Yazar Kutlu ÖZEN
Sivas Yöresi Köy Seyirlik Oyunları

 

Kutlu Özen

 

Anadolu köy seyirlik oyunları, köylülerin uzun  kış gecelerinde ve özellikle düğünlerde, bayramlarda eğlenmek ve vakit geçirmek için düzenleyip oynadıkları dram karekterli temsillerdir. Bu temsiller/seyirlik oyunlar, tarihi kaynakların verdikleri bilgilerden anlaşıldığına göre çok eski sözlü bir geleneğe dayanmaktadır. Orta Asya kaynaklı bu gelenek, 1071 tarihinden sonra Anadolu’da devam etmiş ve bugüne kadar yaşayıp gelmiştir.[1]

Prof.Dr.Nurhan Karadağ da köy seyirlik oyunlarını “bayramlarda ya da yılın belirli günlerinde köylülerimizin genellikle oyun yapma, oyun çıkarma adı altında yarattıkları bir tiyatro olayı” olarak tanımlar.[2]

Köy orta oyunları/köy seyirlik oyunları üzerinde ilk araştırmayı yapan Ahmet Kutsi Tecer olmuştur. Sivas’ta bulunduğu yıllarda yörenin halk şairlerini toplayarak 1.Sivas Halk Şairleri Bayramı’(5 Kasım 1931)nı  yapmış, Eflatun Cem Güney, Vehbi Cem Aşkun gibi araştırıcıların yanısıra  kendisi de Sivas yöresinde derlemeler yapmıştır. Ahmet Kutsi Tecer ilklere imza atan bir şahsiyet olmuştur.

Ahmet Kutsi Tecer, Sivas yöresindeki derlemelerini “Köylü Temsilleri” adı altında toplayıp 1940 yılında yayımlamıştır. Tecer, bu eserinde  seyirlik oyunları klasik Avrupa tiyatrosu ile çocuk oyunlarından ve özellikle kumar, spor ve dans/raks gibi oyunlardan ayırarak “temsil”  sözü ile tesbit etmiş, gelişme yollarını göz önünde tutarak  dini ve ladini olmak üzere iki kolda incelemiştir.

Eserin ilk bölümünde bugün de yapılmakta olan “Kış yarısı/Saya gezme” ritüeli  üzerinde durulmuştur. A.Kutsi Tecer bu derlemeyi Divriği ilçesinin Ödek ve Kızılcaören kölerinde yapmıştır. Derleme tarihi 1933’tür. Aynı eserde  seyirlik oyunlara da yer verilmiştir. Sivas yöresinden Elekçi/Çingene ve Katip oyunları ile Ankara ve Eskişehir’den derlenen diğer oyunlar kitapta yer almıştır. [3]

Seyirlik oyunlar üzerindeki diğer bir araştırma Prof.Dr.Şükrü Elçin tarafından yapılmıştır. Muhterem Hocam, 1955 yılında başlamış olduğu anket çalışmalarına 1961 yılına kadar devam etmiş, 1645 cevabı tasnife tabi tutmuş ve eserinin ilk baskısını 1962, ikinci baskısını da 1977 yılında yapmıştır. Anadolu Köy Orta Oyunları(KöyTiyatrosu) adını taşıyan bu eser şu bölümlerden meydana gelmiştir:

A. Ritüel Oyunlar: Köse-Gelin Oyunu, Arap Oyunları, Saya Gezme, Koç Katımı Geleneği, Cemalcik Oyunu....

B. Profan Mahiyetteki Oyunlar:

a. Günlük hayattan alınan oyunlar: Kalaycı Oyunu

b. Masallara bağlı oyunlar: Keloğlan Oyunu...

c. Destanlara bağlı oyular

d. Tarihi olaylara bağlı oyunlar

e. Hayvanları taklit edici oyunlar: Kartal Oyunu, Tilki...

f. Samit ve Lal Oyunları: Berber Oyunu...

g. Bebek(Kukla) Oyunları ....[4]

Eserdeki örneklemeler Sivas, Manise, Denizli ve Giresun’dan alınmıştır.

Sivas yöresinde bu saydıklarımızın dışında kapsamlı bir araştırma/ derleme yapılmamıştır. Makale niteliğindeki araştırmalar da İbrahim Azlanoğlu’nun çıkarmış olduğu Sivas Folkloru(1973-1979) ve Türk Folkloru(1979-?) dergilerinde yayımlanmıştır. [5]

Bu dergilerde yayımlanan derlemelerin sayısı da sekiz-on civarındadır.[6] Daha çok ritüeller üzerinde durulmuştur.

Çok zengin malzeme olmasına rağmen, Sivas yöresi köy seyirlik oyunları üzerinde pek az durulmuş, yörenin daha çok halk edebiyatı, gelenek ve görenekler üzerinde çalışmalar yapılmıştır. Metin And’ın tesbitlerine göre Sivas yöresi köy tiyatrosunun 1200 yıllık bir geçmişi vardır.  Metin And, bu konuda şöyle demektedir:

“Anadolu’da  geyik kurban etmek inancının nasıl yakın çağlara kalabildiği üzerinde  elimizde iyi bir kanıt bulunmaktadır. Yıldız dağında yapılan incelemelerde Sivas’ın kuzeyinde eski Hıristiyan yazıtları bulunuyor. V11. Yüzyıldan  daha sonra olması gereken bir çağda  Pedachtonis Manastırı’ndan bir azizin efsanesi bu yazıtlarda verilmiştir.Athogene, Diokletia’nın baskısı sırasında bir papazdır. Vali Philmearque onu yakalama için askerlerini manastıra gönderir. Askerler onu bulamayınca müritlerinden on kişiyi yakalayıp götürürler. Aziz dönünce manastırda  kendisine insan sesiyle seslenen bir dişi geyik bulur. Geyik ona arkadaşlarının yakalandığını anlatır. Gider onu da yakalarlar. Ertesi günü arkadaşları öldürülür, kendisi de öldürülmek üzere manastıra  geri götürülür. Geyik oradadır. Tanrıya yalvarır, hiç bir avcı geyik vurmasın, diye. Geyik de her yıl yeni doğan yavrusunu  onun için kurban edilmek üzere getirecektir. Papaz şehit olur ve oraya gömülür. Gerçekten ölüm yıldönümü olan her 17  Temmuzda bir geyik gelir, sunağa bir yavru geyik bırakır gidermiş. Papazlar da yavru geyiği kesip, şehit’i anarak yerlermiş. (...) Bugün de Aii Vlassi dolaylarındaki köylerde  bu gelenek sürüp gidiyormuş.  St.Elie Manastırı’nda azizin gününde her yıl bir geyik kurban ediliyormuş.(....) Bu sayılan bölgelerde oyunlara geyik benzetmeleri de katılmaktadır” [7]  Buna benzer bir motif de tarafımdan tesbit edilmiştir. Divriği Ahi köyündeki Ahi Baba, bir Müslüman evliyası olup ölümünden sonra her yıl Ahi köyüne kesip yenilmesi için bir geyik/dağ keçisi göndermiştir. Köylüler de dağ keçisini kurban edip dini bir merasim içinde pişirip yemişlerdir. [8]

Benim arşivimdeki malzemeler  daha çok 1973-1983 yılları arasındaki derlemeleri kapsamaktadır. 1997-1998 öğretim yılında Cumhuriyet Üniversitesindeki öğrencilerime de  Sivas yöresi köy tiyatrosu nu araştırmaları için ödev verdim. Derleme çalışmaları sürmektedir.

Önceki yılllarda derlemiş olduğum seyirlik oyun sayısı ellinin üzerindedir. Ben bu makalemde derlemelerimden bazı örnekler vereceğim.

Kırşehir İli Dramatik Köy Seyirlik Oyunları ile dikkatleri çeken  Halkbilimci Mevlüt Özhan, köy seyirlik oyunlarını:

a. Birden fazla evlilik konusunu işleyen oyunlar

b. Gelin-Kaynana çatışmasını işleyen oyunlar

c. Kız kaçırma konusunu işleyen oyunlar

d. Evlenme konusunu işleyen oyunlar

e. Törensel oyunlar

f. Cinsel temaları işleyen oyunlar

g. Sadece eğlenmek amaçlı oyunlar,

olarak sistematikleştirmiştir.[9]

Prof.Dr.Nurhan Karadağ’ın tasnifi ise dört bölümden meydana gelmektedir:

1.Töresel ya da büyüsel oyunlar:  Gökdere Koyulhisar ve Sivas’ta oynana Şişman oyunu, Saya Gezme, Ekin Kurtarma/Ekin Selavatlama(Divriği yöresi)....

2. Sadece eğlence için oynanan oyunlar: Madımak Oyunu, Değirmen Dönderme Oyunu.

3. Müzikli ve danslı sözsüz oyunlar

4. Müzikli danslı ve türkülü oyunlar [10]

Biz bu makalemizde Prof.Dr.Şükrü Elçin’in sistematiği ile Mevlüt Özhan’ın ve Prof.Dr.Nurhan Karadağ’ın sistematiğini birleştirerek Sivas yöresi köy seyirlik oyunlarını anlatmaya çalışacağız.

 

a. Günlük Hayattan Alınan Oyunlar:

Bu oyunlarda köylülerin günlük yaşantıları ele alınır. Çobanlar, köye gelen satıcılar, kalaycılar, değirmenciler....tatlı bir dille dramatize edilir. Çobanlardan,  satıcılardan, zanaat erbabından  canı yanan köylüler, seyirlik oyunlarla onlardan öçlerini alırlar. Sivas yöresinden derlemiş olduğumuz  Üzümcü, Sarımsak Oyunu,Çoban Oyunu,  Kalaycı, Değirmencilik Oyunu... gibi oyunları bunlara örnek olarak verebiliriz.

 

Değirmencilik Oyunu:

Oyun erkekler arasında oynanır. Oyunda değirmenci, değirmen, müşteri, sucu rol alır.

Oyun, hava iyi olursa dışarıda oynanır. Mecbur kalınırsa içeride oynanır. Oyunu bilmeyen bir kişiyi arka üstü yatırıp göğsünü açarlar. Koyun postunu su borusu gibi kıvırıp göğsüne sokarlar.

Seyircilerden biri, değirmenciye sorar:

-Burası nedir kardeşim?

 Değirmenci:

-Burası değirmendir...

Seyirci(Müşteri), değirmenciye tekrar sorar:

- Bu nasıl değirmen?  Değirmenin suyu yok... Susuz değirmen çalışır mı?

Değirmenci, müşteriye cevap verir:

-Sucumuz var kardeş...Şimdi bağlar, diye cevap verir.

Değirmenci, sucuya seslenir:

-Değirmenin suyunu bağla, müşteri geldi...

Sucu, önceden hazırladığı suları, değirmenin oluğundan dökmeye başlar. Oyuncu da değirmen gibi dönmeye başlar veya orada bulunanlar değirmen rolündeki oyuncuyu ellerinden ayaklarından sım sıkı tutaraka taş gibi bir müddet dönderirler. Sırıl sıklam olan acemi oyuncu kurtuluşu kaçmakta bulur.  (Artova Kızık köyü)

 

 

 

 

 

Sarımsak Oyunu:

Bu oyun kadınlar arasında oynanır. Düğün sırasında kadınlar bir odaya toplanır. Biri satıcı, diğeri eşek olur. Kadınlar da alıcı olurlar. Satıcı sarımsak satar. Eline bir torba alarak, eşeği de çekerek odada dolaşır.

Kadınlara:

-Sarımsak alıyonuz mu?..., diye bağırır.

Kadınlardan biri satıcı kadının seseni taklit ederek:

-Alıyom..., diye bağırır.

Satıcı kadın, kendisini taklit eden kadına kızarak elindeki torbayı başına vurur. İçerdeki kadınlar da satıcının eşeğini döğerler. Bir müddet kavga devam eder.  Sarmısakçı kadınla eşeği kurtuluşu kaçmakta bulur.

(Sivas, Keçili köyü)

 

Üzümcü:

Oyun erkekler arasında oynanır. Oyunun birinci bölümünde Ağa, iki yardımcısı ve alıcılar vardır.

Ağa:

-Kolu kırıklara, yaralılara üzüm var!.... diye satışa başlar.

Yardımcısı:

-Yalan değil....Yalan değil..., diye bağırır.

Köylü Selim Ağa, üzüm ister. Ağa, yardımcısına:

-On kilo tart lan, Selim Ağa’ya...

Yardımcısı, Selim Ağa’ya üzümü tartıp verir. Veresiye olduğu için deftere yazar. Daha sonra diğer müşterilere üzüm vermeye devam eder. Fakat kalemin mürekkebi biter. Ağa’ya dönerek:

-Kalemin boyası bitti Ağa’m, der...

Ağa:

-Okkaya batır lan..., der. Eğilip arkasını döner.   Yardımcısı , Ağa’nın  arkasına. kalemi batırır ve tekrar kağıda yazmaya başlar. Üç dört müşteride bir kalemin mürekkebi tükenir. Yardımcısı  kalemini aynı şekilde doldurmaya devam eder. Seyirciler gülüşür.

İkinci sahnede  Ağa, Hıdır, Jandarma, Onbaşı, Boz Zırıl(Eşek rolündeki), Çapar ve Kapar(Köpek rolündeki) vardır.

Ağa, Selim Ağa’dan üzümlerin parasını ister. O da inkar eder.

Ağa:

-Çapar....,Kapar...., diye köpekleri çağırır. Köpek rolündeki gençler Selim Ağa’yı yere yatırırlar.

Ağa, Hıdır’ı çağırır. Hıdır, yerede yatan Selim Ağa’yı elindeki yastıkla bir güzel döğer. Sonra Jandarma gelir. O da Selim Ağa’yı döğer. Ardından Onbaşı gelir; o da Selim Ağa’yı daha öncekiler gibi döğer. Ağa son olarak Boz Zırıl’ı çağırır.  Bu çok güçlü kuvvetli bir kimsedir. Davulcu’nun tokmağını alıp Selim Ağa’nın arkasına   götürürken eşek gibi zırlayıp, erkek eşeği taklit eder. Ağa da:

-Parasını vermeyenlere böyle yaparım, der. 

Oyun gülüşmeler içinde sona erer. (Sivas, Körtuzla)

 

 

 

 

Çoban Oyunu:

Oyun erkekler arasında oynanır.Oyunda çoban, Ağa, kasap ve koyunlar rol alır.

Çoban, koyunları önüne katıp yaymaya başlar. Odanın içinde dolaşır. Koyunlar meleşir.

Ağa:

-Benim de koyunlarımı yayarmısın, diye çobana sorar. Çoban da:

-Benden iyi çoban bulamazsın Ağa’m..., diye cevap verir.

Ağa, çobana döner:

-Ben şehire ev almaya gidiyorum, davarları kurda kuşa yedirmeyesin, der.

Çoban:

-Kuşa yedirmem, kurda yediririm, diye cevap verir.

Ağa ayrılır. Çobanın yanına kasap gelir. Çobana:

-Bu sürülerin sahibi sen misin? Diye sorar.

Çoban:

-Benden iyi Ağa olur mu ? Sürünün sahibi benim..., der. Kasap, çobandan üç koyun alır. Odadan dışarı çıkarır.

Ağa şehirden döner. Koyunları sorar. Koyunlar odadan çıkmıştır.Çoban da:

-Sorma  Ağam...Yer çatladı, gök patladı; üçünü verdim kasaba, diğerlerini katma hesaba deyip koyunlardan birinin postunu Ağa’nın önüne atar. “Bugünkünün postu” der.

Ağa ağılamaya başlar; köylüler Ağa’yı teselli ederler. Çoban dışarı kaçar. (Sivas, Serpincik köyü)

 

Kalaycı:

Düğünlerde, bayramlarda oynanan bir oyundur. Erkekler arasında oynanır. Köy muhtarı, aza, bekçi, kalaycı....rol alırlar. Kalaycı, oyun hakkında bilgisi olmayan gençler arasından seçilir.

İki büyük değneği açı yapacak şekilde üst tarafından bağlarlar. Kalaycı bunun arasına girip yüzükoyun yere yatar. Boynundan ve kollarından bu ağaca bağlarlar. Oyuncu/ kalaycı çok zorlukla hareket eder. Kalaycının önüne iki kap korlar. Kalaycı benları dili ile kalaylar.

Bu sırada muhtar içeri girer: Elinde bakır kablar vardır. Kablardan birinde  yufka ekmeği bulunur. Muhtar, kalaycıya:

-Benim kabımı da kalayla, der.

Bu sırada kalaycının gözünü bağlarlar.  Kalaycı, Muhtar’a hitaben:

-Muhtar’ın ekmeğini yiyeyim de öyle kalaylayayım, der.

Muhtar önceden hazırlamış olduğu çamurun üzerine biraz kum, biraz tuz, biraz ot koyar. Sonra bunu sac ekmeği ile sarar. Kalaycı, ağzına uzatılan ekmeği iştahla yemeye başlar, biraz sonra çamura, ota sıra gelir.

Muhtar bu sırada yavaşça kalaycının yanından uzaklaşır. Bekçi sessizce kalaycının yanına gelir. Gözleri bağlı olduğu için yanında duranı Muhtar sanıp sövmeye  başlar. Bekçi elindeki yumurtayı “Niçin sövüyorsun?” diye kalaycının alnına vurur. Kalaycı sinirlenip tepinmeye başlar. Bağlarını da koparamaz, tepinip durur. Sonunda kalaycının gözlerini açarlar; bağlarını çözerler. (Sivas merkez köyler ve Büyük Akören köyü)

 

b. Evlilik Konusunu İşleyen Oyunlar:

Sivas yöresi köy seyirlik oyunlarında evlilik teması çok büyük bir yer tutmaktadır. Bu oyunlarda genç yaşta, rızası olmadan yaşlı kimselere verilen genç kızlar; gelin-kaynana-kaynata-görümce ve damat arasındaki çelişkiler; evde kalacağım, evlenemeyeceğim endişesine kapılan yaşı geçmiş kızlar, umduğunu bulamayan ve mesut olmayan evli hanımlar ve bunların sorunları köy seyirlik oyunları içinde dile getirilir.

Kapalı toplumlarda sorunlarını dile getiremeyen, ezilen,horlanan kadınlar; seyirlik oyunlarla topluma bir takım mesajlar verir. Oyun sırasında kaynanasından, kocasından, genç yaşta evlendirildiği kimselerden öcünü alır. Bu oyunlarda  erkek kılığına girmiş kadınlar rol alır. Sivas yöresinden tesbit ettiğimiz Çıyrık, Düğürcü, Ciğer, Dede.... gibi oyunlar evlilik konusunu ve evlilikteki çelişkileri dramatize eden seyirlik oyunlardır.

 

Dede/Yaşlı Koca Oyunu:

Kadınlar arasında oynanan bir oyundur. Oyunda sakalllı/ihtiyar adam, genç gelin ve köpek rol alır.

Genç kızlardan biri sakal bıyık takılarak, sırtına minder konularak yaşlı adam kılığına getirilir. Yaşlı adamın/sakallının başında sarık, ayağında çarık, elinde baston vardır. Diğer bir  kıza da üç etek giydirilir. Abartılı şekilde göğüsleri pamukla doldurulur. Köpek rolündeki genç  kız sadece siyah çarşaf giyer.

Yaşlı bir adam, çok genç bir kızla evlenmeye kalkar ve herkese gülünç olur. Genç gelin  türkü söyleyerek yaşlı kocasıyla alay eder. Köpek rolündeki oyuncu da ağzına su alarak yaşlı adamın yüzüne üfler...Oyun sırasında oyuncular kağıt yakarak, yaşlı adamın sakalını tutuşturmaya çalışırlar.

Genç gelin:

Koca, senin kafan bulgur sokusu,

Yel estikçe gelir  yarin kokusu

Koca senin mezerini eşerler

Eşerler de çalı çapak döşerler.

Birgün olur mezerine işerler.

(Genç gelin oynamaya başlar)

Dellala kocam dellala

Para verdim dellala

Dellal odun getirsin

Kocam yaksın otursun....

Genç gelin:

Kocama yatak serdim gül gibi

Sabahnan baktım altı göl gibi

(Genç gelin oynamaya başlar)

Dellala kocam dellala

Para verdim dellala

Dellal odun getirsin

Kocam yaksın otursun....

Genç gelin:

Sakallının sakalını yoldurdum

Yoldurdum da bir torbaya doldurdum

 Sakallıyı genç adama döndürdüm

(Genç gelin oynamaya başlar ve sakallının sakalını yolar. Sakallı kaçmaya çalışır, köpek sakallının yüzüne su üfler.)

Sakallının sarması

Sandım kütük yarması

Sakallı sarmak ister

Kınalı parmak ister

Sakalından utanmaz

On beşinde kız ister.

Bu sözleri söyledikten sonra odada bulunanlar sakallıyı kovalarlar, genç gelinle  köpek sakallının ardından dışarı çıkarlar. (Sivas merkez ilçe köyleri)

 

Ciğer:

Bu oyun kadınlar arasında oynanır. Erkek rolündeki kadına sakal, bıyık takarlar, pantalon, ceket giydirirler. Kasket vurdururlar. Bu oyunda gelin, koca, kaynata, kaynana...rol alır.

Gelin, ciğeri pişirip rafa koyar ve odadan çıkar. Daha sonra tekrar içeri girer. Pişirdiği ciğer nefis olduğu için başkalarının yemesini istemez, kendisi yer.

Kaynatası içeri girer. Geline seslenir:

-Gelin.....Şu ciğeri getir de bir dadak(tadalım) hele...

Gelin ciğeri yediğini belli etmiyerek:

-Ah gayinata(kaynata), unutmaz olaydım. Benim dertli başım....Unutmaz olaydım...Ah! Ah!...Ciğeri kedi yemiş.

Kaynata:

-Heee...kör olası, gözün neredeydi?

Gelin:

-Ahhh!...gayinata , zaten gözüm kör, bir de sen kör etme....

Kaynata:

-Al bohçanı,  çık git bu evden...

Bu sırada olanlardan habersiz kaynana içeri girer girer.

-Gelin, şu ciğeri getir de bir tadak

-Ah gaynana ah!...Şu oğlana bir bakayım dedim, körolası kedi ciğeri yemiş.

-Gişiye gelmeyi(evlenmeyi) biliyon da  bir ciğere sahip  çıkamadın mı, hey ahılsız!

-Ah gaynana, şimdi de sen akılsızlığımı benim başıma gagınç ediyon.

-Çok söyleme, al bohçanı çık git evden.

Bu sırada kaynı içeri girer ve aynı sözler tekrarlanır.

Görümü içeri girer, durumu öğrenince geline çıkışır:

-Eee...gözün neredeydi, sen böyle gidişle bizi sele verecen.

-Yooo... okadar da değiliz görümüm...

Bu konuşmalardan sonra kocası içeri girer. Gelin olan bitenleri kocasına anlatır. Kocasının kendisine sahip çıkacağını düşünmektedir. Fakat kocası düşündüğü gibi çıkmaz. Karısına bağırır:

-Bağa(bana) kaçmayı biliyon da, bir ciğerin başında durmadın mı? Heee...?

-Ah herif...boon(bugün) bir ciğerdir tutturuyonuz, ne yani? Varvarası bir ciğer işte...Be herif.

-Çok konuşma , al bohçanı çık git!

Kocası, gelinin bohçasını gelinin başına atar. Gelin de:

-Ahhh...Bu ...buralardan fayda yok. Ancak bize baba evi faydalıdır...

Gelin bohçasını alıp odadan çıkar. (Sivas merkez ilçeye bağlı köyler)

 

Düğürcü/Dünürcü:

Bu oyun kadınlar arasında oynanır. Oyunda genç kız, anne, düğürcüler, eşek rol alır.

Kadınlar bir odada toplanırlar. Kapı döğülür. Genç kız:

-Abaa(anne)...Kapı döğülüyor, açayım mı?

-Babansa aç...Düğürlerse(kız istemeye gelenlerse) açma.

-Heee...hortlak, sen eyi demişsin. Düğürlerimse açarım, babamsa açmam.

Bu sırada kapıyı açar ve düğürleri içeri alır. Teker teker düğürlerin elini öper. Kızın annesi:

-Benim kızımın neyine düğür geldiniz? Toz almayı bilmez, kayfe pişirmeyi bilmez...

Kızın annesi bu konuşma sırasında una belenmiş bir çaput alır ve düğürcülere vurur. Terliklerinin içine küçük abdestini yapar, “işte kahveniz “ diye düğür gelenlere tutar. Düğürler kızarak dışarı çıkarlar.

Bir müddet sonra düğürler tekrar içeri girerler. Kızın annesi onlardan özür diler. Ellerini tutar, öpecek gibi yapar; fakat kalcasına  sürer.

Bu sırada eşek rolüne girmiş kadını çekerek içeri getirirler. Genç kızı/gelini eşeğe bindirip götürmek isterler. Gelini götürecekleri zaman annesi kızına bağırır:

-Kızım, babanın para kesesini ne yaptın?

-İçine yaptım(pisledim), kapının arkasına attım.

Gelin, bohçasını alır, eşeğe biner ve kapıdan dışarı çıkar. Bir müddet sonra tekrar kapıdan içeri girip baba evine döner. Annesi:

-Kızım eve niye döndün?...

-Anne, kocamın ..........den korktum da geldim.

Odada bulunanlar anlamlı anlamlı gülüşürler.

(Sivas, Şimkürek köyü)

 

Çıyrık:

Kadınlar arasında oynanan bir oyundur. Oyunda Ali, genç kız, annesi, Fatma Teyze...rol alır. Kadınlar bir odada toplanırlar. İçlerinden birini erkek kılığına sıkarlar. Bunun adını Ali korlar. Ali’yi boğazından ayaklarına kadar iple sararlar. Bir kadın Ali’nin yanına oturur. Oyun sırasında çıyrık gibi  Ali’nin kolunu dönderir. Çıyrığı dönderirken  şu türküyü söyler:

Çıyrığım çıyrığım

Ala çıyrığım

Soyha çıyrığım

Koymuyor ki yare gidem...

Türkü bitince annesi kızına seslenir:

-Kız..kız..Git de bana turşu getir; içerim yanıyor.

Kız, oturanlardan birinin yanına gider:

-Fatma Teyze, anneme turşu verecekmişsin.

Kadın, turşuyu vermez. Kız ağlıyarak evine(yerine) döner. Hırsından tabağı yere atar.

Annesi yerinden kalkar, Fatma Teyze’ye gider. Kadınla döğüşür. Fatma Teyze, kızın annesine:

-Orada burada çene çalana kadar evinde oturaydın da turşunu vuraydın.

Daha sonra şu türküyü söyler:

 

Çıyrık ince tel ince

Nolun bize gelince

Kız imandan mı dönen

Bir kerecik öpünce.

 

Çıyrığın urganıyam

Üstünün yorganıyam

Annem beni büyüttü

El oğlu kurbanıyam

 

Türküden sonra oyun biter. Bu oyunun köylere göre değişik varyantları bulunmaktadır.

 

C.Cinsel Temaları İşleyen Oyunlar:

Sivas yöresi köy seyirlik oyunlarında cinsellik hemen her oyunda ya doğrudan, ya da dolaylı olarak işlenmiştir. Bunu erkeklerin kendi aralarında oyunlarda da görmekteyiz, kadınların kendi aralarında oynadıkları oyunlarda da görmekteyiz. Kadın oyunlarında daha terbiyeli, daha nezih olarak  işlenen cinsellik, erkek oyunlarında tahmin edemiyeceğimiz boyutlara ulaşmaktadır. Bunlar ya hayvan öğesi kullanılarak dramatize edilmekte veya kadın kılığına girmiş erkeklerle dramatize edilmektedir. Bizim derlemelerimiz sırasında erkeklerin kendi aralarında oynadıkları beş ayrı oyun tesbit ettik. Erkekler arasında oynanan “Oğlum Natur” oyunu bunun en tipik örneğidir.

 

Oğlum Natur:

Erkeklere arasında oynanan bir oyundur. Oyunda  baba, Natur(oğlu), kadın bulunmaktadır.

Baba rolündeki ağzına kiprit çöpü alır. Peltek peltek konuşur. Bir elinde baston vardır. Topallayarak ve duraksayarak yürür. Oğul ise babası odaya girmeden önce kadın rolüne girmiş olan erkeği odanın içine yatırır. Kadının altında yatak vardır. Köylüler çok sakin bir halde baba ile oğlu Natur’un gelmesini beklerler. Natur önde, baba arkada içeri girerler. Baba rolündeki yürürken zorluk çekmektedir.

-Oğlum Natur

-Buyur baba.

-Sağ ayağımı ileri götür.

-Peki baba

Natur babasının sağ ayağını ileri götürür.

-Oğlum Natur

-Buyur baba

-Sol ayağımı ileri götür.

-Peki baba

-Oğlum Natur

-Arkanı önüme getür.

Natur, arkasını baba rolündekinin önüne getirir. O da hafifçe önünü değdirir.

-Oğlum Natur.

-Buyur  baba.

-Soluğum çıkmıyor, soluğumu yerine getir.

-Peki baba.

Natur, baba rolündeki babasını kucaklayarak yukarı kaldırır, sonra indirir.

Yürüye yürüye yerde yatan, kadın rolündeki oyuncunun yanına gelmişlerdir.

-Oğlum Natur.

-Buyur baba.

-Oğlum Natur, acele et dizlerim titriyor, yüreğim çekiliyor, bana bişeyler oluyor, sabrım taşıyor...

-Neydeyim baba?

-Oğlum Natur, yavaşcana ananın üstüne yatır.

Natur, babasını anasının üzerine yatırır.

-Oğlum Natur, ananın üstünde götür getir.

Natur babasının ayaklarından tutup ileri geri hareket ettirir.

-ohhh sağolasın, babayın canına değsin.

-Beşey(bir şey) değil...Afiyet olsun, kolay gelsin.

Oyun bu şekilde devam eder.

(Sivas merkez köyler)

 

d. Hayvanları ve Avcılığı İşleyen Konular:

Köylü, hayvanlarla iç içedir. Fabl örneğinde olduğu gibi hayvanları kişileştirerek insanlara birtakım mesajlar verir. Bu çeşit oyunlar güldürücü oyunlardır.Cinsel unsurlarla, şiddet unsurlarını içerir. Dramatize sırasında seyircileri bol bol güldürür. Sivas yöresinden derlemiş olduğumuz  Kaz Oyunu, Tavuk Oyunu, Ördek Oyunu... bu şekildeki seyirlik oyunlardır.

 

Ördek Avı:

Köylüler odada toplanırlar. Odanın ortasında boşluk bırakırlar. Burası göldür. Gülün bir bekçisi vardır. Buraya sık sık avlanmaya gelen bir de avcı vardır.Beş altı genç de ördek olur. Vak...vak.. diye sesler çıkarır.

Bekçi, avcıya dönerek:

-Bu göldeki ördeklere dokunayım, deme...

Bekçi dışarı çıkar. Bekçi dışarı çıkınca avcı, ördekleri vurur. Bunları sıkıca teker teker bağlar. Bunlardan birini sırtına alıp çıkacağı sırada bekçi içeri girer. Avcıya:

-Ben sana bu ördekleri vurma , dememiş miydim? Diye çıkışır.

Daha sonra avcıyı dövmeye başlar. Avcının üzerindeki elbiseleri çıkarıp ördeklere dağıtır. Avcı, don-gömlek kalır.

Bekçi, biraz sonra sakinleşir. Yaptığı işten pişmanlık duyarak avcıya sorar:

-Kardeşim sen nerelisin?

-Beştepe köylüyüm.

-Vayy...be,  ben de Beştepe köylüyüm.

Bu konuşmadan sonra avcıyla bekçi sarılıp öpüşürler. Bekçi bakar ki avcının elbisesi yok. Kendisinin çıkarmış olduğunu unutur. Avcıya sorar:

-Kardeşim senin elbiselerin nerede?

Avcı, ördeklerin üzerindeki elbiseleri göstererek:

-Ördeklerin üzerinde, der.

Bekçi ördeklere seslenir:

-Avcının elbisesini giydirin...

Ördekler, avcıya elbiseleri giydirmeye çalışırlar. Avcı giymemeye çalışır ki Bekçi ördeklere dayak atsın. Bekçi ördeklere elindeki kayışla vurmaya başlar. Ördekler sağa sola kaçışır. Seyirciler ördekleri yakalayıp bekçiye teslim ederler. Ördeklerin sopa yemesi seyircileri coşturur.  Bu nedenle dayak sahnesini uzatırlar. (Sivas, Beştepe köyü)

 

Tavuk Oyunu:

Seyirciler büyük bir odada, odanın ortasını açık bırakacak şekilde otururlar. Bu oyunda  Muhtar, tavuk besleyen adam, tavuk,  duvar.... yer alır.

Tavuk besleyecek adam içeri girer. Muhtara:

-Muhtar efendi, senin arazin büyük, biraz yer ver de tavuk kümesi kuracağım, der.

Muhtar da odanın ortasını göstererek:

-Burası kümes kurmaya müsait; kümesini buraya kurarsın, der.

Dört kişi duvar olur. Bunlar büyükçe bir çarşafın dört tarafına otururlar. Daha sonra sekiz-on kişi tavuk olurlar. Bunlar, gıdaklıyarak  çarşafın altına/kümese girerler. Tavukların sahibi:

-Kümes sıcak mı? diye tavuklara sorar.

Tavuklar gıdaklayarak cevap verirler. Tavukların sahibi elindeki iğneyi tavuklardan birine batırır. Canı yanan oyuncu gıdaklayarak kümesden dışarı çıkar. Daha sonra diğerlerine batırır. Onlar da gıdaklayarak dışarı çıkarlar. İçeride kalan son tavuk dışarı çıkmaya çalışır. Duvar rolündeki güçlü kuvvetli oyuncular tavuğu bırakmazlar. Tavukların sahibi içerideki son tavuğa çuvaldız batırır. Tavuk rolündeki gıdaklamayı bırakıp kümesin sahibine sövmeğe başlar. Dışardaki tavuklar da  çarşafın üstüne oturarak, duvar rolündeki gençelere yardımcı olmaya çalışırlar. İçerideki tavuğa ne kadar eziyet edilirse o kadar şenlik olur. Epeyce bir eziyetten sonra tavuğu çıkarırlar. Kümesten  çıkan tavuk, hırsını alamadığı için karşısına çıkan ilk seyirciye tekme tokat saldırır. (Sivas, Elbeyli, Yanalak köyü)

 

Culuh(Hindi) Besleme/Kaz Oyunu:

Erkekler arasında oynanan bir oyundur. Bu oyunda Muhtar, Ağa, culuh(çulluk) çobanı ve culuhlar bulunur.

Birinci sahnede muhtar ile ağa vardır.  Ağa, Muhtar’dan bir culuh(çulluk) çobanı ister. O da seyircilerden birini göstererek:

-Al sana bir çoban, der.

İkinci sahnede culuh rolündeki gençler bulunur. Bunların sayısı odanın genişliğine göre 8-10 kişi arasında değişir. Culuhlar gayet hareketsiz yerde yatmaktadır. Ağa, culuhları iyi beslemediği, aç bıraktığı için çobana kızar. Çoban da Ağadan özür diler, culuhları besleyeceğini söyler.

Üçüncü sahnede Ağa, culuhların beslenip beslenmediğini kontrol etmek için gelir. Çobana culuhların yumurtlayıp yumurtlamadığını sorar. Çoban da culuhlara kayışla vurur onların altlarını kontrol eder. Ağaya:

-Ağam bunların hiç biri yumurtlamamış, der.

Ağa da:

-Bir daha yokla, belki yumurtlayanlar olmuştur, der.

Çoban, culuh rolündeki gençleri kilotları kalıncaya kadar soyar. Daha sonra  eliyle yumurtalıyıp yumurtlamadıklarını üstten kontrol eder. Çoban culuhların orasına elini sürünce culuhlar “gluk guluk...” diye sesler çıkarırlar. Yumurtalarını  elletmek istemeyen culuhlar çobandan kayışla dayak yerler. (Sivas, Körtuzla köyü)

 

e. Aldatmacaya Bağlı Oyunlar:

Bu  türdeki oyunlarda aldatmaca esastır. Daha önce bu oyunu oynamış ve seyretmiş olanlara  rol verilmez. Oyuncular, düğüne davet edilmiş olan  misafirler arasından seçilir. Oyuncu, oyunun başlangıcında aldatıldığını farketmez. Yüzünün boyandığını oyunun sonunda farkeder.

Terazi Oyunu:

Düğünlerde oynanır. Oyuna katılacaklar, hazırlıklar sırasında dışarı çıkarılırlar. Odanın ortasına bir ağaç uzatılır. Ağacın üzerine çul serilir. Çulun üzerine ufak bir seccade konulur. Oyunculardan biri içeri seslenir. Seccadenin üzerinde namaz kılması söylenir. Secdeye varacağı sırada seccade aniden çekilir. Acemi oyuncu yere düşürülür. Bunu diğerleri takip eder. (Sivas, Beypınar köyü)

 

g. Dini Hayata Bağlı Oyunlar:

Bunlar kadınlar arasında oynanan oyunlardır. Bazen bir hoca taklit edilir; bazen öbür dünyadan gelen bir kadın dramatize edilir. Örneğin, Divriği  ilçesinde oynanan “Keşgem Hatun” adlı oyunda, günahkar bir kadın dramatize edilir. Bu kadın sağlığında kaynanasına, kayınvalidesine, komşulara çok kötülük etmiştir, aşrı makyaj yapmıştır...İnsanların ibret alması için geçici bir sürü bu dünyaya gönderilir. Günahkar kadın, oyun sırasında büyük bir pişmanlık duyar “Keşgem(keşke) yapmasaydım...” sözlerini sık sık tekrar eder. Biz bu makalemizde yine kadınlar arasında oynanan “Bağdat Oyunu”na örnek vereceğiz.

 

Bağdat Oyunu:

Bir kadının yüzünü kahvenin telvesi ile boyarlar. Üçetek(Üçpeşli) entari giydirirler. Entarinin sırt kısmını pamuk ile doldurup kamburluk verirler. Karnına küçük bir minder yerleştirirler. Başına sarık sararlar. Peltek konuşması için ağzına  bir küçük soğan koyarlar.

Kapı açılınca Şıh(Hoca) Efendi ile yardımcısı girer. Küçük çocuklar korkup ağlamaya başlarlar, annelerine sarılırlar.

Kadınlardan biri Hocaya sorar:

-Merhaba Şıh Efendi...

-Aleykümselam kızım.

-Şıh Efendi, sırtındaki şişkinlik nedir?

-Müritlerimin günahı. Günahları çok olduğu için benim sırtıma yüklüyorlar. Onun için bu yükü çekmeye mecburum.

-Şıh Efendi ön tarafındaki nedir?

-Sevap çıhısı(bohçası)

-Şeyh Efendi def(tef) çalar mısın?

-Def çalmam amma.....çalınca da yerimde duramama, oynarım.

Çalgıcılar çalgı çalmaya başlarlar. Şıh Efendi, abartılı bir şekilde oynamaya başlar; kendinden geçer. Fesi bir yana gider, tesbihi bir yana....Sırtındakı yünler yerlere saçılır; göbeğindeki minder yere düşer. Büyük bir eğlence olur. Seyirciler de  göbek atarak oynamaya başlarlar. (Sivas, Yıldızeli Seren köyü).

 

g. Masal Kahramanlarına  Bağlı Oyunlar:

Sivas yöresinde masal kahramanlarına bağlı bir oyun tesbit etmiş bulunmaktayız. Bu da “Keloğlan Oyunu”dur.

 

Keloğlan Oyunu:

Bu oyun en çok düğünlerde ve güz mevsiminde oynanır. Kapalı mekanlarda oynanan bir oyundur. Kadınlardan biri erkek elbisesi giyinerek, sakal-bıyık takınarak, ağzına sigara alarak Ağa olur. Yine kadınlardan biri  saçlarını toplayarak, başına ince çorap geçirerek,  yelek-şalvar giyerek  Keloğlan olur. Beş-altı kadın da koyun postu, keçi postu, dana postu veya çula sarınarak dana rolüne girer.

Keloğlan sabahleyin danaları toplar, yaylıma götürür. Öğlen vakti  danaları yatağa vurur, sakız eşmeye gider. Bu sırada odada bulunan danalardan biri kaçarak oyuncuların arasına saklanır. Keloğlan, danayı arar fakat bulamaz. Geriye kalan danaları eve getirir. Ağa’ya, danalardan birinin kaybolduğunu söyler. Ağa, Keloğlan’a kızar. Keloğlan da Ağa’ya:

Dağda gezerim Ağa’m

Keşler ezerim Ağa’m

Hiç de keyfim değilsin

Böyle gezerim Ağa’m

diye cevap verir.

Ağa, Keloğlan’ın korkusuzca cevap vermesine gülümser. Keloğlan danaları yaylıma götürür. Öğlene kadar yayar, öğlen olunca danaları yatağa vurur ve yine sakız eşmeye ğider. Keloğlan’ın gittiğini gören danalar odanın içine dağılarak seyircilerin içine saklanırlar. Keloğlan danaları aramaya başlar; fakat hiçbirini bulamaz. Ağa’nın yanına gelir. Ağa, Keloğlan’a kızar. Keloğlan odadan dışarı çıkar. Ağa da arkasından...

Oyunun bu bölümü  evin avlusu önünde devam eder. Evin avlusu önüne önceden küçük bir bataklık yapılmıştır. Ağa, Keloğlan’ı kovalarken suya düşer. Keloğlan önde, Ağa arkada odaya girerler. Ağa’nın üstü başı, yüzü gözü çamur içindedir. Seyirciler Ağa’nın haline gülerler.(Sivas, Kerimmümin köyü)

 

Sonuç: Tanzimatla birlikte geleneksel ve otantik Türk tiyatrosundan uzaklaşılmış, Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” ile başlayan Batı tarzındaki drama türü günümüze kadar devam etmiştir. Kaynağını Türk geleneğinden ve yaşayış tarzından alan Türk tiyatrosu günümüzde unutulmaya yüz tutmuştur.

 

 

 

 

 

 



[1] Şükrü Elçin, Anadolu Köy Orta Oyunları(Köy Tiyatrosu),  Ankara 1977, s.xı ve ayrıca Metin And, Anadolu Halk Dansları ve Halk Tiyatrosu’nun Özellikle Hayvan Benzetmeceleri Bakımından Asya Kökenleri,  Kültür ve Turizm Bak., 2. Milletlerarası TFK Bildirileri 111.Cilt, Halk Müziği-Oyun-Eğlence, Ankara 1983, s.31-50

[2] Prof.Dr.Nurhan Karadağ, Seyirlik Oyunların Metin Yapısı, Halkbilimi, Güz 1997, Sayı:4,  Sayfa: 19.

[3] Ahmet Kutsi Tecer, Köylü Temsilleri, Ankara 1940

[4] Elçin, a.g.e., s.v-vıı

[5] İbrahim Aslanoğlu(1920-14.3.1995): Eğitimci-yazar İbrahim Aslanoğlu Sivas Folkloru ve Türk Folkloru dergilerinde gelenek, görenek, halk edebiyatı gibi araştırmaların  dışında ritüel nitelikli araştırmalara da yer vermiştir.

[6] Şükrü Polat, Suşehri Düğünlerinde Ortaoyunları, TFA 3(67), Şubat 1955,s.1067; Halil Sami Özen, Divriği’nin Yağbasan Köyünde Koç Katımı ve Davarın Yüzü Şenlikleri, Sivas Folkloru, 4.79, 7(75), s3-4, Kutlu Özen, Divriği Köylerinde Mevsimlik Toplu Törenler, Türk Folkloru, 9.81, 3(27), s.22-27, Kutlu Özen, Divriği Köylerinde Ekin Selavatlama ve Kabayele Karşı Gitme Törenleri, 111. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi ,Bildirileri, c.ıv, Ankara 1987,  s.277-90.......

[7] Metin And, Anadolu Halk Dansları ve Halk Tiyatrosunun....s.41

[8] Kutlu Özen,  Divriği Evliyaları, Sivas 1997, s.74

[9] Mevlüt Özhan,  Kadınlar Arasında Oynanan Dramatik Seyirlik Oyunlarda İşlenen Konular, 1V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri, C.111, Ankara1992, s.189-197

[10] Karadağ, a.g.m.20-25

Bu sitenin tüm hakları Yazar Kutlu ÖZEN' e aittir.Tecer Bilisim
© 2009 -yönetici girişi-