Yazar Kutlu ÖZEN
Sivas Yemenici Esnafında

Ahilik Geleneği

 

 

Kutlu Özen

 

 

Ahilik, ahlak ve dayanışmaya dayanan İslami bir esnaf-sanatkar teşkilatıdır.[1] Bu teşkilat gelenek, görenek, dayanışma ... gibi moral değerlerini Türk töresinden, inanç ve ilkelerini İslamiyet’ten almıştır.

Ahiliğin temellerini Türk tarihinin derinliklerinde ve İslam dininin yüce ilkelerinde aramak gerekir.[2] Fakat ahilik teşkilatının Anadolu’ya girmesi Selçuklular zamanına rastlar. Nitekim 1142-1277 yılları arasında Türk Anadolu’da 135 yıl hüküm süren Divriği Mengücek Oğulları Beyliği zamanında Divriği’de ahilik mevcuttu. Bugün türbesi Divriği Ulucamii civarında bulunan Ahi Yusuf, bilinen en eski ahi babasıdır. Yıkıntı halindeki türbesinin mimari özelliğinden onun 1196’dan önce yaşamış olduğunu tahmin edebiliriz. Yine Divriği’ye 6 km. uzaklıktaki Ahi köyü, Şeyh Beyaz-ı Veli adlı bir ahi babasının adını taşımaktadır.

14. yüzyıl başlarında ve sonlarında Sivas ilindeki iki ahi babasının varlığını bilmekteyiz. Bunlardan biri belki de 1325 yılında Sivas’a gelen İbni Batuta’nın sözünü ettiği Ahi  Emir Ahmet(Ölümü 1330), diğeri de Ahi İsa(Ölümü 1393)’dır. Yine bu yüzyılda Anadolu’nun her şehir ve kasabasında ahi tekke ve zaviyesine rastlamaktayız. Ahiliğin Anadolu’da teşkilanıp gelişmesinde 1260 yıllarında Kırşehir’e gelen ve 1310’da vefat eden Ahi Evren Sultan’ın büyük rolü olmuştur.[3]

Hükümet otoritesinin zayıf kaldığı devirlerde Sivas ve hele Ankara’da egemenlik bunların eline geçmiştir. Ancak bu egemenlik hükümet şeklinde olmayıp ahilik kuruluşlarına dayanıyordu.[4] Ahilik sadece  hayırsever esnaf kuruluşları olmaktan çok ötede daha başka konuları da ve mesela sınai, ticari hayatı kapsadığı gibi, beldenin en ileri gelen bilim adamlarını, büyük tüccarları, beyleri ve hatta hükümdarı dahi  Ahiler arasında yer almışlardı.[5]

Ahilik esas itibariyle esnaf tarafından benimsenmiştir. Esnaf olabilmek için her şeyin üstünde evvela ahi olmak, ahiliğin sosyal ve ekonomik kurallarına uymak zorunlu görülmüştür. Bu bakımdan geçmişteki yaşantılarda ahilik denilince esnaf, esnaf denilince ahilik eş anlamda kullanılmıştır.

Önceleri basit meslek grupları halinde bulunan esnaf, İmparatorluk genişledikçe, devlet ve halk ilişkilerini ahenkli bir şekilde yürütmüş ve ülkenin temel yapısı olan güçlü ve mutlu bir orta yapı meydana  getirmiştir.

Her il, ilçe ve hatta büyükçe köylerde mevcut olan ahi esnaf ve teşkilatı Ehl-i Hibre, İşçibaşı, Mütevelli, Yiğitbaşı, Esnaf Kethüdaları, Ahi Baba şeklinde kademelenmişti. Bu kademe sadece teşkilatın yönetimi bakımındandır.

Esnaf ise, çırak, kalfa ve usta kademelerine ayrılmıştır. Çırak kalfa olurken, hem kalfasının hem de ustasının muvafakatı/oluru  ve rızası aranmış; kalfa, usta olurken hem kendi ustasının, hem de aynı mesleği icra eden ustalar meclisinin rızası şart koşulmuştur. Bu kademelerdeki sorumluluk hudutları ile görev ve yetkiler hiçbir tereddüde meydan bırakmayacak bir surette yeterli ve kesin olarak tespit edilmiştir.[6]

Daha önce de temas ettiğimiz gibi Selçuklular devrinde Türklerle birlikte Anadolu’ya giren ahilik, Osmanlılar döneminde de beş asır fonksiyonunun sürdürmüş, 18. Yüzyıldan sonra yeni doğan endüstri ve ekonomi çağındaki etkilerle bu fonksiyonunu yavaş yavaş yitirerek 1908 İnkılabı ve onu takip eden Cumhuriyet devri yenilik hareketleri ile de iyice zayıflamış, bugün sadece dükkanların duvarlarında veya kapılarının üzerinde asılı duran levhalardaki birkaç sözden ya da yaşlı ustaların hafıza dağarcıklarındaki hatıralardan ibaret kalmıştır.[7]

 

Unutulan Gelenekler

 

Bugün Sivas ilinde ahi geleneklerinin izlerine daha çok yemenici esnafında rastlamaktayız. Bu esnaf, I.Dünya Savaşı başlarına kadar geleneklerine sadık kalmış, ahiliği yaşamış ve yaşatmıştır.

Yemenici esnafının yaşattığı  geleneklerin başında “kalfayı usta yapma ve dükkan açma” töreni gelir. Divriği ilçesinde ise bu törene “peştamal kuşanma”  adı verilir. [8]Sivas ili merkezinde bu törenler şöyle yapılırdı:

a.Çıraklık töreni: Bir sanata çırak olmak, bu sanat kolunda ilerlemek, sanatkar olmak, mutlak bir saygı, itaat ve bağlılık isterdi. Çırak, girdiği sanat kolunun törelerine uymak zorunda idi. Zaten mesleğe girmek de pek o kadar kolay değildi.  Eskiden bu sanat dalında sayılı ustalar, namlı kalfalar çalışırdı. İlkokul çağına gelen çocuklar genellikle okula gönderilmez, bin bir rica ve minnetle bu ustaların yanına çırak olarak verilirdi. Ahilik erkanına göre bir sanata çırak alınacağı zaman önceden o aile hemen her yönü ile tetkik edilir, küçük bir tören ile çırak işe başlardı.[9]

Bir ustanın çalıştırdığı bir kalfa veya çırağı diğer bir usta çalıştıramazdı. Göç ve benzeri zorunlu bir durum olmadıkça  ya da ilk ustası rıza göstermedikçe çırak o sanatı başka bir dükkanda öğrenemezdi.[10]

b.Kalfalığa geçiş: Çıraklıktan kalfalığa geçiş, çocuğun en az beş-altı yılını alırdı. Kalfa, dükkanda yeteneğine ve mali durumuna göre beş ile on yıl arasında çalışırdı. Çıraklıktan kalfalığa geçiş sırasında Sivas merkezindeki esnaf arasında ayrı bir merasim yapılmazdı. Divriği ilçesinde ise mali durumu yerinde olan aileler “peştamal kuşanma” merasimine benzer bir törenle çırağı kutlarlardı. Bu merasimde mutlaka yemek ziyafeti verilirdi.[11]

c.Ustalığa geçiş töreni:Kalfalıkta belli bir müddet çalışan ve dükkan açtığında bu işi ustası kadar yapacağına kanaat getiren esnaf  bunu bir takım hareketlerle belli ederdi.

Halen Sivas’ta yemenicilik yapan(1982), kaynak şahıs Mithat Taşkıran(1924), ustası ve babası olan Kümük Osman Usta’dan 1944 yılında duymuş olduğu bu geleneği şöyle anlatmıştır:

“Dükkan içinde sayekar  dediğimiz kişi kalfa(halfe)  olacak çağa geldiyse, buna halfe tarafından iş verilmeye başlanırdı.  Halfe, sayekarın kalfalığı tek başına yerine getireceğini anlayınca  işi artık ona bırakmaya başlardı. Kendisini de usta namzeti olarak görürdü. Büyük halfe öğleden sonra işten elini çekerdi. İşi artık yeni halfe yapmaya başlardı. Büyük halfe de o anda ustanın sorumluluğunu üzerine alırdı.

Ustasını tezgahtan kaldırıp:

-Usta, sen bir kahve iç; yoruldun...Biraz da ben çalışayım, derdi.

Tezgahın başından kalkan usta,  kahve içmek için dışarı çıkınca tezgaha kendi otururdu. Usta, geleneği bildiği için o günü çarşıda gezer ve evine erken giderdi. Ertesi gün randıman(yapılacak imalat), büyük halfe tarafından hazırlanırdı. Usta gelir kendine düşeni yapar, gene önceki gün gibi öğlene kadar çalışır, öğle ezanı okunduğunda büyük halfe:

-Usta, sen namaza git; biz geriye kalan işi yaparız, derdi.

Usta, camiye doğru giderken iş ciddileştiği için düşünürdü. Çünkü büyük halfe  dükkandan ayrılıp yeni bir iş yeri açmayı istemektedir. Halfesine yeni bir iş yeri açmak, dükkana ait alet ve malzemeyi temin etmek hep ustanın vazifesiydi.

Halfelik çağındaki kişiye ustası tarafından büyük bir ilgi gösterilir, aile efradından sayılırdı. Ustası, halfenin başta ahlak durumu olmak üzere maddi ve manevi her şeyinden sorumluydu.

Bu meyanda usta tarafından büyük bir hazırlık içine girilirdi. Yetişen halfenin cemiyet içerisine, esnaf tarikine yararlı kişi, dürüst kişi olaraktan iş sahibi olması için ustası  bütün gayreti gösterirdi. Zaten halfe de ustasının ayarına geldiği için ve bir dükkanda iki usta olmayacağından dükkan açması gerekirdi.

Dükkan içinde halfelik işi daha önce sayekar olan genç halfeye bırakılırdı. Dükkan içinde hepsi bir emsal olsa bile sorumlu bir halfe vardı. Baş halfe, diğer halfe ve çıraklara iş taksimatı yapardı. Dükkanda genellikle bir ustaya, diğeri halfeye ait olma üzere iki tezgah bulunurdu. Çıraklar tezgahta çalışmazdı”[12]

Erkan:Usta namzedi büyük halfe dükkanda çalışırken, ustası da çarşı içinde esnafın ileri gelenleri ile konuşurdu. Yemenici esnafının ehliyetli ustalardan yedi-sekiz tanesinin bir araya gelmesiyle erkan olurdu. Ayrıca her sanat kolunun lideri olduğu gibi, bu kolun da bir lideri vardı. Adına erkan ustası denilirdi. En yaşlı, ustaların ustası, mesleğinde ehil, özüne sözüne güvenilir bir kişi idi. Erkan ustasının ağzından çıkan her söz kanun gibi uygulanırdı.[13]

Erkan toplanıp kalfanın ustalığına ve dükkan açıp açmamasına karar verirdi. Ayrıca diğer esnafın da razılığı alınırdı. Bütün bu işlemlerden sonra usta, kalfası için dükkan tutma hazırlığına başlardı. Esnafın razılığı olmadan, kalfanın ustalığına kanaat getirilmeden kimse dükkan açamazdı. Yeni dükkan için gerekli olan malzemeyi ustası karşıladığı gibi çarşı esnafı da yardım ederdi.

d. Dükkan açma merasimi: Kaynak şahıs Mithat Taşkıran, dükkan açma merasiminin Ahi geleneğine uygun olarak yapıldığını anlatmıştır:

“Esnaf şeyhi, erkan ve dükkan açacak olan kişinin ustası merasimin zamanını birlikte tayin ederdi. Mestçi Ağası da merasim gününü bütün esnafa duyururdu.

-Felanca kalfa öynük/önlük kuşanıp usta çıkacak, derdi.

Mutlaka bu merasim Cuma günü olurdu. Yemenici esnafı ile esnaf şeyhi, erkan üyeleri, usta çıkacak kimse ve ustası, dükkandaki halfe ve çıraklar hep birlikte Abdülvehhap Gazi  cami ve tekkesine giderlerdi. Cuma namazını hep birlikte kılarlardı. Cami dışında yapılan duaya Sivas’ın yerli Hıristiyan yemenici esnafı da katılırdı. Aynı şekilde önlük kuşanacak olan Hıristiyan esnafın kilise önünde yapılan  dua merasimine de Müslüman esnaf  davet edilirdi. Duadan sonra kesilen kurbanlarla pişirilmiş olan yemekler hep  birlikte yenilirdi. Ayrıca vefat etmiş esnaflar için de can helvası dağıtılırdı.

Yemin merasimi: Yemekten sonra,  usta çıkacak esnaf ile onu yetiştiren ustası erkanın karşısına getirilir ve diğer esnafın huzurunda Kur’an üzerine yemin içirilirdi.

Esnaf şeyhi onlara aşağıdaki soruları sorardı:

-Senin halfen olan bu kişi ustalığa haiz midir?

-Evet, ustalığa haizdir.

-Yemin eder misin?

-Yemin ederim....

Daha sonra ustalığa çıkacak olan halfeye sorulurdu:

-Yüzde yirmiden fazla ticaret yapmayacağına, derinin kulak, perçem, meme, kuyruk bölgelerinden ve algun(yanmış) kısımlarından yemeni dikmeyeceğine şu Kur’an-ı Kerim üzerine yemin eder misin?

Halfe de esnaflığın bütün töre ve geleneklerine uyacağına yemin ederdi. Bu yemine orada bulunanlar da şahitlik ederlerdi.

Halfe daha sonra ustasının, esnaf şeyhinin, yaşlı ustaların ellerini öperdi. Cami önünde yapılan merasimden sonra Abdülvehhap Gazi’nin türbesi ziyaret edilir ve hep birlikte çarşıya gelinirdi.

Yaşlı ve önemli esnaf fayton, at ve benzeri araçlarla; diğer esnaf da yürüyerek tören yerinden ayrılırlardı.

Dükkan önündeki merasim:İkinci merasim aynı gün öğleden sonra halfenin açacağı dükkanın önünde olurdu. Yine çarşı esnafı, esnaf şeyhi, dükkan açacak olan halfenin yakınları dükkanın önünde toplanırlardı. İlahiler söylenirdi. Dua etmesini bilen bir kişi dua ederdi. Daha sonra ustası tarafından yeni açılacak olan dükkanın anahtarı verilirdi.  Halfe “Besmele” çekip dükkanı açar ve içeri girerdi. Ustası da onun arkasından girerdi. “Damat girmeden sağdıç girmez” örneğinde olduğu gibi halfe önce girerdi.

Ustası önceden hazırlanmış olan ve tezgahın üstünde bulunan önlüğü alır Besmele çekerek halfenin beline kuşatırdı. O da ustasının elini öpüp, tezgahın başına otururdu. Dükkanın içini doldurmuş olan esnafın huzurunda bir tek ayakkabı sayası keserdi.

Bu sırada kahveler gelirdi. Tezgahtan kalkan halfe, yine ustasından başlamak üzere esnaf büyüklerinin elini öpüp dualarını alırdı. Kahvesini içen esnaf da “Allah hayırlı uğurlu etsin....Hayırlı kazanç versin....” diyerek dükkandan ayrılırlardı.

Bu merasimden sonra yemenici esnafı, Yemeniciler Çarşısı’nda yeni bir dükkana, yeni bir esnafa daha kavuşmuş olurdu.[14]

En son I. Dünya Savaşı’na yakın yıllarda yemenici esnafı için yapılan bu merasim artık tarihin ve folklorun malı olmuştur. Bu tarihten sonra bu güzelim ahi geleneği terk edilmiş ve unutulmuştur.

Esnafın uyduğu kurallar: Bugünkü Buğday Pazarı, Çorapçı Hanı ve Subaşı Oteli üçgeni içinde kalan alanda geçimini yemenicilik, kunduracılık, çizmecilik, mestçilik, çarıkçılık ve takunyacılıkla sağlayan yemenici/ayakkabıcı esnafı bulunurdu.

Erkan Ustası: Çarşı esnafı, çarşı içindeki yaşamını ahi geleneklerine uygun olarak sürdürürdü. Her sanat kolunun Erkan Ustaları?Erkan Şeyhi olduğu gibi ayrıca Erkan adı verilen bir de esnaf heyetleri vardı. Erkan şeyhlerinin çarşı içinde, bugünkü Bezazlar Çarşısı civarında kendilerine mahsus kahveleri vardı. Bu kahvede şehrin iktisadi hayatı ve bütün piyasa üzerinde tesirli bir murakabe mekanizması bu suretle fonksiyonunun icra ediyordu.[15] Meslekle ilgili bütün işlere Erkan Ustası bakardı. Esnafın Erkan Ustasına ve diğer Erkan Ustalarına hürmeti tamdı. Hiçbir esnaf Erkan Ustası’nın/ Şeyhi’nin yanında oturamaz, sigara ve kahve içemez, laubali harekette bulunamazdı.

Esnafın yargılanması: Erkan ustasına bağlı esnaf töre hilafına bir yolsuzluk yaparsa Erkan Ustası’na şikayet edilirdi. Usta, önce şikayet sahibini dinler, sonra hükmünü verirdi. Eğer şikayetçiyi haklı görürse, yolsuzluk yapan esnafı en ağır cezaya çarptırırdı. Üç- beş gün ticaretten men ettiği gibi, dükkanını da kapatabilirdi. Buna “hapenk kapatma” adı verilirdi. En son 1934 yılında Yemeniciler Çarşısı’nda, dükkanında plak çalan bir ustaya bu ceza verilmişti. Kaynak şahıs Mithat Taşkıran’ın anlattığına göre çarşı esnafı, Esnaf Şeyhi’ne bu şahsı şikayet etmiş, “dükkanında plak çalıp esnafın ahlakını bozuyor” diye yapılan şikayet sonunda bir hafta hapenk kapatılmıştı.

Tava cezası: Bunun dışında “tava cezası” denilen bir ceza çeşidi daha vardı.  Töre dışı yapılan bir alış verişte  suçlu durumundaki esnafa para cezası/tava cezası verilirdi. Tava cezası şöyle uygulanırdı: Suçlu olan esnaf bugün Paşa Fabrikası yolunun sağına düşen eski Ermeni kilisesi civarındaki ağaçlıkların altında Erkan Şeyhleri’ne bir güzel ziyafet çekerdi. Semaverler demlenir, çarşıdan tava/tavada pişen et yemeği  getirilir, yenilir içilirdi. Bu konforlu yemek ziyafeti sırasında suçlu esnaf, hiç oturmamak şartıyla Erkan Şeyhleri’ne ve diğer ustalara hizmet ederdi.[16] Ancak bu ziyafetten sonra cezası affedilirdi. Cezalar diğer esnafa ibret olup, çoğunlukla iyi sonuçlar verirdi. Bu bakımdan sık sık yolsuzluk hareketi görülmezdi.

Erkan etme:Bir ustanın çalıştırdığı bir kalfa veya bir çırağı diğer bir usta yanına alıp çalıştıramazdı. Aksine hareket ederse o kalfa veya çırağın  önceki ustası hemen Erkan Ustası’na gider, durumu anlatırdı. Erkan Ustası her iki tarafı dinler; kalfa veya çırağı çalıştıran ikinci ustayı haksız görürse cezalandırırdı. Bu şikayette verilen karara “erkan etme” denilirdi.[17]

Erkan Şeyhleri her hangi bir esnafın işlerinin kötü gitmesi halinde müşterek kasadan ödünç para vermek suretiyle iflasına mani olurdu.

Sonuç: Esnaf dükkanları o yıllarda sadece sanatın öğretildiği yerler değildi, Ustalar çalıştırmış oldukları çırak ve kalfalara dini ve ahlaki bilgiler de öğretirlerdi. Halk çocuğunu terbiye etmesi için bu ustaların yanına verirdi. Dini bilgisi fazla olan ustalar “molla, sofu, hoca, hafız” diye ünvanlar alırlardı. Bu  ünvanı taşıyan bir çok yemenici esnafı vardı.

Daha yakın zamanlara kadar “Yemeniciler Çarşısı” adı verilen bu dükkanlar topluluğunun olduğu yerde 1930’lu yıllarda en az kırk-elli dükkan vardı. Bugün(1982) sadece kaynak şahıs Mithat Taşkıran’a ait bir tek dükkan, Sivas yemenisi yapabilen bir tek sanatkar kalmıştır.

Yemeniciler Çarşısı bugün dükkanı, esnafı, müşterisi ve töreleri ile birlikte artık tarihe karışmıştır. Demin de belirttiğimiz gibi yaşlı müşterilerin ve yaşlı ustaların hafızalarında yaşayan hatıralardan ibaret kalmıştır.[18]

 

 

 

 

 



[1] Refik Soykut, Orta Yol Ahilik, Ankara 1971, s.77

[2] Soykut, a.g.e., s.79

[3] Soykut, a.g.e., s.51

[4] Türk Ans., Ahilik mad.

[5] Soykut, a.g.e., s.83

[6] Soykut, a.g.e., s. 109-110

[7] Dr.Hasan Küçük, Tarikatlar, İstanbul 1976, s.230

[8] Kutlu Özen, Divriği İlçesinde Köşker Esnafı, Türk Folkloru, Haziran 1982, Sayı: 35, s.20

[9] Mustafa Birinci, Kundura ve Kunduracılık, Sivas Folkloru, Şubat 1973, Sayı:1, s.10-11

[10] Birinci, a.g.m., s.10-11

[11] Özen, a.g.m., s.20

[12] Mithat Taşkıran, Sivas 1340(1924) doğumlu. Mesleğe 1933 yılında girdi. Yemeniciliği babası Kümük Osman Usta’dan  öğrendi. Kümük Osman, Ahilik töreni ile önlük kuşanan en son yemenici esnafı idi.  1946 yılında 56 yaşında iken öldü. Kümük Osman Usta ile birlikte o yıllarda esnaflık yapan  diğer ustalar şunlardı: Hacı Mamo,  Bıçakçıoğlu  Dervüş Efendi, Kademlioğlu Hacı Mehmet, Zakiroğlu İrfani Usta, Sofu Usta, İboç(İbrahim) Usta. 8 Mart 1982 tarihli derlememiz. K.Ö.

[13] Birinci, a.g.m., s.10-11

[14] Mithat Taşkıran, Sivas, 8 Mart 1982 tarihli derlememiz.

[15] A.Turan Alkan, Erkan Şeyhleri, Sivas Hakikat Gazetesi, 4 Temmuz 1982 ve 7 Temmuz 1982

[16] Alkan, a.g.m.

[17] Birinci, a.g.m.

[18] Kutlu Özen, Sivas Yemenici Esnafında Ahilik Geleneği, Türk Folkloru,  Sayı: 42, Ocak 1983, s.7-11

Bu sitenin tüm hakları Yazar Kutlu ÖZEN' e aittir.Tecer Bilisim
© 2009 -yönetici girişi-