Yazar Kutlu ÖZEN
Divriği Iğımbat Dağındaki Hüseyin Gazi Yatırı

 

  

Kutlu Özen

 

Haftalık Yeşil Divriği gazetesinin  18 Eylül 2007 tarihli nüshasında sevindirici bir haber yer almıştı. “Hüseyin Gazi Türbesi’nin proje süreci tamamlandı. Vakıflar tarafından Divriği inanç kültürüne uygun ve 12. yüzyıl külliyesi olarak onarımı istenen türbenin  Yrd.Doç.Dr. Mustafa Yeğin tarafından restorasyon projesi uygun bulundu. Hüseyin Gazi Türbesi’nin yanı sıra Ahi Yusuf türbesi de ihaleye çıkacak. Bekir Çavuş Hamamı, Saray Cemi, Zeliha Hatun Camii, Karamahmut Camii de ihaleye çıkacak.”

Yeşil Divriği gazetesi olmasaydı bu sevindirici projelerden haberim olmayacaktı.  Yıllardır Divriği kültürüne katkıda bulunan gazete mensuplarını kutlarım.

Ben bu yazımda Hüseyin Gazi hakkında bilgi vereceğim.

 

Hüseyin Gazi, bilindiği gibi Seyyit Battal Gazi’nin babasıdır. 8.  Yüzyılda yaşamıştır. Emeviler dönemindeki savaşlara katılmıştır. Hüseyin Gazi’nin Divriği  Iğımbat dağında, Ankara’da, Çorum’da, Niksar’da, Sivas’ta mezar,makam ve türbeleri bulunmaktadır.

Divriği’deki  Hüseyin  Gazi  Türbesi                     

Hüseyin Gazi’nin mezarı, Divriği ilçesine hakim  Iğımbat dağının zirvesindedir. Divriği ilçesi bu dağın eteklerinde yer alır.

1959 yılına kadar Hüseyin Gazi’nin mezarı toplama taşlardan ibaretti. Yaklaşık yedi metre uzunluğundaki mezarın etrafı açık olup koruma altında değildi. Yine bu civarda toplama taşlardan meydana getirilmiş sembolik mezarlar vardı. Halk, bu mezarların Hüseyin Gazi’nin şehit düşen askerlerine ait olduğuna inanıyordu.  Adak yerine gelenler bu  mezarları da ziyaret ediyorlardı. 1996 yılında  bu sembolik mezarlar çevre düzenlenmesi gerekçesiyle sökülüp atılmıştır.

Hüseyin Gazi’nin toplama taşlardan ibaret mezarı, 1959 yılında “Divriği’yi Güzelleştirme Derneği” tarafından onarılmıştır.  Hüseyin Gazi’nin mezar taşı kitabesine  Latin alfabesiyle “Aslen Medineli olan Battal Gazi’nin babası Hüseyin Gazi burada yatar. Doğum yeri Malatya olup, harp ederken Divriği’de şehit olmuştur.” sözleri yazılmıştır.

Hüseyin Gazi yatırının etrafına oldukça yüksek bir taş duvar çekilmiştir. Daha sonraki yıllarda ise kurbanların kesilip pişirilmesi, namaz kılınması ve mutfak malzemelerinin saklanması için  ilave binalar yapılmıştır. Son yıllarda  ağaçlandırmaya yönelik çalışmalar da  hızlandırılmıştır. Tepenin ağaçlandırılması ile  adak yeri asırlar önceki kimliğine kavuşmuş olacaktır.

Divriği köylerinde Hüseyin Gaziye atfedilen birkaç adak yeri daha bulunmaktadır. Mahalli rivayetlere göre Hüseyin Gazi, savaşarak Divriği’ye kadar gelir. Körküsü mezrası civarındaki korulukta kolundan ok yarası alır; bakımsızlıktan kolu göğerir/kangren olur. Hüseyin Gazi’nin ok yarası aldığı yer bugün Gazili adını almıştır. Gazili ziyareti, Körküsü  mezarası koruluğu içindedir. Hüseyin Gazi’nin bakımsızlıktan çürüyen kolu da İkizbaşak(Kömek) köyü civarına gömülür.Bu ziyaretin adı da Gök Kol’dur. Bu iki adak yeri her yıl köylülerce ziyaret edilir.[1]

Hüseyin  Gazi’nin  Tarihi  ve  Menkıbevi  Hayatı

Hüseyin Gazi’nin  tarihi kişiliğini, Battal Gazi’nin tarihi kişiliği etrafında ele almak lazımdır.

Battal Gazi(?-l22/740): Emeviler devrinde Anadolu’da Bizans’a karşı yapılan savaşlarda ün kazanmış, Müslümanlar ve bilhassa Türkler arasında büyük bir alp-eren(gazi-veli) kimliğiyle yüceltilip destan kahramanı yapılmış Müslüman  Emiri’dir.

Battal Gazi’nin  bilhassa 7l7-740 yılları dolaylarında, Emeviler’in Bizans’a karşı yürüttükleri mücadelelerde rol aldığını görüyoruz. Battal Gazi ilk defa 7l7 yılında Mesleme bin Abdülmelik’in yönettiği İstanbul kuşatmasında kendini göstermiştir. Abdülvehhab Gazi’nin de rol aldığı birçok muharebelere katılmıştır.

Battal Gazi, bugün Eskişehir’in güneybatısında yer alan Seyit Gazi kasabasının bulunduğu  antik Akroinon mevkiindeki bir muharabe sırasında şehit olmuş ve oraya defnedilmiştir. Kaynaklar onun ölüm tarihini 74l olarak zikreder.[2]

Hüseyin Gazi( ? - ?): Battal Gazi’nin babası Hüseyin Gazi de Emeviler döneminde yaşamış bir şahsiyettir. Tarihi gerçekler böyle olduğu halde menkıbevi eserler Hüseyin Gazi ile Battal Gazi’yi Abbasiler döneminde yaşamış şahsiyetler olarak gösterirler.

Yine menkıbevi bir eser olan Ravzatü’l Ahbab adlı eserde Hüseyin Gazi, Abbasiler döneminde yaşamış bir komutan olarak gösterilir. Bu eserde Hüseyin Gazi’nin doğumu ve yetiştiği muhit hakkında  şöyle bir rivayet vardır:

“Hüseyin Gazi’nin babası Seyyit Ali Efendi’dir. Seyyid Ali Efendi, ilim ve fazilet sahibi bir zat olduğundan Malatya Kadılığı’na tayin edilmiş; ailesiyle birlikte oraya gitmiş, görevine başlamıştır.Seyyit Ali Efendi’nin  Malatya’da bir erkek çocuğu dünyaya gelmiş ve adını “Hüseyin” koymuştur.  Onu tam birbahadır olarak yetiştirmiş, delikanlılık çağına gelince Rumlarla yapılan muharebelerde yiğitlik ve kahramanlık gösterdiği için ona “Hüseyin  Gazi”  ünvanı verilmiştir O zaman Malatya Valisi ve Komutanı bulunan  Emir Ömer(destanda Emir Numan)’in vefatı üzerine Malatya ve civarı halkının istekleri  doğrultusunda  Hüseyin Gazi, vali ve komutan tayin edilmiştir. Hüseyin Gazi’nin bir erkek çocuğu dünyaya gelmiş ve adını “Cafer”  koymuştur. Kendisi de evladını bahadır olarak yetiştirmiştir.”[3]

Battal-name’ye Göre Hüseyin Gazi:  Manzum Battal-name’de Hüseyin Gazi’nin soyu  Hz.Peygamber’e bağlanmaktadır.

(...............)

Hem Resul zürriyetinden bir veli

Var idi hem anın ismiydi Ali

Bakdı gördi böyle oldı ruzigar

Geldi ol Malatya’da kıldı karar.[4]

Bununla Hüseyin Gazi’nin ve oğlu Cafer/Battal Gazi’nin nesepçe/soyca seyyit olduğunu öğreniyoruz. Bugün Seyit Gazi ilçesinde bulunan  “Seyyit Battal Gazi Türbesi”nin giriş kapısında matbu bir nesep-name/soy kütüğü mevcuttur. Bu nesep-name, Seyyit Hüseyin Gazi’nin babası Seyyit  Ali’den başlayarak, Seyyit Battal Gazi’yi dokuzuncu göbekte Hz.Ali’ye kadar ulaştırır.[5]

Muhittin Aslanbay’ın faydalandığı mensur Battal-name’ye göre Malatya Kadısı Seyit Ali’nin iki oğlu vardır: Bunlardan birisi Hasan, diğeri de Battal Gazi’nin babası olan Hüseyin’dir.

Mensur Battal-name’de Hüseyin Gazi şöyle anlatılır:

“Bu Hasan, gayet hub avazlı kopdı ve hem dahi alim idi. Hitabeti ana verdiler. Amma Hüseyin gayet pehlivan kopdı. Yidi kerre Kayser’den harç aldı. Altı pare şehrin ve on iki pare kal’asın aldı. Andan şehrin beyi Ziyat vefat eyledi. Yerine oğlu Nu’man kaldı, azim görklü kopdı.

Mü’min ve müvahhit ile şehrin Seraskerliğin Hüseyin’e verdiler. Kayser, Hüseyin’in korkusundan yedi mil yaptırdı. Hüseyin ile şöyle kavil eyledi kim ol millerden ileru geçmeye. Her yıl armağanlar ve harçlar verdi. Hüseyin dahi ol tarafa varmazdı; amma daima şikar ederdi. Hergiz avdan geri kalmazdı.”[6]

Görüldüğü gibi  Battal-name’de Hüseyin Gazi, Malatya Seraskeri olarak geçmektedir. Hüseyin Gazi’nin bundan sonraki hayatı mensur Battal-name’de  şöyle anlatılmaktadır:

“...Bir gün Hüseyin Gazi, Şam dağlarında av avlar idi. Bir geyik gördü. Atlastan çul üzerinde. Atını sürdi, geyik kaçdı. Hüseyin eyitdi:

- Komazam seni ele getürmeyince. Ta kim Numan(Malatya Beyi)’ın oğluna armağan eyleyem, deyüp kovdu.

Geyik kaçdı, geldi bir mağaraya girdi, belürsüz oldu. Hüseyin atından aşağı indi. Bir iki adım ileri yürüdi. Bir saru at gördi.  Eğeri ve dizgini üzerinde. Hüseyin, anı gördi, hayran oldu. Çok ta’accub eyledi/hayret etti. Bu at bu mağarada neyler, diye içinden geçürdi. İlerü yürüdi ki atı tuta. Atın yanına geldi. At bir çifte salladı, Hüseyin gerüsine sıçradı... Nitekim ahd eyledi tutmağa, aciz kaldı, (atı) tutamadı. Mağara köşesinden bir avaz geldi ki:

- Ya Aşkar sakin ol. Seni Hak Ta’ala Cafer’e gönderdi kim gele,  yeryüzünde gazalar kıla. Alemi, küfür karanlığından kurtara. Ol yiğide (insanlar) muti ve münkad olalar.

Çünki at bu avazı işitdi, bir yirde karar idüp durdu.

Hüseyin Gazi bu avazı işitdi. Dört bir yana bakdı, kimseyi göremedi. Aşkar’ın yanına yürüdi. Atın yuların eline aldı. (Toprağa saplanmış olan) süngiyi yerinden çekdi, gördi. Yazılmış ki ‘bu süngü senindür’ ve bir tarafında gördü kim,  Adem Peygamber’in çukalı... Bunların hepsi (ve) Emir el-müminin Hazreti Hamza’nın silahı da hazır.

Hüseyin Gazi şad olup sevindi. Cafer’e  verilecek emanetleri bir bohça içine  koydu. Kendi atına bindi, Aşkar’ıı yideğine aldı, Malatya’ya doğru yola çıkdı. Yolda fikir  iderdi: ‘Ya Rab, Cafer kimdir? Bunun gibi at ve bunun gibi alat(aletler/silahlar), ana(ona) verile’ diyü fikirde iken uyku galebe iyledi. Attan aşağı indi, atı bağladı, kendi yatdı uyudı. Düş gördi. Bir pir gelür eydür:

- Ya Hüseyin!.. Beşaret olsun sana kim, ol Cafer, senün oğlundur. Az kaldı kim zuhura gele. Tamamet Rum’u Müsülman ide. Öyle işler ide kim hiç pehlivanlar itmemiş ola, didi.

Hüseyin Gazi uyandı. Secde şükür kıldı. Durdı, gelüb ata bindi. Şehire(Malatya’ya) geldi.” [7]

Görüldüğü gibi bu destanda mağara motifi ön plana çıkmaktadır. Türk destanlarını ören motifler arasında Mağara motifi  önemli bir yer işgal etmektedir. Kutlu mağaralar, geyikli mağaralar, ejderli mağaralar...Türk mitolojisini doldurmaktadır.

Geyikli mağaraları daha çok İslami hikaye, efsane ve destanlarda görmekteyiz. Bu destanda da görüldüğü gibi Hüseyin Gazi’nin kovaladığı güzel ve nakışlı geyik giderek bir mağaraya girer ve sonra kaybolur. Bu mağarada destan kahramanının (Battal Gazi) bineceği at ve kuşanacağı kılıç ilahi bir kudret tarafından Hüseyin Gazi’ye teslim edilir. Burada geyik, Allah’ın bir yol göstericisidir.[8]

Battal Gazi’nin Doğumu: Destan , daha sonra şöyle devam eder:

“.... Bir zaman bunun üzerinden geçti. Nu’man dahi öldi.  Oğlu Ömer tahta geçdi. Padişah oldu. Beyler’e hil’atler giydürdi. Bu  şadlık ile oturdılar.

Hüseyin Gazi’nin bir kulu var idi. Gayet pehlivan idi. Adına Tavabil-i Rumi dirlerdi. Kapudan içeri girdi. Hüseyin Gazi’nin kulağına müjdi eyledi. Hüseyin Gazi Şad oldı. Tavabil kapudan çıktı, gitdi. Emir Ömer sordı ki:

- Ey pehlivan, haber nedür? Bize dahi bildür.

Hüseyin Gazi, masalahatı hikaye eyledi. Emir Ömer:

- Bu oğlan, katı pehlivan  kopa ve dindar ola. Öyle işler ede ki hiç bir kimsenin elinden gelmemiş ola. Bunun adı Cafer olsun, didi. Birkaç dua etdi. Yazdı, virdi...ve eyitdi:

- Bunu Cafer’in başına bağla...

Andan sonra Hüseyin Gazi ziyafet eyledi. Şehrin Beylerin ve Ayanların cem eyledi. Üç gün yemek dökdi. Andan sonra Cafer büyüdi. Üç yaşına girdi. Her kim  görse altı yaşında sanurdu. Güzellikte benzeri yokdı. Her kim eline ala, yere bırakmazdı...” [9]

Hüseyin Gazi’nin Şehit Düşmesi / Divriği Rivayeti:

Bekayi’nin  yazmış olduğu manzum Battal-name’de  Hüseyin  Gazi’nin Mamuriyye tarafına avlanmaya çıkması şöyle anlatılır:

Hüseyin Gazi yine bir gün pes turur

Tavabil’e söyler, atı getürür.

Didi bunda ne turayım avare

Varayım gideyim gine şikare

Silahın aldı temamen eline

Togrı gitdi Mamuriyye yolına...[10]

 

Olayın gelişmesi, mensur Battal-name’de şöyle anlatılmaktadır:

“...Bir gün Hüseyin Gazi, Mamuriyye(Divriği) tarafına şikara/avlanmaya çıktı. Geyik kaçdı. Bu geyiği kovalıyarak bir dağ öte  aşurdı. Hüseyin ardınca dağın(Iğımbat dağı) üstine çıkdı. Aşağıya bakdı, gördü kim bir kal’a(Divriği kalesi veya Kesdoğan Kalesi), kal’anın eteğinde bir şehr-i muazzam(Divriği şehri). Şehrin öninde  kırk bin asker konmış yatur.

Yeşil atlas çadırlar kurulmuş(Divriği Palanga  Yazısı/Düzlüğü). Atlar avazından ve ademler üninden zehreler çak olur. Bu şehir hud Mamuriyye(Divriği) imiş.Şehrin Beyi’ne Yabil derlermiş. Kayser Rum avradının karındaşıdur. Bunlar üç karındaşlar idi. Uluları Mihriyabil idi; ortancası Mihran, küçükleri Şameseb idi.

Ol geyik Mihriyabil’in imiş. Her kanda görse yürür idi. Kimsenin zehresi yok idi kim ana bir na-Çar kıla. Pes, geyik seyirde(koşa) geldi. Mihriyabil’in çadırına düştü.[11]

Mihriyabil gördi ki  geyik terlemiş.Gazaba geldi, eyitdi:

-Görün kim benim geyigümi kovan kimdir? Aman ermen, başını kesün,dedi.

Kullar tez seyirtdiler. Gördiler ki bir şahıs tepe üstinde durur. Eyittiler:

-Hey sen delü misin? Bu, Padişahın sevgülü geyiği. Niçün kovdun?

Hüseyin Gazi eydür:

          -Ben, Hüseyin Gaziyem. Varun eydün kim, ol geyik benüm gönlüme hoş geldi. Bana virsün. Yok dirse sonra kendü bilür, dedi ve alemi başına tar iderem, dedi.

Kullar seyirdip Mihriyabil’e haber virdiler. Korkudan kanı kurud, buyurdı:

-Tamam....

Asker bindiler. Hüseyin Gazi’nin silahı tam değildi, kendi kendüne eyitdi:

-Gördün mi, silahsuz bulundum ve hem dahi korkulu düş gördüm idi, deyüp:

 

-Tevekkeltü ta’al-Allah, yazılmış da bozulmuş yokdur, dedi.

Bir kere nara urup “Allahu ekber!...” dedi. Hamle kıldı. Kalp kalbe urdı. Gah kılıç ile ve gah gürz ile dürtdi. Kafir kanın sel gibi akıtdı. Akşam namazına değin cenk eyledi. İki defa Mihirabil’e uğradı; birer darbe urdı. Birer darbla yıkdı ve gecdi. Kendü dahı yaralu idi. Yarasından  kan,  katı çok akdı. Takatı kalmadı ki askerden çıka gide. Kaza-i asumani yetişdi.  Gulüv kıldılar; o arada kementler atup Hüseyin Gazi’yi şehid ettiler....” [12]

Manzum  Battal-name’de ise Hüseyin Gazi’nin şahadeti şöyle anlatılır:

Na’re urdı hamle kıldı ol gazi

Kırdı kafir kan ile toldı yazı

Şöyle kırdı kafiri ol pehlevan

Bozdı saflar dökdi ten hem akdı kan

Akdı kanlar su gibi cereyan idüb

Kafirin ciğerini biryan idüb

Gendine urdılar oldı zahm-dar

Akdı kanlar yareden oldı naçar

Ol arada şöyle ceng itdi katı

Ol Hüseyn’in kalmadı hiç takatı

Diledi çıka çeriden dinlene

Yine cenge gele biraz eglene

Ol dem üstüne kemend atdılar

Çün giriftar oldı şehit itdiler

Canını bağışladı Mevla’ya ol

Dahil oldı Cennetü’l  mev’a’ya ol

Yine döndiler oradan ol çeri

Kal’aya geldiler kafir leşkeri    [13]

Hüseyin Gazi hakkındaki en geniş bilgi Hz.Peygamberin Sancaktarı Abdülvehhab Gazi Hazretleri ve Gaza Arkadaşları adlı kitapta mevcuttur.[14]

 

 



[1] . Kutlu Özen, Divriği Iğımbat Dağı’ndaki Hüseyin Battal Gazi Yatırı ile İlgili Rivayetler ve İnanışlar, Türk Folklorundan Derlemeler, l987, s.l46

[2]  Hasan Köksal, Battalnamelerde Tip ve Motif Yapısı, Ankara l984, s.38.

[3] Muhiddin Aslanbay, Seyyid Battal Gazi’nin hayatı ve Bazı Menkıbeleri, Eskişehir  l953,s.42

[4]  Burhan Paçacıoğlu, Battal-name, s.99

[5] Muhittin Aslanbay, Seyyit Battal Gazi’nin...,s.42.

[6] Muhittin  Aslanbay, Seyyit Battal Gazi’nin...s.54.

[7]  Muhittin Aslanbay, a.g.e., s.55.

[8] Hasan Köksal, a.g.e.,s.l38.

[9]  Muhiddin Aslanbay, a.g.e., s.55-56

[10] Burhan Paçacıoğlu, Battal-name, s.l02

[11] Muhiddin Aslanbay, a.g.e. s.55-56

[12]  Muhiddin Aslanbay, a.g.e., s.55-56.

[13] . Burhan Paçacıoğlu, a.g.t., s.l04.

[14] Necati Demir-Kutlu Özen, Hz.Peygamberin Sancaktarı Abdülvehhab Gazi Hazretleri ve Gaza Arkadaşları, Sivas 1996

Bu sitenin tüm hakları Yazar Kutlu ÖZEN' e aittir.Tecer Bilisim
© 2009 -yönetici girişi-