Yazar Kutlu ÖZEN
Aşık Veysel’in Maskı
(Yüzünün Kalıbı) Nasıl Alındı?...

Kutlu Özen

 

Son günlerde Aşık Veysel’in maskı konusu kamu oyunu o kadar meşgul eder oldu ki ister istemez bu makaleyi yazmak zorunda kaldım (1982). İleride Aşık Veysel’i her yönü ile tanıtan bir monografi yazıldığında bu makale kaynak alınsın istedim.

Şunu öncelikle belirteyim ki Aşık Veysel’in maskının alınması bir ekip çalışmasıdır. Bu ekip çalışmasına o yıllarda Atatürk Lisesi Müdürü olan Hocam Selahattin Aydemir, Dört Eylül Ortaokulu Resim Öğretmeni Özdemir Baran, Resim Öğretmeni Yusuf Toprak ve ben katılmıştım.

Benim, Aşık Veysel’in yüzünün kalıbını almam bir rastlantı sonucu olmuştur. Nitekim Sivas Folkloru Dergisi’nin Mayıs 1973  tarihli özel sayısında “Veysel’in Köyünde”  adlı bir yazım yayınlanmıştı. Ben o yazımda şunları yazmıştım:

“...Hastalığını duyduğum zaman çok üzülmüştüm. Birkaç defa köyüne gitmek, onu ziyaret etmek istedim; fakat nasip olmadı. Öğretmenim Selahattin Aydemir, Resim öğretmeni arkadaşım Özdemir Baran, Veysel’in  maskını almak istemişler, bana da uğradılar. Gerekli malzemeleri aldık, yola çıktık. Şarkışla ile Sivrialan köyü arasındaki uzaklık 30 km.’den fazla. Yol çok arızalı. Ancak Kaymakamlığını verdiği jiple gidebildik. Biz köye girerken rüyada gibiydik. Okulun bayrağı yarıya kadar indirilmişti. Köylüler damlarda, duvar diplerinde sessiz ve donuk gözlerle bize bakıyorlardı. Okul kapalı olduğu için öğrenciler sokaklarda siyah önlükleri ile Veysel’in yasına katılmışlardı.

“Veysel’in evi” dediler. Arabadan indik, içeri girmek için oldukça zorluk çektik. Çok kalabalık vardı. Civar köylerden de gelenler olduğunu söylediler. Evin iki odası var.  Bizi kapıdan girişte sol kol üzerine düşen odaya aldılar. Oda kapısının hemen karşısında bir sedir ve sedirin sağ köşesinde Veysel’in yatağı vardı. Veysel’in üzerini yatak çarşafı ile örtmüşlerdi. Yorganı katlayıp duvara dayamışlardı. Kapıdan girişte sol kol üzerinde bir sedir daha vardı. Pencere önünde ve sedirin üzerinde ziyaretçiler oturuyordu. Veysel’in yatağının baş tarafında ve köşede iki saz asılıydı. Birisi meydan sazı, diğeri cura idi. Bu köşede  ayrıca sağlığında çektirmiş olduğu fotoğraflar vardı. Diğer köşede ise Atatürk’ün büyük boy portresi asılı idi.

Biz odada iken içeriye bir kaç tane yaşlı kadın girdi. Veysel’in yüzündeki örtüyü açtı. Hep birlikte “Uyuyor!...” dediler. Biz de ölünün soğuk yüzünü ilk defa o zaman gördük. Başında her zamanki takkesi vardı.”

Yine aynı yazımda Aşık Veysel’in maskının alınma  işlemini birkaç satırla şöyle anlatmıştım:

“ Taziyeden sonra, küçük oğlu Bahri Şatıroğlu’na babasının maskını alacağımızı söyledik. Anlayışla karşıladı ve kabul etti. Alçıyı kardık ve yüzüne döktük. Bu sırada yanımıza Aşık Ali İzzet Özkan da gelmişti. Kalıp alma işi bittikten sonra Veysel’in ruhuna Fatiha okuduk.”

O zaman bu kadarla yetinmiş; fakat ayrıntıya girmemiştim.  Çünkü bu teknik bir konu idi. Ama bu makalemde istemiyerek teknik bir konuya da gireceğim. Artık bu kaçınılmaz durum oldu.

O yıllardaki Sivas Valisi Sayın Celal Kaya Can, Aşık Veysel’in ölümünden hemen sonra Selahattin Aydemir Hocamı aramışlar. Hocam da durumu Özdemir Baran’a ve yine resim öğretmeni olan Yusuf Toprak’a duyurmuş. Ben o yılarda Dört Eylül Ortaokulu’nda Türkçe öğretmeni idim.

Sabahın erken saatlarıydı; Selahattin Bey okula geldi. Özdemir Bey’le bir şeyler konuştu. Ben, kendilerine önemli bir şey mi var? diye sorunca:

- Aşık Veysel vefat etmiş, yüzünün maskını almaya gideceğiz, dediler.

Ben de kendilerinden beni de götürmelerini rica ettim. Önce razı olmadılar, sonra peki, dediler. Benden biraz zeytinyağı, bir eski naylon çorap ve bir miktar pamuk ile gazete kağıdı almamı istediler. Eve gidip malzemeleri aldım. Kendileri de hazırlıklı gelmişlerdi. Çimento Fabrikası’na uğrayıp tuğla çamuru da aldık.

Şarkışla’ya öğle üzeri vardık. Bir lokantada öğle yemeği yedikten sonra  Şarkışla Kaymakamı’na uğradık. Aşık Veysel’in hanımına ve çocuklarına hitaben yazılmış bir izin yazısı aldık. Köye öğleden sonra varabildik. Aşık Veysel’in cesedinin bulunduğu oda karanlık  olduğu için köylülerden lüks lambası istedik. Ayrıca bir de çalışma masası getirttik.

Sayın Hocam Selahattin Aydemir, karşı odada kaldı. Kalıp alma müddetince de bu odadan bize seslenmek suretiyle yardımcı oldu. Selahattin Bey gibi, Özdemir Baran da cenazeden korktuğu için mask alma işi bana düştü.

İlk önce  Aşığın kafasındaki takkeyi çıkardım. Sonra naylon çorabı kafasına geçirdim. Kalıp alınacak yerleri açık bırakmak suretiyle geriye kalan bölümlerini çamurla doldurdum. Burnuna pamuk tıkadım; gözlerini ince bir pamuk örtüsüyle kapadım. Bu işlemler bittikten sonra arap sabununu fırçayla yüzüne sürdüm. Ayrıca bazı yerlerine de zeytinyağı sürdüm. Bu işlemler bitince Özdemir Baran’ın kardığı alçıyı Aşığın yüzüne döktüm. Alçı dökme işlemi bitince Selahattin Bey, karşı odadan seslendi:

- Alçı ısınana kadar bekleyiniz!...

Rahmetli Aşık Ali İzzet Özkan, Bahri ve Ahmet Şatıroğlu ve diğer ziyaretçiler yanımızda idiler; bizi merakla izliyorlardı.

Kalıp donunca, benim gücüm yetmediği için köylüleri yardıma çağırdım. Köylüler Aşık Veysel’in yüzünden alçı kalıbı çıkardılar....Bu sırada kalıba Aşığın kaşı, kirpikleri ve bıyıkları yapışmıştı... Çocuklarının bu duruma üzüldükleri belliydi. Yanlış hatırlamıyorsam Bahri Şatıroğlu:

- Baba, hayatında çok eziyet çektin; şimid bile eziyet bitmiyor, dedi.

Köyden 21 Mart 1973 günü saat 16.00’da ayrıldık.

Aradan tam dokuz yıl geçti. Kimse aldığımız kalıbı arayıp sormadı bile. Geçen ay, Sayın Vali Yardımcısı Rahmi Yaldız Bey’i ziyaret ettiğimde:

- Sayın Rahmi Bey, gazetelerden okuyup öğrendiğime göre Aşık Veysel’in evi müze haline getirilmiş, biz bundan dokuz yıl önce Aşığın maskını almıştık, Veysel’in maskı müzeye konulursa iyi olur, demiştim. Sayın Rahmi Yaldız da:

- Kalıp kimde?..., diye sorunca:

- Sayın Kültür Müdürü Selahattin Aydemir’den sorunuz; çünkü bu işle o ilgileniyor, demiştim.

Birkaç gün önce(24 Mart 1982) Sayın Sivas Valisi Şükrü Er’e verilen, Aşık Veysel Müzesi’ne ve Aşığın mezarına konulan maskın  dişi kalıbı bu kalıptır.

Görüldüğü gibi Aşık Veysel’in yüzünün kalıbı bir ekip çalışması sonucu alınmıştır. Bu hizmette herkesin payı vardır.

(Türk Folkloru, Sayı: 40, Kasım 1982, s.10-11)

Bu sitenin tüm hakları Yazar Kutlu ÖZEN' e aittir.Tecer Bilisim
© 2009 -yönetici girişi-