşembe sırasını takip eder.

Hızır orucuna “Hızır bizi darda, buğda koma”diye başlanır; dua “Allah kabul ede.” cümlesiyle bitirilir. Oruç,  güneş battıktan biraz sonra hava karardığı zaman açılır. Su içilmez. Yemeklerdeki su ile idare edilir. Üç günlük oruç bitince sabahleyin Hıdırellez kömbesi yapılır.

Mani çekme: Hızır Orucunda mani çekme geleneği de vardır. Bir küpe bulanık su, ot..vb. konulur. Herkesin yüzüğü, küpesi atılır. Önce bir mani söylenir; daha sonra küpten bir yüzük çekilir. Kimin yüzüğü çıktıysa o mani onun kısmetinedir.

Eşeğini sürsene

Değirmene varsene

Allah sana mal vermiş

Kıymetini bilsene(Malı bol olacak)

 

2.     Nevruza bağlı maniler

 

a. Hatapıya manileri: Gemerek/Çepni

Nevruz günü bütün çocuklar erkenden uyanırlar.  Hepsi de bir gün önce sözleştikleri yerde toplanırlar.  Heybe, torba  ve yağ küleği  getirilmiştir.

Derhal dallı budaklı ve çok dikenli bir iğde çalısı kesilir.  Sudan çıkarılan kar çiçekleri birer birer köklerinden bu çalının dikenlerine özenle oturtulur. Bir genç kızın gelinliği gibi  kılavuzla(çiçek) süslenen iğde çalısı, bir çocuğun eline verilir. Plan gereğince hareket edilip, mahalledeki ilk kapının önünde durulur.

Bütün çocuklar, kılavuz çalısının önünde toplanır. Hep bir ağızdan o güne özgü şu manileri söylerler:

 

Ha tapıya tapıya

Kılavuz geldi kapıya

Çok verenin oğlu olur,

Az verenin kızı olur. 

 

Anne anne, canım anne

Dışarıya bir çık hele

Sakın bahşişi az verme

 

 

Müjdeciye hareket

Evin dolsun bereket....

 

Verilen bahşişleri alınca, öteki kapıya yönelirler...”Ha tapıya” manilerini  duyanlar “Vah....gı(kız)...gadan alayım, bahar gelmiş demek!...  Hec de haberimiz olmadı. Müjdeniz uğurlu, ayağınız  gudümlü olsun” diyerek birer ikişer avlulara, örtmelere dökülürler.

Çocuklar bütün köyü dolaşır. Kapısının önünde durulan ev, karınca kaderince, un , bulgur, sade yağ cinsinden evinde ne varsa çocukların  toplama kabına koyarlar.

Gezi işi bitince ya bir harman yerinde veya bir çeşme meydanında durulur. Önceden temin edilmiş olan tandırcı kadın, gelen un ve yağların yarısını ayırır; onu çörek yapmak için götürür. Gene çocuklara katılan gönüllü bir kadın da arta kalan bulgur ve yağları büyükçe bir kazanda pilav pişirir.

Fakir zengin, toplamaya giden veya gitmeyen kim olursa olsun bütün çocuklar oturup çörekle birlikte pişen pilavı güle oynaya yerler.

Böylece hem ilkbahar karşılanmış, hem de haberi olmayanlara baharın geldiği duyurulmuş olur.[4]

 

b. Nevruz manileri/ Ficek atma : Tokat-Almus

Almus  yöresinde Nevruz etkinlikleri 21 Mart’ta değil de 17 Mart’ta gerçekleştirilir. Türkülerle kutlanır.

Bir gün önceden dört genç köyden dağlara, yaylalara giderek türlü türlü çiçekleri getirirler. Bu çiçekleri büyükçe bir sitilin/kazanın içine koyarak sitili su ile doldururlar.  Üzerine beyaz bir tülbent çekerek sitili harmana götürür ve bırakırlar. Sitil sabaha kadar orada kalır. Sabah olunca köyün bütün gençleri harmana gelirler. Sitilin etrafında toplanırlar. Herkes yüzük, bilezik, küpe, anahtar gibi  eşyasını sitilin içine atar. Bir genç kız sitilin önüne oturur.  Diğer gençler ise türküler söyleyerek halay çeker ve oyun oynarlar. Genç kız, her türküden önce sitilin içinden bir eşya çeker. Kimin eşyası çıktıysa söylenecek türkü veya mani onun şansına gelmiş olur. Sitilin başındaki genç kız ilk eşyayı çekmeden önce şu maniyi söyler.

Ficek ficek fil ola

İçi dolu gül ola

Bu ficeği atanın

Dileği kabul ola.

Türküler, maniler söylenip halaylar çekildikten sonra eğlence biter.

Zekiye Duman, Tokat-Almus, derleme 2000

 

 

c.  Nevruz manileri: Gürün ilçesi Hüyüklüyurt Köyü:

Nevruz(Mart dokuzu) günü durumu iyi olanlar bir teneke kadar kavurga kavururlar. Akşam olunca köyün çocukları köyün tüm evlerini dolanırlar ve şu sözleri söylerler:

 

Bugün Nevruz gecesi

Devletlerin bacası

Verenin oğlu olsun

Vermeyenin kızı olsun

Adı da Fatma olsun

Tendire/tandıra düşsün

Kırmızı pişsin...

 

Köyün ahalisinden kimisi yumurta, kimisi kavurga, kimisi para, kimisi de şeker ve benzeri şeyler verir. Durumu iyi olmayanlar bir şey vermez.[5] (

 

B.   Tarıma bağlı maniler

 

1.     Ekin yolma manileri: Şarkışla-Akçakışla

 

Kurak mevsimlerde ekinler boy atmaz. O zamanlar  ekinler tırpana gelmez. “kalıç” denilen bir çeşit orakla biçilir. Daha doğrusu  buna biçme denmez “yolma” denir.

Ekini dağda kalmış sahipsiz kadın  ev ev gezerek köyün eli kalıç tutanlarını davet eder. Zaten bu kişiler bellidir.  Bir gün evvelinden  yufkalar açar, yoğurt mayalar, siniler dolusu börekler hazırlar.

Erkenden toplanan imeciler, gecenin karanlığında yola dizilirler. Sabah erkenden tarlaya varırlar. İşe hazırlanan kızlar, kadınlar, biçilecek yerin yani hon’un  başına geçerler.

Tarla sahibi yüksek sele Besmele çeker. “Siftah benden,  kolaylık Hak’tan, emek sizden, yemek bizden” der ve  ekinleri yolmaya başlar.

 

Honcubaşı tarlayı bir duvarcı ustalığı ile düzgün götürmeye gayret ederken mani söylemeyi de ihmal etmez. Yanındaki arkadaşına ses katar, birlik sağlar. Önce honcubaşı ile maniyi  söyler, sonra öbürleri alırlar(tekrar ederler).

 

Osmanlı tarlasında

Gül biter yaylasında

Yarim yağlık yitirmiş

Güzeller arasında

 

Kapımızın önü bostan

Bostan görünmüyor pustan

Tarlalar ekinle dolmuş

Düğünümüz olur kıştan.

 

Maniler sallanır, dolgun başaklar kopar topraktan. Desteler dizilir, maniler dizilir.

Tarlada olur halka

Dallarda öter karga

Kibar kız gelin olur

Güz olmazsa, baharda.

 

 

Gül ektim hardal oldu

Açıldı bal bal oldu

Bir yar sevdim A’caşlada(Akçakışla’da)

Büyüdü dal dal oldu.

 

Kaya dibine yatmış

Potin çamura batmış

Parası yok bellemen

Yarim üç mecidiye yapmış.

 

Bu tür manilerle iş uzar, yolma uzar, deste uzar gider.

 

Tarlalarda gezersin

Gözlerimde güzelsin

Ali’m gibi çiçek yok

Şu çiğdemden güzelsin.

 

 

Tabancamın bağları

Duman aldı dağları

Şaban’a çok yalvardım

Çıkarmadı şalvarı.

 

Güneş tepeye dikilir. Terler akar ıylım ıylım. Öğle yemeği gelir. Karpuzlar kesilir; kırmızı...Doğrama yapılır. Yağlı yoğurt ezmesi içine  ekmek doğranıp yenir.  Sonra söğüt ağacının altında, bir pınarın serinliğinde veya yığın gölgelerinde uyunur...Yorgun, tatlı rüyalar içinde.  Uykusu gelmeyen kızlar tarlanın düz bir yerinde toplanıp halay tutarlar.

 

Agmeler eğilir mi

Güzele doyulur mu 

Yolma yolan kızların

Kolları yorulur mu?

 

Baştan ikisi söyler, diğerleri tekrar ederler. Tarla yüzündeki bütün desteler yığın yapılınca kızlar kalıçlarını ev sahibinin önüne atar, hep birden “Fatma Bacı, düşanıyın ömrü bu kadar olsun” derler.İş elbiselerinin üzerine bayramlıklarını giyen kızlar düğünden gelir gibi şen ve şakrak yola koyulurlar. Tozlu yollarda iş yapmanın mutluluğu içinde köye dönerler.[6]

 

 

 

 2. Ekin biçme manileri: İlbeyli yöresi

 

Eskiden tarladaki ekin “kalıç” adı verilen orakla kökünden koparılırdı. “Kavrama” adı verilen bu işi daha çok kadınlar yapardı. Bu nedenle ekini biçmek için çok sayıda kadına ihtiyaç duyulurdu. Yakın köylerdeki akraba kadınlar topluca diğer köydeki akrabalarının yardımına giderlerdi ki buna “ırgat gitme” denilirdi. Tarlada bir araya gelen iki köyün kadınları hem işi eğlenceye dönüştürmek, hem karşı taraftakileri gülünç duruma düşürmek, hem de vaktin kolay geçmesini sağlamak amacıyla karşılıklı mani söylerlerdi.

Kadınlar kendi başlarına oldukları için bu gelenekte hakaret ön plana geçer ve büyük atışmalar olurdu. Teknolojinin gelişmesiyle bu tarz ekin biçme ortadan kalktığı için bu mani söyleme geleneği de tamamen ortadan kalkmıştır.

Birinci kız

Karınca kaynar çıkar

Yerinden oynar çıkar

Ağzın burnun bok olmuş

Soluğun nerden çıkar?

 

İkinci kız

Hey aşlama aşlama

Eşk(i)almayı taşlama

Söylersen mani söyle

Bok yemeye başlama

 

Birinci kız

Mani söylerim elli

Söylersem yeri belli

Senin de mi dilin var

Kunlamış tazı belli

 

 

İkinci kız

Tavuğum tara çıktı

Ne güzel yere çıktı

Sizin gibi kızların

Kıçından yara çıktı[7]

 

 

 

3. Sini salma manileri: Sivas

 

Genç kızlar içeride bulgur çekerken, delikanlılar, ev sahibinin izniyle  bulgur çekilen evin damında toplanırlar. İçlerinden birisi bulgur çekenlere “Sini salın, sini salın...” diye seslenir. Genç kızlar da içlerinden birini maniye katarak dışarıdakilerden birine yollarlar.

Kızlar: Ahmet, sinin varıyor.

Delikanlılar: Sinide neler geliyor?

Kızlar: Sininin yanı sıra Elif Hanım varıyor.

 

Ahmet, Elif’i beğenirse şu mısralarla karşılık verir:

 

Hoş geldin hoş üstüne

Selamı baş üstüne.

 

Bu sefer sini gönderme sırası erkeklerdedir.

Delikanlılar: Fatma sinin varıyor.

Kızlar: Sinide neler geliyor?

Delikanlılar: Sininin yanı sıra Ali  oğlan varıyor.

 

Fatma, Ali’yi beğenmiyorsa, şöyle cevap verir:

Ali bize yaramaz

Çalı çırpı kıramaz.

 

Sini gönderme işi böyle manilerle sürüp giderken bulgur çekenler acıkırlarsa, taşı durdururlar ve bu sefer de ev sahibine mani söylerler:

 

Taş dönmüyor dönmüyor

Taştan bulgur inmiyor

Kör olası keyveni

 Pilavın da yenmiyor.

 

Yemekten sonra halaylar çekilir. Bulgur gecesindeki halaylar türkülü halaylardır. Çalgı kullanılmaz. Yeteri kadar eğlenen gençler tekrar bulgur taşlarına dönerek son gayretle bulguru çekip bitirmeye çalışırlar. Hep bir ağızdan söylenen türküler ve manilerle dolu bulgur gecesi, çoğu kez sabahlara kadar sürer. Kimse ne halinden şikayetçidir; ne de yorgunluk ifade eder.[8]

 

4. Bulgur dövme manileri: Şarkışla/Akçakışla Beldesi

Taşlardan, topraklardan arınan bulgurlar dövülebilir hale gelmiştir. Bulgur dövme işi iki şekilde olur. Sokuda dövüldüğü gibi, setende de dövülür.

Sokunun etrafında imece kadınlar sıralanırlar.  Tokmakları ellerine alırlar. Tokmakların sırasıyla inip kalkması nakarat halinde uzar gider. Hareketlere türkü ve maniler de karışır.

 

Bulguru kaynatırlar

Sokuda yaylatırlar

Bizde adet böyledir

Güzeli ağlatırlar

Çirkini söyletirler

 

Diye başlayan bir türkü söze başlangıç olur. Arkasından mahalli oyun havaları söylenerek ver yansın edilir. Bulgur, kabuğunu bırakana kadar dövülür.[9]

 

5. Bulgur çekme manileri: Şarkışla-Akçakışla

Köylerimizde kış yiyeceklerinin başında bulgur gelir. Her köy evinde  öyle bir iki ölçek değil, çuvallarla bulgur bulunur. Bulgur, elle çevrilen değirmen  taşlarında çekilir. Bu iş imece usulü yapılır.Güz mevsiminin en önemli işlerinden birisi bulgur çektirme işidir. Bulgur çektirecek evin sahibi, genç kız veya erkeklerin bulunduğu evleri bir gün öncesinden dolaşarak gençleri bulgur çekmeye çağırır. Erkek veya kızın ailesi tarafından bulgur çekmesine izin verilenler tespit edildikten sonra belirtilen günde(ekseriya geceleri) bulgur çekilecek evde toplanılır.

Bulgur çekme işi ya tamamen kızlara veya tamamen erkeklere yaptırılır. Bulgur çekenler birbirleriyle mani yarıştırır ve toplu halde  türküler, şarkılar söylerler.  Bulgur gecesinin kendisine has mani ve türküleri vardır. Ayrıca her bulgur gecesinde kızlar ve erkekler  birbirlerini türkü ve manilerle eğlendirirler.

Taş başına oturanlar iki gruba ayrılırlar.  Başlarlar türkü ve manilere: Biri söyler bitirir, nöbeti öteki grup alır. Burada özellikle bir türkünün iki mısraını birinci grup söylerken, ikinci grup onu tekrarlar. Taşın sesi de bunların sesine bir çeşni kattığından  türküler zevkle dinlenir.

Önce hep bir ağızdan “Alaheyyyy, alha alha alha!...” diye nara atılır.  Sonra  yöresel makamlarla maniler söylenir. Bunlara birkaç örnek verelim:

 

Değirmene taş koydum,

Al yastığa baş koydum

Yarim gelecek diye

Sol yanımı boş koydum.

 

 

Sarı hindi var bende

Çok nazarım var sende

Pek yanıma yaklaşma

Oynaş otu var bende

 

Bacalarda ağırşak

Benim yarim bir uşak

Uşak kahri çekenin

Sonu olur padişah

 

Sarı hindi satarım

Haydin alan varısa

Ben yalnız yatarım

Haydi gelen varısa

 

Manilerden usanılınca mahalli  uzun havalar başlar. Manilerle imalar yapılır,  şakalaşırlar . Hele yavukluları gelmişse, nişanlılar oralara türlü hilelerle girmişse, kızlar daha coşkun olurlar. Nişanlısı orada olan kızlara imalı imalı ba bakılarak:

Şu giden Ömer m’mola ?

Çağırsam döner m’mola ?

Bir öpsem, bir ısırsam

Yüreğim yanar m’mola?

 

Bir sandıktan on binlerce mani çıkar, hemen öbürüne geçilir:

 

Oğlan adın Osman’dır

Kanatlıya yaslandır

Beni sana vermezler

Sarı altın seslendir.

 

Özetle, şu örnekte görüleceği gibi köyün nişanlı delikanlıları manilerle anılır. Duyanlar heyecandan titrerken, duymayanların kulakları çınlar.

 

Oğlan adın Irıza

Ho...de gelsin camıza

Eğer anan gelmezse

Buyur gel odamıza.

 

Oğlan adın Üseyin

Döşüne gül asayım

Anan çeksin kahrını

Ben bağrıma basayım.

 

Oğlan adın İrecep

Gün mü buldun gelecek

Gel babamın elin öp

Beni sana verecek

 

Almadan kestim değnek

Al donum benek benek

Emmim oğlu dururken

El benim neme gerek

 

 

Şarkışla tepeleri

Yayılır körpeleri

Metin sana varacam

Hazırla küpeleri

 

Yalnız kızlar bulgur başında neşeyle söyleşip dururken kapıdan bacadan onları rahatsız eden olursa hep birlikte:

 

Bacalarda ot oğlan

Var çöplükte yat oğlan

Beni sana vermezler

Horozlanma it oğlan

 

Diye taş atarlar.

Bulgurlar  ekseriya sonbahar geceleri çekilir. Geceler uzun, bulgurlar çuval çuvaldır....Bu, bitene kadar çekilecektir. Maniler, türküler sıralanır gider. En sonunda usanılır. Aralarında  sataşılacak, nişanlanacak genç kızlar vardır. Onlar şakacıktan orada satılırlar. Kızlardan bir kaçı ana olur.

Ana:

Ah kızım kızım

Vay deli kızım

Seni Mehmet istiyor

Vereyim ona.

 

Kız:

Yal yedin ana

Bal yedin ana

Vururum semeri

Çü...derim ona

 

 

Ana:

Ah kızım kızım

Kınalı kızım

Seni Hasan istiyor

Verelim ona

 

Kız:

Yağ yedin ana

Bal yedin ana

Varırım ona

 Sarılır bana.

 

Başka bir manili oyun da bulgur çeken  kızlardan birinin adı söylenerek(Örneğin kızın adı Emine olsun)

 

Emine sinin varıyor

Sinide neler geliyor

Kıdıgil’in Hakkı

Seni sarıyor

 

Emine’nin gönlü varsa şöyle cevap verir:

 

Bizim evin hezanı

El oğlunun düzeni

Emine niye sarmasın

Hakkı gibi güzeli.

 

Ya gönlü yoksa ?...

 

Ana ana

Dillerin yana

Onun kafası kelmiş

Ben vermem ona...

 

Bu ve buna benzer eğlencelerle bulgur nasıl çekilir? Nasıl biter? Kimsenin aklı yetmez....

 

6. Ölücelik isteme  manileri: Elbeyli Yöresi

Bulgur çektirecek kişi  davetçi gezdirir ve komşuları bulgur çekmeye davet eder. Bulguru kadınlar çekecekse, bir kadın davetçi, erkekler çekecekse bir erkek davetçi gezer.

Akşam o evde toplanan kişiler maniler eşliğinde bulgur taşlarını çevirerek gerekirse sabaha kadar çalışır ve bulguru bitirirler. Ev sahibi kendisine yardım eden kişilere çerez, üzüm gibi  yiyeceklerin yanı sıra yemek de verir.[10]

 “Bulgur taşı” adı verilen el değirmeninde, gruplar halinde köy kızları bulgur öğütürken birbirlerine sataşarak karşılıklı mani söylerler. Bu gelenek içerisinde “ölücelik isteme” ve “mani ile kız satma” gelenekleri de vardır.

Bulgur öğütülüp bittikten sonra yaşlı kadınlar öğütülen bulguru eleyerek kalbur üstünde kalan irilerini başka bir yere yığarlar. Bu iri bulgura “ölü” adı verilir. Ölünün yeniden öğütülmesi gerekir. Kızlar ölüyü öğütmeye başlamadan önce taşın kolundan tutarak “Taş, buz tutmuş dönmüyor” der ve bir maniyle ev sahibinden yiyecek isterler ki buna “ölücelik “ denir.

Ölücelik isteme:

 

Kapımızın önü erik

Tavuklar çıkartır ferik

Üzüminen çerez yerik

Hani bize ölücelik

Hanı bize ölüncelik?

 

Sivas’tan aldım hezanı

Gelir uzanı uzanı

Bize ölücelik verecek

Ağamın kekil düzeni

Ölücelik  vermeyen ev sahibine söylenen maniler:

Taş dönmüyor dönmüyor

Ağam attan inmiyor

Ağamın kirli karısı

Ölücelik vermiyor.

 

Taş dönmüyor dönmüyor

Bulgur taştan inmiyor

Ağamın kirli karısı

Taş bahası vermiyor.

 

Sivas’tan aldım nacağı

Kırarım kabı kacağı

Bize ölücelik vermiyor

Ağamın çavdar bacağı. [11]

 

Ölücelik yendikten sonra sırasıyla diğer evlerin bulgurları davet edilen günlerde çekilir.

Bulgur çekimi Türk imece ruhunun bir bölümüdür.[12]

 

C. Hayvancılığa bağlı maniler

 

2. Kuzu meledi/ Döl/Kös manileri:  Gemerek-Karaözü

Kös, döl mevsiminde yapılır.  Köyden bir-iki km. uzaklıktaki bir saha seçilir. Burası sürülerden birinin köslüğü olur. Bu alana herkes birer tane köslük yapmak zorundadır. Takriben bir metreküp kadar toprak kazılır ve çıkan toprak bir kenara yığılır. Bu çukurun üstü ağaçlarla örtülür. Üstten bir çocuk sığacak kadar bir delik bırakılır. Böylece kös yapılmış olur. Buraya körpeler(oğlak, kuzu) konulur. Gün boyu otlayan yavrular geceleri bu köse konulur. Öğle vakti de getirilir köse atılır. Kösün üstündeki delik bir kapakla kapatılır. Biraz sonra sürü gelir, kadınlar koyunları sağarlar. Sütün geri kalanlarını da kösteki yavrulara emzirtirler.

 

Kadınlar, sürünün kös yerine gelmesinden önce ellerinde sitiller ve bakraçlarla bekleşirler.  Bu boşluktan faydalanarak kendilerine has bir takım eğlenceler yaparlar. Mani çekme de bunlardan biridir.

Bir küçük çömlek alınır, orta yere konulur; içine çayır, su ve renkli taşlar atılır. Her kadın taşını bilir. Taş atmadan önce de herkes bir niyet tutar; çömleğin ağzı kapatılır; bir yere gömülür. Orada üç beş gün bekletilir. Bu süre sonunda çömlek manici tarafından açılır. Önce bir mani okunur, sonra küpten bir taş çıkarılır. O taş kimin ise o mani ona aittir. Böylece herkesin bir manisi olur.

 

 

 

 

Sana dağlar,

Kar yağar sana dağlar,

Tutaydım dostun elin

Çıkaydım sana dağlar.

Elimde arzuhalim

Koynumda senet ağlar.

Gel geç bu ayrılığı

Gör nice yürek dağlar.

Onlar dönene kadar

Bu gönlüm böyle ağlar.

 

Yasin’den

Mim elifden, Yasin’den

Yakut yemenden gelir

Dür, Necef deryasından

Bugün bir şerbet içtim

Erenlerin tasından.

Yarim libade giymiş

Cennetin libasından

Memeler seyran eder

Çıkmıştır yakasından

Dünya benim diyenin

Şimdi geldim yasından.

 

Yarim hamamdan çıkmış

Bohçası var tası yok

Bu nasıl çeşme imiş

Su içecek tası yok

Ben bir mani dinledim

Ortada noktası yok

Yıkıldı viran gönlüm

Yapacak ustası yok

Bu bir fani dünyadır

Ucu var, ortası yok.

 

Kan yarim

Dosta kurban mı kestin

Üstün başın kan yarim

İşte güzel hamamı

Soyun da yıkan yarim

 

 

 

Ben sana kanıyorum

Sen de bana kan yarim.[13]

 

3. Yün tarama manileri: Kangal-Yukarıhüyük

Ev sıvama, bulgur çekme ve kuskus yapma imeceleri yanında bir de bu yörede(Kangal, Yukarı Hüyük) sonbahara doğru yün tarama imecesi yapılır.

Bu imece, yazın yıkanıp kurulanan yapağıların çeşitli işlerde kullanılmak üzere demir tarakta taranıp ayıklandıktan sonra  köyün genç kızlarının bir araya getirilip el birliğiyle çalışmasıdır.  Yünü taranacak ev sahibinin  genç kızı veya gelini gündüzden bütün kızları haberdar eder. Onlar da çalışacakları evde akşamdan toplanırlar. Ev sahibi gelenlere bir çay ikram ettikten sonra ellerine birer tarak verir.

Kızlar aralarında bir yönetici seçerler. Taranacak bütün yapağı yünler, bu yöneticinin yanına yığılır. O, azar azar kızlara paylaştırır.  Mümkün olduğu kadar eşit verir ki haksızlık olmasın. Önündeki yünü tarayan kız haber vermek suretiyle bir miktar daha alabilir.  Çok geri kalan ve işinde dalga geçen olursa, yönetici onu uyarır. Aldırmazsa elindeki uzunca sopayla kafasına vurur. İş görürken bazen mahalli türkü ve maniler de söylenir.

 

Yün taradım taradım

Ben dengimi aradım

Dengimi buldum ama

Anamı kandıramadım.

 

Yün olur yumak yumak

Yarım benden çok ırak

Yeni yar buldum ama

Gün görmemiş bir ahmak

 

Sabahleyin ev sahibi tarafından kendilerine ekseriya tavuk kesilmek suretiyle mükellef bir ziyafet çekilir ve elleri dert görmesin, gönüllerince bir kısmetli bulsun temennileriyle uğurlanırlar.[14]

 

Ek bilgi:

Ekin salavatlama: Divriği köyleri

 Artık işin sonuna gelinmiştir. Tarla sahibine ait bütün ekinler biçilip bitirilince tarlada bir yorgan genişliğinde  biçilmemiş bir yer bırakılır. Bir gün önceden de tarla sahibine  ekini bitireceklerini haber verirler.  “Yarın ekinin son günü, ona göre hazırlığını yap” derler.

Tarla sahibi  ertesi günü öğleye doğru ev halkını da yanına alarak tarlaya gelir. Beraberinde et haşlaması, bulgur pilavı, katıklı(ayranlı/yoğurtlu) çorba, helva...gibi yemekleri de  getirir. Çamşıhı yöresinde rakı da getirilir.

Irgatlar sevinç içinde, biçmeyip öylece bıraktıkları bir yorgan genişliğindeki ekinin yanına giderler. Ekini ortada bırakacak şekilde halka olurlar. Diz çökerek otururlar ve honcu başının işareti ile  ekinleri acele acele yolmaya başlarlar.

-Tarla titriyor, çabuk bitirin, acele edin, derler. Tarlanın titrediğine inanırlar. [15]

Adem Ata(Peygamber) ile oğulları Habil ve Kabil’in yolduğu gibi yolarlar.

Her ırgat bir purnatlık ekin yolar ve ayağa kalkar. Diğerleri de bir purnatlık ekin yolduktan sonra ayağa kalkarlar. Birkaç tutamlık ekin  yolunmadan tarlada öylece bırakılır. Bu tarlanın bereketidir; kurdun kuşun hakkıdır.

Irgatlar yoldukları ekin saplarını başları üzerinde dolaştırırlar. Bu sırada honcu başı yüksek sesle salavat dörtlüklerini söylemeye başlar. Her salavat dörtlüğünden sonra orada bulunanlar hep bir ağızdan “Allah Allah!...” diyerek bağırırlar. Son dörtlükten sonra ellerindeki desteleri/purnatları başlarında gezdirip “Allah Allah!...” diyerek havaya atarlar. Bir kısmını da yığınların üzerine  -bereket olsun diye- saçarlar.

Honcu başı bu merasimden sonra kısa bir dua yapar:

-Yarabbi bizi bu eziyetten  kurtardığın için şükürler olsun....(Tarla sahibine dönerek) Allah yenisini nasip etsin, bereketli olsun, ağız tadıyla yiyiniz, der.

Herkese oraklarını tarla sahibinin önüne bırakır bahşiş ister. Fakat genelde bahşiş ırgatların en küçüğüne, en sevimlisine verilir. Ayrıca hali vakti yerinde olmayan bazı  ırgatlara da bahşiş verilir.

Tarla sahibi de  ırgatlara dönerek:

-Allah, hepinizden razı olsun. Ekinimi yağmur yaşa bırakmadan bitirdiniz. Güneşin alnında çalıştınız Şimdi paralarınızı vereceğim; güle güle harcayınız. Ağrıyıp incineniniz  bizi bağışlasın, der.

Irgatların paraları bu sırada verilir.

Tarla sahibinin hazırlayıp getirmiş olduğu yemekler hep birlikte yenir. Irgatlar yorgunluklarını unutur;  yemekten sonra herkes razı ve hoşnutlukla tarladan ayrılır.

 

 

Salavat dörtlükleri: Divriği köyleri

Benim Divriği köylerinde tespit ettiğim salavat dörtlükleri şunlardır:

 

 

 Adem Baba ekti ekini

Cebrail kesti kökünü

Peygamberler bunun vekili

Verelim Muhammet’e salavat

 

Güzün ekerler ekini,

Yazın sökerler kökünü

Peygamberler bunun vekili

Verelim Muhammet’e salavat...

Sallalahu Muhammet.....

 

Kimler ekti, kimler biçti?!...

Habil ekti, Kabil biçti

Cennetin kapısın comartlar(cömertler) açtı

Comartlar urufuna(ruhuna) verelim salavat

Sallalahu Muhammet.....

 

Habil ekti, Kabil biçti

Çütçü Musa çütün koştu

Evlek alıp, tohum saçtı

Verelim Muhammet’e salavat...

Sallalahu Muhammet.....

 

Eken biçer, konan göçer

Cennetin kapısın comartlar açar

Comartlar cemaline verelim salavat

Verelim Muhammet’e salavat...

Sallalahu Muhammet.....

 

 

Gara gazanın gaynaması

Göllük(yuvarlak) çömçenin oynaması

Bu da ekinin sonlaması

Verelim Muhammet’e salavat...

Sallalahu Muhammet.....

 

Er erliğiyle

Pir pirliğiyle

Düşman körlüğüyle

Verelim Muhammet’e salavat

Sallalahu Muhammet.....

 

 

 

Pirime rahmet

Reçbere kuvvet

Tarlaya bereket

Sallalahu Muhammet

Allah...Allah..Hüüü!....[16]

 

Salavat dörtlükleri: Sivas /Yenice köyü

Ekinin biçilmesi bitince, bu işi yapanlar hep bir ağızdan şöyle derdi:

Ekenler biçer, konanlar göçer

Cennetin kapısını cömertler açar

Cömertler aşkına diyelim Allah

Allah Allah İllallah, verelim Muhammed’e salavat

Eğer dolanır, çevrilir gelirsek seni yine göreriz

Yok dolanıp gelmezsek

Taşına toprağına berine bereket versin

Çok yedik, çok içtik himmetine çok şükür

 

Ekin biçenler kullandıkları orak ve tırpanı tarla sahibinin  ayağının dibine bırakır bahşiş alır.[17]

 

Ekin salavatlama: Şarkışla/ Yüreğil köyü

Şarkışla’nın Yüreğil köyünde bun benzer kısa bir tören yapılmakta ve aşağıdaki dörtlük söylenmektedir.

 

Akşama hürmet

Ustamıza rahmet

Peygamber canına salavat

Sallalahu Muhammet.....[18]

 

Ekin Salvatlama/Tarla salavatlama:  Kangal köyleri

Tarla salavatlama genellikle Kangal ve yöresinde, biçilen tarlanın bitimine yakın yapılan geleneksel bir törendir.

Tarla salavatlama töreni, her biçilen tarla için ayrı ayrı yapılan bir törendir.  Ekip biçeceği tarlası az olan insanlar, kendileri işlerini yaparlar.  Ekip biçeceği tarlası fazla olup maddi durumları iyi olan insanlar ırgat çalıştırırlar.  Irgatlar para karşılığında ya da biçtikleri üründen bir miktar alarak çalışan insanlardır.

Bir tarlada birkaç ırgat aynı anda çalışıyorsa, içlerinden biri honcubaşı olur.  Hon, ırgatın biçmeye başladıktan sonra duruncaya kadar ekin içinde açtığı çizgi halindeki biçilmiş yere denir. Honcubaşı, ırgatlara çalışma anında da yön verir.

Tarlanın biçilmesi  anında, biçme işinin sonunda küçük  bir kısım kesilmez, bırakılır.  Bırakılan kısım salavatlama yapılarak biçilir. Salavatlamayı tarla sahibi tarlada ise kendisi, yoksa honcubaşı denilen ırgat yapar. Salavatlama anında şu sözler söylenerek son kısım da biçilir. Salavat dörtlükleri şöyledir:

 

Ekenler eker,

Biçenler biçer

Cennetin kapısını

Cömertler açar.

Getirelim salavat

Diyelim Allah Allah!..

Aşağıdan gelir kırat

Yalısı kat kat

Verelim Peygambere salavat

Sallallahu ala Muhammet.

 

Ekenler eker, biçenler biçer

Cennetin kapısını cömertler açar

Cömertler aşkına diyelim Allah Allah!...

Peygambere salavat

Sallallahu ala Muhammet.

 

Er aşkına, pir aşkına

Kabedeki nur aşkına

Orada onun aşkına

Burada bunun aşkına

Diyelim Allah aşkına

Peygambere salavat

Sallallahu ala Muhammet.

 

Salavat vermek tarlanın ve ürünün bereketini artırır. Bu sözlerle Allah’a şükredilmiş olunur.

Honcubaşı ya da ırgatlardan biri işin bitiminden hemen sonra tarla sahibinin önüne bir orak atar. Tarla sahibi de ırgatlara çalışma ücretleri haricinde bir hediye verir.  Hediye genelde bir oğlak(keçi yavrusu) ya da kuzu olur.[19] Alınan ürünün hayırlı olması dileğiyle halk dağılır.[20]

 

Ekin Salavatlama: İlbeyli yöresi

Ekin biçilirken, muhtaç olana yardım etmek ve sırasıyla ekinleri biçmek şeklinde gerçekleşen iki çeşit imece mevcuttur. Yine ekin biçiminde, işin bitimine yakın, tarlada kalan son birkaç öbeği alırken, ekin salavatlamak bir gelenektir. Ekin salavatlayacak kişi tırpanıyla son hamlelerini yaparken şunları söyler:

 

Ekenler eker,

Biçenler biçer,

Cennetin kapısını

Cömertler açar.

Verelim Muhammed’e selavat

Sallallahü Muhammet!.....[21]

 

 

 

Ekin Selavatlama: Malatya Kuluncak/Darılı

Ekin biçenler, ellerine “parmakça”  diye tahtadan yapılmış, kendilerini tarladaki dikenlerden, keskin taşlardan korumak için parmaklarına taktıkları ellik’tir. Herkes kendi işinde çalışırlar. İşçi tutmazlar. İşi biten köylüler birbirlerine yardım ederler; bunu para veya hediye karşılığı yapmazlar. Ayrıca tarlayı kurtarma yani işi bitirmenin sevinciyle salavat getirirler/dua ederler. Bu çok coşkulu olur; hep bir ağızdan kadınlı erkekli söylenen ilahi gibi bir duadır.

 

Yazın ekerler ekini

Güzün sökerler kökünü

Pirim peygamber vekili

Allah Allah İllallah

Verelim Peygambere selavat

 

Habil ekti Kabil biçti

Adem Ata tohum saçtı

Cennetin kapısını comartlar açtı

Allah Allah İllallah

Verelim Peygambere selavat

 

Erim erliğine

Hakkın birliğine

Gaziler kuvvatına

Padişah dövletine

 

 

Allah Allah İllallah

Verelim Peygambere selavat

 

Gökten inen ayet

Kanatları kat kat

Kim Allah’ı severse

Verelim Peygambere selavat

Allah Allah İllallah

 

Hacca giden hac için

Hacı Bektaş tac için

Düşmana bir ad için

Allah Allah İllallah

Peygambere selavat[22]

 

Ek bilgi:

Herfene/Sıra gezme: Zara

Daha ziyade köylerde görülen bu gelenek, uzun kış gecelerinde köylüler bir evde toplanıp herfene öncesi kura çekerek  herfenenin sırasını tespit ederler. Sırası gelen aile , çeşitli yemekler hazırlar. Herfeneye katılanlar, akşam o evde toplanıp hazırlanan yemekleri yerler. Yemek sonrası sohbet edilir;  sıra ile maniler,  türküler söylenir; bilmeceler sorulur, masallar anlatılır; hoşça vakit geçirilir.[23]

 

                                                                     Sivas, 03 Kasım 2006

 

 

 

Kutlu ÖZEN

Yenişehir  Toplu Konut Mengücek Apt.

A Blok, Kat:5   , No: 23    SİVAS

 

YUSUF ÇINAR

 

ZARA

 

 

 

 

Kutlu ÖZEN

Yenişehir  Toplu Konut Mengücek Apt.

A Blok, Kat:5   , No: 23    SİVAS

 

Sayın Hüseyin AYGÜN

Olukman Köyü    DİVRİĞİ

 

Sayın NACİ KÜPELİ

Şoförler Derneği Başkanı

Taksi Durağı    DİVRİĞİ

 

 

Kutlu ÖZEN

Yenişehir  Toplu Konut Mengücek Apt.

A Blok, Kat:5   , No: 23    SİVAS

 

SayınAbdülkadir Güler

Söke Ekspres Gazetesi

Köşe Yazarı

Söke / AYDIN

 

0.535 842 43 55

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] Şükrü Elçin, Halk Edebiyatına Giriş(2. baskı), Ankara 1986, s. 281

[2] Dr.Doğan Kaya, Anonim Halk Şiiri,  Ankara 1999,  s. 39

[3] İlyas Ege, Suşehri 1950, Türkçe öğretmeni, Derleme: 30.10.1989

[4] Bahattin Yalçın, Hatapıya,  Sivas Folkloru,  Sayı: 63, Nisan 1978, s.20

[5] Esra Karadağ, Gürün, derleme 1997

[6] Emin Kuzucular, Akçakışla Bucağında Ekin Yolma, Sivas Folkloru, Sayı:16, Mayıs 1974, s.11-12     Ekin Yolma, s.28

[7] Kadir Pürlü, Elbeyli Türkmenleri(1), Sivas 2002, s. 388-389

[8] 1973 İl Yıllığı/SİVAS,  s.191

[9] Emin Kuzucular, Akçakışla Bucağı’nda Bulgur Kaynatma, Sivas Folkloru, Sayı:12, Ocak 1974, s.12-13

[10] Kadir Pürlü, İlbeyli Türkmenleri(2),  Sivas 2002, s.617

[11] Kadir Pürlü, İlbeyli Türkmenleri(2),  Sivas 2002, s.617-618

[12] Mehmet Güner Demiray, Bulgur Çekimi, Sivas Folkloru, Sayı: 7, Ağustos 1973, s.10

[13]. Ahmet Özerdem, Karaözü Manileri,  Sivas Folkloru, Sayı: 28, Mayıs 1975, s. 11-13

[14] Remzi  Tarhan, Kangal’ın Y.Hüyük ve Çevre Köylerindeki Adetler(2), Sivas Folkloru, Sayı:20, Eylül 1974, s. 15-16

[15] Hüseyin Aslan,  Memur, Divriği/Eşke Köyü , 1957 doğumlu

[16] Kutlu Özen, son derleme tarihi: 26 Ocak 1986

[17]  Müjgan Üçer,”Anamın Aşı Tandırın Başı/Sivas Mutfağı”  , İstanbul 2006, s.13

 

[18] Kutlu Özen, “Divriği Köylerinde Ekin  Sonu Törenleri(Ekin Salavatlama)”. Türk Folkloru, Sayı: 20-21, Mart-Nisan 1981, s.15-16

[19] Mustafa Karakoç,C.Ü. MYO, Makine I.A, Kangal derlemesi 1997

[20] Gamze Şeker, C.Ü. Fen.Ed.Fak., 1995

[21] Kadir Pürlü, “Sivas’ta İlbeyli Türkmenleri “(2.Cilt), Sivas 2002, s. 862-63

[22]Olcay Aslan, Antropoloji Bölümü. (Malatya/Kuluncak/Darılı 2001)

[23] Adnan Mahiroğulları, Dünden Bugüne Zara(3.baskı), Sivas 1999,   s.154

Bu sitenin tüm hakları Yazar Kutlu ÖZEN' e aittir.Tecer Bilisim
© 2009 -yönetici girişi-